Kaydet
a- | +A

Ahmet Mete Işıkara adı Mr. Deprem''e çıktı. Nihayet, bir açıklama yapıp, milleti rahatlattı. Bu açıklama Ecevit telkini ile mi yapıldı, kaç richter''lik gerçeği yansıtıyor, bilemem.

Ama, gerek bizim Kandilli Rasathanesi müdürü, gerek diğer (birbiriyle kapışan, örtüşen) deprem uzmanları milleti son günlerde sinirlendirmiş olmalı ki; basın "Artık sussunlar!" diye feryat etti.

Moral bozuyorlar, zahir.

Zaman zaman bu milleti anlamakta zorluk çekiyorum.

Ne yapsanız yaranamazsınız, azizim.

Hemen geriye döndüm. Hani o Çernobil Faciası günlerine. Orada da sorumlu mevkiide, yetkili olan yine bir üç isimli zat vardı. O da Işıkara gibi bir Ahmet''ti: Ahmet Yüksel Özemre. O da profesördü. Atom Enerjisi Kurulu Başkanı.

O günlerde yeri göğü inlettik.

-Özemre niye susuyor? Konuşsun. Gerçekleri söylesin.

Özemre, az konuştuydu. Teskin ediciydi. Tehlike yok dedi. Ciddi idi.

Ona da kızdınız. Sakladı dediniz. Yanılttı, dediniz. Hocanın hayatını mahvettiniz. Karalamalar ile.

Şimdi Işıkara çıksa da hani biraz yalan da olsun, ihtiyacımız var ruhi durumuna geldik.

Çernobil-Gölcük...

Farklı yaklaşımlar.

İkisi de yaranamadı size.

Üçüncü bir yolu var mıdır, ben bilemiyorum.

Bırakınız diğer hisseleri, şu kıssa bile Türk milleti hakkında bir alışkanlığı vurguladı.

O da çelişkiye hazır değiliz. Sevmiyoruz.

Ne kadar ilmî olursa olsun, farklı fikirleri istemiyoruz.

Ya bir mutlak doğru olsun. Yani, bir fikir, diğerinin fay hattını kanırtsın, ötekileri enkaz altında bıraksın.

Ya da fikirler biraraya gelip, törpülenerek uzlaşsınlar. Oradan taviz, buradan hoşgörü ve bir yerde buluşulsun!

Ezcümle, herkes kendi konumunda, o duruşunu muhafaza ile; ayrıca ne kadar çelişkili olsa da farklılıklarla birlikte yaşamayı istemiyoruz.

Oysa ki, demokrasi çelişkilerin birarada yaşayabileceği çoğulculuğun adıdır.

Şimdi, psikolojimiz ve kültürümüz açısından boyumuzu ölçün!..

Çare: Deprem Araştırma Komisyonu, "RTÜK eliyle yasak uygulanmasını" istemiş.

Yasak! Yani sansür.

Biz istiyoruz. Bir zamanlar 12 Eylül''ü istediğimiz gibi.

Bu da bize özgü bir yaklaşım.

Bir başka alışkanlığımız daha var. O da şu:

Uzmanlar tartışırken kimi zaman basına bilgi sızdırarak tartışmayı "ödenek hangi üniversiteye gidiyor" kavşağına sokuyorlar.

Bu da maddî konu. Çıkar.

Bir özelliğimiz daha var. Biz bu depreme alışacağız. Depremkolik olabiliriz. Ve bir gün gelip deprem riski bitti, deseler. Ararız onu.

Enflasyon gibi zararlı şeylere öyle ülfet kesbediyoruz ki, ayrılamıyoruz.

Devlet depremin altından kalkıyor.

Ya biz ne zaman çıkacağız?