Ebu Hüreyre şöyle anlatmışdır: Resulullah efendimiz bir gazada bana, "Ey Eba Hüreyre, yanında yiyecek bir şey var mıdır" buyurdu.
Ya Resulallah, dağarcıkta birkaç tane hurma var, dedim. Getir, buyurdu. Ben de götürdüm. Mubarek elini kabın içine soktu ve hurma çıkardı. O hurmaya mubarek elini sürdü ve dua etti. Sonra bana, Eshabdan on kişi davet eyle buyurdu.
Çağırdım, geldiler ve o hurmalardan yediler. Onlar gidince, on kişi daha çağır, buyurdu. Yine on kişi daha çağırdım, gelip onlar da o hurmalardan yiyip gittiler. Böylece bütün orduyu onar onar davet ettim. Hepsi hurmalardan yiyip doydular. O kabın içinde yine hurma vardı.
Resulullah bana, bu kabı sakla, elini içine sok, ağzını aşağı çevirme, buyurdu. Resulullah hayatta iken her ne zaman elimi o kabın içine soksam, hurma çıkarıp yerdim ve halka da dağıtırdım.
Hazret-i Ebu Bekr''in, hazret-i Ömer''in ve hazret-i Osman''ın halifelikleri sırasında bu hal aynen devam etti. Hazret-i Osman''ın şehid edildiği gün benim evimi de yağmaladılar ve o hurma kabını da almışlar. º º º Raşid bin Abd-i Rabbih şöyle anlatmıştır:
Birçok kabilenin taptığı Süva adında bir put vardı. Bazı kabileler bana, Süva putuna götürmem için bir takım hediyeler verdiler. Giderken yolda bir başka putun yanına uğradım. O putun içinden "Abdülmuttalib oğullarından bir Nebi çıktı. Zinayı, faizi ve putlar için kurban kesmeyi haram etti..." diye bir ses işittim.
Bir başka putun içinden de şöyle bir ses geldi: "Tapılmakta olan dımad terk edildi. Namaz kılan, oruc tutmayı ve zekat vermeyi emreden bir Peygamber çıktı."
Bir diğer puttan ise: "İsa bin Meryem''den sonra Peygamberliğe ve hidayete kavuşturmağa varis olan kimse Kureyş''ten Ahmeddir" diye bir ses geldi.
Sonra Süva adlı putun yanına gittim. Baktım ki iki tilki o putun çevresinde dolaşıyorlardı. Dilleriyle putu yalıyorlar ve yanına konulmuş olan hediyelerden yiyorlardı. Sonra da ayaklarını kaldırıp putun üzerine bevlediyorlardı.
Bu hadise Resulullahın Medine''ye hicret ettiği sıralarda olmuştu. Bunlar başımdan geçtikten sonra, Medine''ye gittim. O zaman benim adım Zalim idi. Yanımda bir köpeğim vardı. Onun adı da Raşid idi.
Resulullahın huzuruna varınca adımı sordu. İsmim Zalimdir, dedim. Köpeğimin adını sordu, Raşiddir dedim. Senin adın Raşid, köpeğin adı Zalim olsun buyurdu. Ben iman edip, müslüman oldum. Sonra Resulullahtan kendi memleketimde bir yer istedim. Bana, bir at koşumu ve üç taş atımı genişliğinde bir yer verdi. Bir matara da su verdi. "Bu suyu sana verilen toprağa dök. Su senden artarsa halkı ondan men etme, onlar da alsınlar" buyurdu. O suyu götürüp kendisine ayrılan toprağa dökdü. Oradan bir tatlı pınar çıktı. Oraya hurma ağaçları dikti. O diyarın halkı şifa niyyetiyle o pınarın suyu ile yıkanırlardı. O suyun adını Ma''ür-Resul (Resulullahın pınarı) koydular.
Yarın: Onunla mücadele eden pişman olur

