Kaydet
a- | +A

İran''ı suçlayan "Umut Operasyonu" maalesef kuşkularla doludur ve bazı suçluların suçsuz olduğu yetkili mercilerce itiraf edilerek, bir anlamda operasyon "fiyasko" çıkmıştır. Şah''ın devrilmesinden sonra İran''dan 1 milyonu aşkın İran vatandaşı Türkiye''ye gelmiştir. Elbette bunların içinde art niyetli olanların bulunması tabiidir. Türkiye''ye gelenler içinde İran rejimi muhalifleri çoğunlukta olmasına rağmen, rejimin adamları da var idi. Maalesef rejim muhalifi olarak iade edilenlerden 83''ü hemen idam edildi. Türkiye bunların idam edileceğini bile bile iade etti. Halbuki Osmanlı kendisine sığınanları asla iade etmemiş, hatta birkaç defa bu ihtilaf Osmanlıyı savaşa mecbur etmiştir. Bu 83 kişinin en azından Avrupa''ya gitmesi temin edilebilirdi. Ya da iadeyi idam edilmemek kaydıyla anlaşmaya bağlayabilirdi. Maalesef Türkiye yakın zamana kadar İran rejim muhaliflerine karşı istihbarat yapma serbestisine göz yumdu.

20 yıl içinde İran rejimine muhalif 200 kişi öldürüldü. Bunlar, İran''dan gelen SAVAK mensubu ya da İran rejimine sempati duyan kişi veya taşeron örgütler tarafından öldürülmüştür. 200 İranlı muhalif öldürüldüğünde suçlular bulunamadı ve hatta doğru dürüst soruşturma ve inceleme bile yapılmadı. İlk günlerde PKK ile mücadele eden Hizbullah teşkilatının destek gördüğü iddialarına temas etmiyorum. Bu iddiaların ne derece gerçek ya da gerçek dışı olduğu şüphesiz yakın gelecekte ortaya çıkacaktır. Türkiye; Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya arasında "Ortak ev" (köprü) olmalıdır. Fakat her geçen gün bu bölgelerden siliniyoruz ve giderek genişleyen bir tecrit duvarı ile yanlızlaşıyoruz. Kurucusu olduğumuz ECO toplantısına Cumhurbaşkanının katılmayışı bu tecrit politikasını artırmıştır.

ECO''ya katılmayan Türkiye, ABD''yi memnun etmenin yanında, İsrail ve İran''ın ise Orta Asya, Ortadoğu ve Kafkasya''da etkinliğini artırmıştır. İran, ECO''nun başkanlığını ve genel sekreterliğini ele geçirmiştir. Türkiye bir nevi "pire için yorgan yakmıştır." Cumhurbaşkanının ECO zirvesine gitmemesi İran ile ilgili değildir. Tahran''da zirve çok taraflı zirvedir. Bu zirveye Orta Asya Türk Cumhuriyet liderleri de katılmıştır. Türkiye bir nevi bindiği dalı kesmiştir. Bu zirveye gitme İran''a özel ziyaret değildir. Daha önce tutuklanıp kaçan ve İran rejimine kızgın ve intikam için Türkiye''ye sığınan bir ajanın söylediklerine CIA bile inanmamıştır. Ama CIA ve MOSSAD ve bunlara destek veren bazı medya, Türkiye ile İran''ın arasını açmakla kalmamış; ECO''daki bugüne kadar lider olan Türkiye''yi ikinci hatta üçüncü sınıfa düşürmüştür. Türkiye-İran sınırı ABD tarihinden eskidir. Osmanlı ve Cumhuriyet devrinde rejimler ne olursa olsun dost görünmüşler fakat her ikisi de birbirinin açığını arayan rakip ülkeler olmuşlardır. Çünkü Hıristiyan Batı ve Siyonizm emperyalizmi bu iki komşu ülkenin gerçek dost olmasını ve münhasıran ekonomik işbirliği yapmasını başarılı bir şekilde önlemişlerdir. ABD, "hasım" ilan ettiği İran ile Türkiye''nin yakınlaşmasına karşıdır. ECO''daki etkinliğimizi kaybetmemiz ABD''nin senaryosudur. İslam Konferansı Teşkilatı Başkanlığına aday olan Türkiye''nin bu şekilde başkanlığı da tehlikeye girmiştir.