Hükümet ekonomiyi "yoğun bakıma" aldı. Ve "kortizon" vurdu.
Malî Milâtın geri alınması, vergide rahatlama bir nevi mecburiyetten o "büyük" reformdan geri adımlar.
Bu reform kayıt dışıyı ve kara parayı alt etmek için gerçekleştirilmişti. Hem ekonomi perişan oldu, hem halk. Ki Ankara "adeta pişmanlık yasası" gibi ricat etti.
Doğrudur, kayıt içi ve ak para da bu "reform" ile mağdur olmuştu.
Şimdi, kimileri çıkacak Temizel adeta "komünizan" bir stille hepimizi tedirgin etti, diyecek. Belki bazıları bu "reform", global krize rastladı, ondan meyvesini yiyemedik, çekirdeği boğazımıza takılmıştı, diyecek. Bunu söyleyenler kısmen haklı da sayılacak.
Ama, şu var ki, altını çiziyorum. Bu ricat, Türkiye ekonomisinin ne kadar kayıt dışı ve kara paraya bağımlı olduğunu göstermedi mi?
Öyle mağdur olduk ki, razıyız, geri gelsinler dedik. Demeye getirildik. Hani bir zamanlar birileri için "Onun için rüşvet alıyor diyorlar. Alsın... Adam hiç olmazsa iş yapıyor" dediğimiz gibi!..
Türkiye''de aslında, medya dahil, kimse temiz toplum istemiyor. Kendimizi kandırmayalım.
Bir dakika karanlık eylemleri göz boyamaca idi, herhalde.
"Pişmanlık" ekonomisi ile çetelerle, mafyalarla nasıl mücadele edilecek?
"Benim batak çekimi tahsil eden çete yaşasın!" zihniyetiyle bir toplumda bireycilikten kamu ahlâkına geçemezsiniz.
İdrâk ve itiraf edelim, biz (sınıf, mezhep, etnik grup farkı olmaksızın söylüyorum) fedakarlık etmek istemeyen, edemeyecek bir toplum olduk.
Zenginliği hak görüyoruz; ama "fast food" gibi önceden pişmiş hamburgeri yutalım diyoruz.
Tabii, benim de ailem, bakmakla mesul olduğum insanlar var: "Bekara karı boşamak kolay" tipolojisine girmiyorum. Ve tahammül ediyorum.
Ne var ki, ben daha fakir bir ülkede yaşamaya razı olurdum.
Yeter ki, o ülkede dürüstlük "enayilik" sayılmasın.
Kaldırımları bozuk olsun, ama belediyesinde yolsuzluk olmasın.
Bazı şeylerin yoksunluğunu çekeyim, ama bunu milletvekillerimle de paylaşayım.
Gayri safi milli hasılam düşük olsun, razıyım, ama insanî gelişim çizelgesinde ülkem küme düşmüş olmasın.
Daha küçük bir evde oturmaya razıyım, yeter ki mahallemde yürürken "ahlâki dejenerasyon" sahneleri ile karşılaşmayayım.
Anladınız demek istediğimi... Listeyi uzatmayayım. Ben eski kafalıyım. Bağışlayın.
Modası geçmiş fikirleri savunuyorum.
Hatta bazılarına göre bunlar bir tür ilkel "komünizm" bile sayılabilir. Ve kınanabilir.
Bir ülkede 68 kuşağı bile bu kadar kompradorlaşırsa, sosyalizmi savunmak bizim gibi sağcılara (!) düşüyor.
Endişem şu; bir millet bu kadar rahatına düşkün olmuşsa, Allah göstermesin, dış tehdit, işgallere karşı da "bağışıklığını" kaybetmiş demektir.
Milli Mücadele''yi vermiş o kuşağın mahrumiyetler içinde bile nasıl mert ve çelik kalışından uzağız gibime geliyor.

