Kaydet
a- | +A

20. asır ideolojiler, sapık inançlar ve bir yığın doktrinler asrıdır. Pedagoglara göre 20. asır tarihe "Propaganda asrı" olarak geçecektir. 21. asır ise demokrasi, insan hakları ve temiz inançların hakim olduğu asır olacaktır. Bununla birlikte insanlar sapık inançlardan giderek kurtulacak "Hak" ve "Hakikate" doğru adım adım yaklaşacaktır. Dünyayı, içinde bulunduğu bu çıkmazdan, bunalımdan kurtaracak yegâne reçete ise, yaratılanların en efdali, güzeller güzeli, şan ve şerefi çok çok yüce, Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed''in ahlâkı ile şereflenmekle mümkündür. O''na ne kadar yakın olursak dünya ve ahiret saadetimiz o derece yüksek olacaktır. Ne kadar uzaklaşırsak bela ve felaketler zinciri o derece artmış olacaktır. Kazanç ve kayıp bu formülle doğru orantılıdır.

Birkaç yıldır Türkiye''nin gündemine giren "Satanizm" ortaöğretim çağındaki gençler arasında yayılmaktadır. Amerikalı Anton Szandor, dünya gençlerini dinlerinden koparmak için Nisan 1996''da Satan Kilisesini kurmuştur. Sapık inancı Satanizmin 9 ilkesini, "Satanizmde 9 Günah ve 11 Satanizm Kuralı" isimli kitapları ile açıklamıştır. İnsanlar yemek, içmek, uyku, neslini idame, hayatını devam, meslek vesair ihtiyaçlarının üstünde "inanmak" ihtiyacındadırlar. Genç nesillerin temiz ve saf kalpleri Allahü tealanın ve sevdiklerinin sevgisinden mahrum bırakılırsa, gerçek imanın boşluğunu inançsızlık, ateizm ve bir yığın sapık inançlardan biri ya da birkaçı o temiz kalpleri ifsad eder. Basında yer alan ve resmi makamlara atfen verilen bilgiye göre Türkiye''de "satanist"lerin (şeytana tapan) miktarı 300''dür. Bu rakam gerçek sayıları değildir, aslında sayıları fazladır. Ama genç nesillere gerçek dini terbiye ve eğitim verilmezse en az 10 yıl sonra sayıları yüzbinlerce olacaktır. 1979 yılından bu yana Yeşilay Cemiyeti''nin Genel Sekreteri ve Yeşilay Dergisi''nin Yazıişleri Müdürüyüm. 40 yıldır bütün mesaisini maddi hiçbir menfaati olmaksızın Yeşilay''a vakfetmiş Genel Başkan Selahaddin Kaptanağası, hükümeti, bakanları, milletvekillerini, anayasal kuruluşları ve milli eğitimi adeta bıktırırcasına uyuşturucu afeti ile ikaz etmiştir. 20 yıl içinde en az 10 eser (yüzlerce sayfalık) ve 300''e yakın broşür neşredildi. Resmi makamlar bu ikazlara kulak vermediler. Uzağı göremediler. Tehlikeyi küçümsediler. Türkiye için henüz tehlikeli boyutlarda değil diye, bize cevap verdiler. 13 Eylül 1999 tarihli Türkiye gazetesinin birinci sayfadaki manşetine göre: "Sağlık Bakanlığı''nın 7 büyük ilimizde bulunan lise ve dengi okullarda yaptırdığı araştırmanın sonuçları tüyler ürpertici. Öğrencilerin % 8.5''i esrarı, % 4''ü eroini, % 4''ü kokaini sürekli kullanıyor. (Toplam %16.5) Lise çağındaki öğrencilerimizin % 71.8''i uyuşturucu kullanmıştır. 9-12 yaş grubundaki çocukların % 35''i uhu, bally, tiner gibi yapıştırıcı ve uçucu madde kullanmış ve bunların % 6''sı bağımlı hale gelmiştir."

1980''li yılların başında uyuşturucu madde bağımlısı gençlerin sayısı % 1 ve birkaç defa kullananların sayısı % 5''e yakın idi. Yakında AIDS''de patlama olursa şaşırmayın. Yazımı kıymetli dostum Prof. Dr. Mim Kemal Öke''nin "Hırsız olsun arsız olsun yeter ki laik olsun!" yazısının bir bölümünü önemine binaen arzederek bitirmek istiyorum: "Suçlu kim? Ortamı bu hale getirenler mi? Sistemi yolsuzluğa ve pisliğe bulaştıranların bazıları mazeret için ya irticaya karşı, ya bölücülüğe karşı mücadele veriyormuş havasına bürünüp bir tür sosyal "dokunulmazlık" zırhına bürünürlerse; Bazı çevrelerde "Aman ha, arsız olsun, yolsuz olsun, yeter ki laik olsun" zihniyetiyle bazı şeyler sineye çekilirse; bir ülkede bazıları irtica ile mücadeleyi "anti-İslamizm"e kadar sürüklerse; Bu gidişin önü alınamaz (...) Bu yanlışlar Türkiye''yi çocuklarımızı gönül rahatlığı ile yetiştirebileceğimiz bir ülke olmaktan çıkarıyor. Türkiye''nin yarınını kaybediyoruz. Gençlerimiz ya "lanet olsun" deyip bu ülkeden bir an önce Amerika''ya kaçmayı düşünüyor; ya da bu ülkeden, insanından intikam alırcasına şeytancılığı savunuyorlar..."