Kaydet
a- | +A

Vay canına sayın seyirciler; birlikte neler yaşayıp, neler görüyoruz. Hepsini sizle paylaşacağız!..

Ama, önce satırbaşlarıyla da olsa bazı şeyleri hatırlatalım. Yunanistan''la dostluk tavsıyor mu? Aslında, oğul Papandreu''nun Ankara ile dostluk konusunda samimi olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki, Dışişleri Bakanlığı''na hakim değil. Türk düşmanları genç bakanın Atina''nın Türkiye rotasını değiştirmesinden şikâyetçiler. Dahası, Avrupa Birliği ile ilişkilerden sorumlu bir başka bakanlık da var, Yunanistan''da ve o koltuğa oturan Br. Papazoi hâlâ ananevî Türk kuşatılmışlığı kompleksi ile davranıyor ve tabii ki, Türkiye''yi AB''de istemiyor. Engel çıkarılması için Brüksel''de uğraşıyor.

İşte, bu kavşakta Sezer''in Bulgaristan ziyareti ile başlayan Balkan turu önemlidir. Neresinden baksanız, Türkiye aynı zamanda bir Balkan ülkesidir. Hattâ, Balkanlar''da Ortodoks+Slav işbirliğine karşı Ankara Doğu-Batı Koridoru adı altında alternatif bir güvenlik kuşağı oluşturmaya -kaç zamandır- uğraşmaktadır. Bu çerçevede Bulgaristan, Makedonya, Romanya ve Arnavutluk''un önemi Ankara için büyüktür. Cumhurbaşkanımızın o yörede bulunması bu ilişkileri canlandıracak ve ileriye yönelik oluşumların harcı atılacaktır.

Bu arada Türkiye AB için "Ulusal Program"da yapabileceklerinin sentezini çıkarmalı ve sunmalıdır. Kimse bu programın kriterlerle "birebir" çakışmasını beklemiyor. Yapabileceğinizi taahhüt ediyorsunuz. AB ise o sahada mesafe almanız için sizinle görüşüyor, ortak komiteler kuruyor ve uygulamada size yardımcı oluyor. Bundan önceki adayların geçirdiği safhaları bilenler şahittir. Üstelik, tarım ve tekel konularında AB, koşulları yerine getirmediği halde Türkiye''ye -şimdilik- anlayışlı davranmaktadır.

Şurası açıktır.

Türkiye yeniden yapılanmak zorundadır.

Avrasya hakimi olmak için bu dönüşüm şarttır. Aksi taktirde Türkiye, tarihin akışını dahi engelleyen bir takoz işlevi görmektedir.

Değişim sadece kurumsal değil.

Şahsî boyutu ile de ele alınmalı.

Ne AB, ne Yunanistan! Bize en büyük zararı biz veriyoruz.

Laikliği, Türklüğü veya İslam''ı temsil ettiğine inanan kitleler, kurumlar ve kişilerin zaaflarının doğurduğu neticeler temsil ettikleri değerlere şâmil kılınıyor.

28 Şubat bahane!