Değerli okurlarım, zaman zaman bu sütunda teorik açıklamalarda bulunuyoruz.
Ağır ve teknik oluyor diye, ne olur, bana kızmayın, gücenmeyin (makaleyi de okumazlık etmeyin.)
"Hipotetik" ortamda değerlendiriyoruz.
Ne yapalım, Türkiye''de bazı şeyleri yazmak... (Burasını istediğiniz gibi doldurun.)!..
Efendim, yargı bağımsızlığı önemlidir diye hep vurgulanır. Hukukun üstünlüğü vs... Hani Kopenhag kriterlerinde de bu var. Sami Selçuk''un konuşmasında da...
Ne demek bu?
Şu demek: Hukuk bağımsız olmalı yani "siyasallaşmamalı" demek. Hani din siyasallaşınca nasıl iyi olmuyorsa öyle bir şey. Hukukun siyasallaşması da kötü!..
Bu ne demek? Korkulan ne: İktidara gelen partinin komutası altında bulundurduğu hakim/savcılarla partizanlık yapması. Eşitlik ilkesine aykırı şekilde muhaliflerini sindirmesi, taraflarını kayırması. (Bir ara CHP''li Moğultay''ın suçlandığı gibi.) Yani, hukuk (daha doğrusu yargı) ne kadar "pür" (saf) olursa; o kadar vatandaş kendini yasalar önünde eşit hisseder. Kimilerinin sırf siyasi etiketi yüzünden "farklılaştırılmış" bir hukuk üstünlüğü, dokunulmazlığı olmaz.
Yani, yani... Savcı ve hakimler hükümetten, aman bunlar beni sürgün ederler korkusu olmadan adaleti, vicdanları ile başbaşa kalarak dağıtırlar.
Ne güzel, değil mi?
Pekiî, bu yeter mi?
Yetmez, yargının cebi ile işi arasında tıknefes kalmaması lâzımdır ki, ekonomik çıkarların ihtilâfında adalet dağıtıcıları korkusuz olsun. (Nitekim, bu husus Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından geçmişte ifade buyurulmuştur.)
Başka?
Acaba yargı bağımsızlığı ister sivil toplumdan kaynaklansın, ister devlet içinde konuşlanmış olsun; çeşitli düşünce/baskı odaklarından "yalıtılmışlığı" da ihtiva etmez mi?
Birileri, hukuk sistemi içinde, anayasal dahi olsa, bazı güçlere adetâ yaranmak için çıkışlar yaparlarsa, bu yargının bağımsızlığını ihlâl eder mi, etmez mi; bunlar derin konulardır.
Kısacası, devlet reformu derken, demokratikleşme derken, yeniden yapılanma derken yasama ve yürütme gibi yargıyı da ele almak bir zorunluluk değil midir?
Bir konuşmasında Demirel, "demokrasilerde siyasi sistem vatandaşı devlete karşı korur" demişti. O zaman ne dediğini pek anlayamamıştım?!..
Son Merve Kavakçı olayı, (galiba) bu hususta bir örnek mi teşkil ediyor diye sormak istiyorum.
Yine acaba, DGM Başsavcısının (iddia edildiği gibi) hukuk dışı eylemi, siyasi sistemin yargıya (mecburi) müdahalesi ile gereksiz gerginlik giderilmiştir, diyebilir miyiz? Maalesef evet. Burada siyasi müdahale kamu vicdanını rahatlatmıştır.
Ancak, Ecevit''in isyanı bütün kesimlerce onaylansa da, bir yerde yanlışı yanlışla düzeltmek de olmuştur.
Bu ortamda keşke hukukçular daha özenli olabilseler. Başta DGM...
Yargı, kendi bağımsızlığını savunurken, arada özeleştiri ve çekidüzen konusunda da duyarlı olabilse.
Sami Selçuk''u savunmaya gerek yok.
Hadiseler, dediklerini doğruluyor mu, nedir?
Bakınız, kimse alınmasın. Zaman herkesin kendi davası uğruna mevzii kazanması dönemini aşmıştır. Şimdi topyekûn el ele vererek sistemi yeniden kurmak mecburiyetindeyiz.

