Kaydet
a- | +A

Geçen hafta toprağa verdiğimiz, Kemal Sunal''ın cenazesi mezara konurken, yaptığı uyarı için Mezarlıklar Müdürlüğü din görevlisi, sayın Mahmud Duman''a teşekkür ederek başlamak istiyorum bugünkü yazıma. Cenaze camiye getirilirken yapılan alkışlama yanlışlığına burada mani oldu. "Dinimizde alkışlama yoktur. Eğer mevtaya iyilik yapmak istiyorsanız, lütfen alkışlamayın, Fatiha okuyun!" diyerek çok önemli dini bir vecibeyi yerine getirdi.

Bilerek bilmeyerek biri bir yanlışlık yapıyor, bu yanlışlık ikaz edilmediği, doğrusu bildirilmediği için bir müddet sonra o sanki dinin bir kuralıymış gibi kalıyor. Sonra da bunu kaldırmak mümkün olmuyor. Bunun için din görevlilerinin çekinmeden yapılması gereken ikazları yapması şarttır.

Eğer cenaze merasimi dini inançtan dolayı yapılıyorsa -ki bunda kimsenin şüphesi yok- dinin bildirdiği şekilde yapılması kadar tabii ne olabilir? Şunun bunun yapması ile yapılan dini vazife olmaz. Yapanın düşüncesi olur. Her yapılan kabul görür, mani olunmazsa bir müddet sonra, ortada din diye bir şey kalmaz. İnsanların din adı altında uydurdukları, safsata yığını haline gelir.

Dinimiz her hususta olduğu gibi, cenazeye yapılacak dini vecibeleri bildirmiş. 1400 yıldan beri bunlar hiç değiştirilmeden tatbik edilmiş. Bu sadece İslamiyette değil, bütün dinlerde aynıdır. Binlerce yıldır, Yahudilerin yaptıkları dini merasim bellidir, değişmemiştir. Hakeza Hıristiyanlıkta ve diğer inançlarda da bu böyledir.

Yapılan bir işin dinî olabilmesi için, kaynağının dinî olması lazımdır. Dinimizin esas kaynağı Kur''an-ı kerimdir, Peygamber efendimizin sünnetidir, bunun açıklaması olan müctehid âlimlerin fıkıh kitaplarında bildirdikleri fetvalarıdır. Dolayısıyla işin dinî olabilmesi için mutlaka bu kaynaklara dayandırılması gerekir. Bugün maalesef bunlar bir kenara atılmış her önüne gelen kendi aklına göre bir şey yapmaya kalkışıyor. Bu kaynaklara baktığımz zaman cenaze merasiminde; tekbir getirmenin, slogan atmanın, alkış tutmanın, çiçek atmanın, çelenk göndermenin, mezar taşına resim koymanın, yakaya resim takmanın, siyah elbise giymenin, saygı duruşunda bulunmanın, bağırıp çağırmanın, ağıt yakmanın olmadığını görüyoruz.

Dinî kaynaklarda olmayan şeyi yapmanın birçok zararı vardır. Başta, dinde olmayan bir şey yapıldığı için, insan günaha girer. İkincisi, yapılan bu işin ölüye faydası olmadığı gibi tam aksine zararı olur; bunlardan üzüntü duyar, sıkıntı çeker. Üçüncüsü de hiçbir faydası olmayan bir iş yapıldığı için yapılanlar israf olur. İsraf da haramdır. Kısacası, bu yapılanlar ile kişi, hem dine, hem dünyasına, hem ölüye zarar vermiş olur. Yapanlar genelde bilmedikleri için, cahilliğinden dolayı yapmaktadırlar.

Yapılan hataları gören herkes bu tür yanlışlıklara karşı çıkıyor; çıkmalıdır da. Cenk Bey de bu alkışlama konusunu köşesinde şöyle işliyordu: "Cenaze namazı kılınıyor. Tabut alınıyor omuzlar üzerine. O anda bir alkıştır kopuyor. Neden alkışlıyoruz acaba? Oh, öldün, ne iyi ettin, mutlu olduk şak şak şak mı? Yahu ölü rolünü müthiş oynadı, haydi arkadaşlar hep birlikte şak şak şak mı? Ne bekliyoruz alkış sonrası acaba? Rahmetlinin tabutun kapağını açıp, dört bir yana selam vermesini mi? Cenazelerde alkış her şeye aykırı. Dinimize aykırı, örfe ve adete aykırı. Cenaze törenleri ağırbaşlılık ister. Ebedi istirahatgahına uğurlanan kişiye saygı gösterilmesini gerektirir. Bu saygı da alkışla olmaz. Susarak, eğer biliyorsanız içinizden bir fatiha okuyarak, o ölen kişinin yeni yolunun aydınlık olmasını dileyerek saygı gösterebilirsiniz.Tuttuğunuz o alkışların, ölene hiçbir faydası yoktur. Ama okuyacağınız bir dua, ola ki Yüce Yaradan tarafından kabul edilebilir ve böylece rahmete kavuşana bir faydanız olabilir."