Artık eski alışkanlıklardan kurtulmamız gerektiğini her vesile ile yazıyorum. Bilmiyorum, nüfuz ediyor mu?
Bugün de size üç örnek olaydan söz edeceğim.
İlki, bir güldürü sanatçımızın ayrılması ile ilgili.
Boşanma ikinci planda kaldı. Şimdi elâlem ilk kez adam ve eski eşinin kazandığı parayı diline doladı.
"Vay be! Ne meblağlarmış!" diyen diyene.
Millet başkasının kazancına çok meraklı oldu.
En bayıldığımız şey de, Defterdarlığın ilân ettiği hangi sanatçı kaç para vergi ödeyecek veya kaçıracak listesi...
Böyle bir ülkede kapitalizm olmaz.
Sadece ilkel bir komünizmi beslersiniz!
Bu rakamları gören insan çalışmaz, işinden soğur, dünyaya küser, vurgun, avanta, tokat arar. Mafyacılık artar.
Yüzsüzleri teşhir aslında doğru bir yöntemdir.
Ama, sorarım: Kaç kişi o listede çıkan alınganlık gösterip, vergisini yatırıyor? Veya yatıramayan gidip Japon gibi intihar ediyor, onuruna yediremeyerek? Adamın adı iktisat sayfasında gazetenin vergi yüzsüzü, aynı gazetenin ilâvesini alıyorsunuz, magazin ekinde mankenlerle para yiyor! Aman, alkışlar, teşhir ve terzil işi iyi sonuç getirmiş hani!..
Bir de havada uçan rakamlar var.
Efendim, şu yıldız şu kadar bin dolar alıyor, kabilinden. Bir kere, çoğunlukla bu da doğru değil.
Bu beyler/hanımlar; fiyatlarını yükseltmek için anlaştıkları meblağlara bir sıfır da kendilerinden ekliyorlar! İleride başka bir kanalda çıkarsam, piyasam yüksek olsun diye!..
İkincisi, bu kanallar da o parayı hop diye vermiyor. Takıyorlar anlayacağınız. Enflasyon o miktarları kemirdikten sonra ya ödüyorlar, ya el koyuyorlar.
Bir başka nokta da şu: Kazanan helâlinden kazanıyorsa, bırakın kazansın.
Siz yolsuzlukların üzerine gidemiyorsunuz, takıyorsunuz, canını dişine takmış adamın kazancına!
Bill Gates Türkiye''de olsaydı, ABD''den beter ederdik herifi. Asil Nadir''i nasıl harcadığımızı, yolduğumuzu unutmayalım.
Başka öyküleri de unutmayalım: Hani aslansın, kaplansın deyip, gaza getirip, devlet ihalelerine teşvik edip, sonra balonunu söndürdüklerimizi!..
Ama, bu arada sessiz, sakin götüren götürüyor. Gelelim, bir başka konuya! Kapitalizmde servet imrendirilir. Fakirlik aşılmak istenen merhâledir.
Oysa ki, Türkiye''de iş yapan, para kazandıran fakir-fukara istismarıdır.
En büyük güldürü ustaları, zavallılığı işler, oradan dolarları kazanır.
En büyük ses sanatçıları Güneydoğu Arabeski ile ya da varoş perişanlığını terennüm eder, dolarları kazanır.
Filmler de öyle!
Sizce bu işte bir yanlışlık yok mu?
Yazının başında bir-iki örnek olay demiştim.
Yetmedi yer, yarın devam inşallah.

