"Adriyatik''ten Çin Seddine... ""Türk Asrı"... Bu yakıştırmalar iki Türkiye Cumhurbaşkanına ait. Moral verici iddialar, ne kadar abartılıydı; mübalağa yansıttığı ölçüde eleştirildi. Ama, bugün ileriye baktığımızda içerdiklerinde gerçek payı da var. Bazı noktalardaki kırık-dökük hâlimize rağmen, XXI. yüzyılın Türkiye''ye ufuklar va''deden bir süreç olmadığını, olmayacağını kimse inkâr edemez. Global düzenin beklentileri ülkemiz üzerinde odaklanıyor. Bırakınız tek tek cihanda hatırı sayılır ülkelerin bizimle flörtünü, Türkiye için sanki uluslararası sistem özel rüzgârlar estiriyor. Adetâ, ilâhi bir "dürtü" sezinlemek mümkün. Türkiye''nin tarihin bu meydan okumasına cevap verecek basireti ve iradeyi göstermesi lâzım. O nedenle, ülkemizin milenyum hedeflerini adetâ bir "Misâk-ı Milli" olarak iki kategoride ele almalıyız. İlki, "yaraların sarılmasıdır." Bundan kastım; üç sahadır. 1. Deprem afetinin sonuçları (nedenleri ile) giderilmelidir. 2. İster PKK, ister Güneydoğu Anadolu, ister Kürt sorunu deyin; hangi kıstasa göre değerlendirirseniz (stratejik, bölgesel, etnik, ekonomik) değerlendirin; bu sosyal felâketin yaralarının da her türlü entegrasyon gayretiyle sarılması birinci derecede zorunludur. 3. Af buyrun; ama, irtica ile mücadele sürecinde küstürülen mütedeyyin insanların da yeniden sisteme kazandırılmaları, "yabancılaşma"larına izin verilmeden gerçekleştirilmelidir. İkinci kategoride, dış kaynaklı hedefler yer almakta. Yeni "Ergenekonlarımız" bunlar. 1. AB''ye uyum, her türlü kompleksten arındırılmış bir zihniyetle ele alınıp, sonuca ulaştırılmalıdır. 2. Türkiye''nin Turan ile ilişkileri doğru, makul bir çizgide geliştirmeli, ülkemiz muhakkak "Avrasya Kaplanı" tanımlamasına uygun bir hâle getirilmelidir. Mesele, tabiî ki, dahilî dönüşümleri ihtiva ediyor.
Uluslararası hedefler, iktisadî transformasyonumuza, o da siyasî-bürokratik yeniden yapılanmaya bağlıdır. Bu yeniden yapılanma öyle hassas dengeler istiyor ki; Dine karşı çıkmakla da olmaz, teokrasi özlemleriyle de. Öcalan''ı asalımla da varılmaz, onu sözcü olarak görmekle de. Etnikliği reddederek de varılamaz, etnikliği imtiyazlaştırarak da. Mafyayı sorgulamakla da gerçekleştirilemez, öğretmen istiyorum diyen ilkokul çocuklarını hakim karşısına çıkararak da!.. Mesut Yılmaz''ın söylediklerini DSP veya MHP söleyebilseydi (vurgu farklarıyla da olsa) bir mânâ ifade edebilirdi. Bence Türkiye''nin çıkışı, bu iki partinin "derin" potansiyelindedir. Ama, onu çıkartabilecekler mi, kendilerini aşabilecekler mi? Bu da kendilerinin bileceği iştir.

