Kaydet
a- | +A

Bugün de Elazığ Müftüsü Sayın Doçent Doktor Fikret Karaman''a teşekkürle başlıyorum. Cenazeyi alkışlamakla ilgili gönderme lutfunda bulunduğu yazısından dolayı. Din adamlarının yanlışları dile getirmesi, dini konularda halkımızı uyarması gerçekten takdire şayandır. Herkes herşeyi bilemez. Neyin dinde yeri vardır, neyin yok; bu ancak ikazlarla mümkündür. Şimdi sizi sayın Karaman''ın günümüzde cenaze merasiminde yapılan bazı yanlışları dile getiren yazısı ile başbaşa bırakıyorum:

"İnsanın dünya üzerindeki fiziki varlığı sürekli olmayıp diğer canlılar gibi hayat ile ölüm çizgisi arasında sınırlıdır. Bu husus Kur''an-ı kerimde şöyle açıklanmıştır: "Sizi bir çamurdan yaratan sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O''dur. Bir de O''nun katında muayyen bir ecel vardır..." (6/2)

İnsana duyulan saygı, ölümü ile sona ermez. Tam tersine vefatından sonra da artarak devam etmektedir. Bu aşırı istek ve arzu, çoğu zaman, bazı yanlışlıkların ve aşırılıkların içine sürüklemiştir. İslamiyet nerden gelirse gelsin ve hangi maksatla olursa olsun batıl inanç, bid''at, örf ve adetleri yasaklamıştır. Ancak cenaze ile ilgili yapılması gereken işlemlerin arasına çoğu zaman bilgisizlik, menfaat temini, bazen de eski din ve kültürlerin etkisinde kalınarak bid''at ve hurafelerin karıştığı görülmektedir. İşte cenazeye çelenk gönderilmesi cenazenin katafalka konularak uzun süre bekletilmesi, saygı duruşunda bulunulması, görev yaptığı yer veya yerlere götürülerek başında nutuk çekilmesi, bando ve marşların eşliğinde teşyi edilmesi, cenazenin bekletildiği yerlerde veya kabrin başında mum yakılması gibi davranışlar, bid''atlerin en çok dikkat çekenleri arasındadır. Gerçekten acı, üzüntü, gözyaşı, ıstırap ve ayrılık ateşinin tutuştuğu bir törende aykırı davranışta bulunmak o andaki teslimiyet, vecd ve samimiyetle uyumlu düşmemektedir. İşte uygun olmayan bu davranışlardan biri de cenaze nakil ve defni esnasında ona saygı adına tutulan alkışlardır. Tarih ve kültürümüzde cenaze ile alkışın birleştiği bir döneme rastlanmamaktadır. Alkış daha çok hayatta olanlarla bağlılığını ispatlamak için el çırpmak maksadıyla takdir hislerini dile getirmektir. Nitekim Osmanlı döneminde de yapılan birçok protokol hizmetlerinde alkışın bu amaçla icra edildiği görülmektedir. Ancak Kuran-ı kerim''de dua, Kabe''yi tavaf ve namaz kılmak gibi hallerde ıslık ve alkışın bir işaret olarak Cahiliye dönemi Arapları tarafından kullanıldığı bildirilmektedir. Fakat onların bu eylemi ise Kur''an-ı Kerim''in şu ayeti ile kınanmıştır: ''Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir.'' (8/35) Müşriklerin bazı erkek ve kadınları Beytullah''ı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Tavaf esnasında parmaklarını birbirine kenetleyip ağızlarına götürerek ıslık çalıyorlar, bir taraftan da ellerini çırparak alkış tutuyorlardı. Bu da iddialarına göre onların duası idi. Islık ve el çırpma olayı dua, ibadet ve hatıra adına yapılmış olsa bile tasvip görmemiştir. Bu nedenle son yıllarda bazı cenaze törenlerinde toplanan kalabalıklar da el çırpmayı bir adet hatta cenazeye karşı tabii bir görev ve anlayış haline getirmişlerdir.

Oysa ki hangi amaçla olursa olsun bu eylem doğru değildir. Cenazeye olan saygı ve üzüntümüzün bir işareti olmaktan da uzaktır. Tersine ağıt yakmak, yüksek sesle ağlayarak feryat etmek onu nasıl rahatsız ediyorsa, alkış ve ıslık gibi hiçbir ilmi mesnedi olmayan hareketler de onun ruhunun incinmesine sebep olur. Temennimiz bu davranış ve uygulamanın daha fazla yaygınlaşıp tabii bir teamül haline gelmeden önlenmesidir. Bu nedenle hem cenaze sahibi hem de cenaze törenlerine katılanlar yeterince aydınlatılmalıdır."