Ramazan geldi. Aman, mümkün olduğu kadar laik bir şekilde sürdürelim de ülke gerilmesin!.. Zaten, deprem dolayısı ile şatafatlı iftar sofraları kurulmayacak. Yardımlar afetzedelere. O da iftar çadırları kurulmadan. Öyle olunca istismar deniyor. Her şeyin simgeleştiği veya sembolleşiyor sanıldığı bir ortamda ramazanın işi de zor!.. Devletinki de. İktidar mevkii, devletle Devleti karşı karşıya getirmesin diye Sn. Bahçeli ecel terleri döküyor. Bu da kaderin tecellisi. Türban ve YÖK olaylarında iki devlet farklı düşünüyorlardı. Bahçeli, ülkem önce gelir diye o tartışmaları nihayetledi. Öcalan''ın idamında ise direniyor. Çünkü, orada o kadar berrak ayrılık yok gibi geliyor, ilk bakışta. Hiç olmazsa o konuda dikileyim mi diyor. Milât, devletle milletin miracıdır, aslında. Buna hepimiz yardımcı olmalıyız. Herkes millî çıkar uğruna diyor; ama bu mefhumu yorumlamada ihtilâf var. Millî çıkarların da değişebileceğini, zamanla tâdil ve tanzim edilmesi gerektiğini hem devlet, hem millet bilmek zorunda. Tek doğru kalmıyor. Tek doğruya saplanıp kalan, bataklığını hazırlıyor. Biz değiştik diyoruz; ama lunaparktaki dönme dolaplar gibiyiz. Her yerinde sayışımız bir milât!.. 17 Ağustos''tan sonra milât meraklısı Polyannalar, "Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diyorlardı. Sanki, özlenen toplum için demokratik kalkış, sivil inisiyatif öne çıkacakmış gibi!.. Aynen Susurluk kazasından sonra tencere kapaklarını birbirine çırptığımız günlerdeki gibi! Ancak, son günlerdeki bazı kararlar
28 Şubat sürecinin devam ettiğini göstermektedir. Ve deprem, bu ortamda yeni bir başlangıç için vesile olmak yerine, kamunun dikkatini -can ve mal havliyle- üzerine odakladığı bir paratoner olmuştur. Bu çerçevede AB''ye girilirse herşey değişir iyimserliğine de katılmak mümkün değildir. Yine bu konjonktürde, sivil toplum inisiyatifleri taleplerini siyasi sisteme aktarırken, zihniyet ve uygulama metodolojisi olarak, adetâ askeri deyimlerle mevzii kapmak felsefesi içinde davranırlarsa; karşılarında daha katılaşmış bir cephe bulacaklardır. Savunulması mümkün olmayan kalelerin sırf bu inatlaşma yüzünden tutulması mecburiyeti karşı tarafın gururuna yediremediği ricatı yerine doğal refleksi haline gelecektir. Bu sarmala yakalanmış bir siyasi hayat gerginlikleri davet edecek, bu ortam hiç kimsenin işine gelmeyecektir. Statükonun muhafazasında olanları bile. Kısır döngüye kendini kaptırmış bir ülkede değişim için kimbilir kaç milenyum bekleseniz, boşuna olacaktır. * * * Milâtları boşuna saymak yerine "hicret"i düşünmek daha iyi olacak galiba.

