Neredeyse devlet olarak yağmur duasını teşvik ediyoruz. Belediyeler, TEAŞ yetkilileri, meteoroloji uzmanları ve diğerleri; "Dua ediyoruz, dua edelim" diyorlar. Bunlar laikliğe aykırı değil mi?!. Laiklik, dünyevi işlere kutsalın karıştırılmaması ise bu iş, o ilkeyi ihlâl ediyor. Laiklik, eğer devlet/din ayırımı ise, bu iş o ilkeyi de ihlâl ediyor. Üstelik, bu dua çağrıları "alenî" de yapılıyor.
Ekran önünde çağrılar, filan... Yaa, Allah''tan başka gerçek sığınılacak merciî yok değil mi? Hani din sosyal alana taşmayacaktı? Hani din, kamusal alandan yalıtılacaktı? Ne garip bir ülkeyiz.
Din, ne siyaset, ne iktisat için istismar edilmeli, kabul. Ama, gerçek ve çağdaş bir laikliği de bulmak lazımdır. Öyle ki, laiklikle inanç özgürlüğü nerede ise aykırı şeylermiş gibi davranıyoruz. Bir kesim laikçilik yapıyor. Ötekisi, inanç özgürlüğünden dem vuruyor. Kimse, laikliğin içini inanç özgürlüğü ile doldurmayı düşünmüyor. Samimi olmak gerek. Ötesinde, komplekslerden arınmak gerek. Çünkü, gülünç oluyoruz. Öylesine "kuruduk" ki, eşyadan başlayarak. Susuz kaldık. Erksan''ın filminde olduğu gibi kuraklık "Susuz Yaz"larda olurdu. Kışın ortasında böyle kuraklık!.. Bunda da ekolojiye bağlayın da çıkın işin içinden!.. Su... Susuzluk derken, geldik Susurluk''a. Susurluk aydınlansın diye Katolik usûlü kilise mumları adadık. Yaktık. Söndürdük. Sonunda bugüne geldik. Bu karar nedir, ben çözemedim. Doğrusu, o kadar yakından takip ettim. Ne var ki, ben işin içinden çıkamadım. Susurluk''ta ne oldu? Derseniz bilmiyorum. Anlayan varsa beri gelsin. Aydınlananlar, meçhûllerin yanında solda sıfır kaldı. Yağmur yağsa da karalarımızdan arınsak! Susurluk''la susuzluk niye aynı günlere rastladı mânâsını çözmekle meşgûlüm.

