Kaydet
a- | +A

Birkaç senedir, Batı kaynaklı "Gelişim-Değişim", "Başarılı Olma", "Liderliğin Sırları" gibi yayınlar satış rekorları kırmaktadır. Bu kitaplar dikkatlice okunduğunda şunu açık bir şekilde görüyorsunuz. Kitaplarda anlatılanlar, ya bizim kültürümüzden doğrudan istifade edilerek hazırlanmış ya da, tecrübe ile bulunmuş bilgilerdir. Tecrübe ile bulunanların çoğunun dinimize uygun kurallar olduğu aşikar. Bu gidişle kendi kültürümüzü Batı''dan öğreneceğiz herhalde.

İşte, bu kitaplarda en çok işlenen konulardan biri "İşinizde ne kadar tecrübeli olursanız olun, başkasından fikir almayı unutmayın! Fikir aldığınız kimseler ne kadar çok olursa o kadar başarıyı yakalama şansınız olur." fikridir. Maalesef, toplumumuzun hangi kesimine bakarsanız bakın -iş adamlarımız, idarecilerimiz, din görevlilerimiz, cemaatlerimiz, sade Müslümanlarımız- "En iyisini ben bilirim, benden başka bu işi bilen yoktur. En güzelini ben yaparım" zihniyetini görürsünüz. Kendisinden başkasını aşağılama, küçük görme fikri hakim. Batıda ise, tam tersine; başkasına saygı, insan haklarına riayet, aşağılamama gibi insani değerler zirvede. Kim olursa olsun, İslamiyetin emri olduğunu bilsin bilmesin, onu yaparsa, dünyada rahat eder. İnanarak yaparsa, ahırette de rahat eder. Ne garip ki, bizim yapmamız gereken şeyleri onlar yapıyor. Danışmayı prensip edindikleri gibi, bir yanlışından dolayı birisi kendisini ikaz etmişse, ona kızmak yerine, teşekkür ediyorlar. Bir toplum bu kadar nasıl değişir, değerlerinden nasıl uzak kalır anlaşılır gibi değil.

Halbuki, İslamiyette de danışmanın, yanlışları ikaz etmenin ayrı bir yeri vardır. Dinimizde danışmak sünnettir. Danışmak insanı pişman olmaktan koruyan bir kale gibidir. Bütün akıllar, Peygamber efendimizin fikrine muhtaç iken, O; "Onlarla meşverette bulun!" emri ile muhatap oldu. Kur''ân-ı kerîmde "Yapacağın işi önce meşveret et!" buyuruluyor. (Âl-i İmrân 159) Yine Kur''an-ı kerimde, iyi kimseler, büyük zatlar övülürken de, "İstişare ederek iş yaparlar" buyuruluyor. (Şu''râ 38) Peygamber efendimiz Eshabı ile istişare ederdi. Bazan bir iş için, akıl, takva, hikmet ve tecrübe sahibi on kişiye danışırdı. Her şeyi bildiğimizi zannederiz; halbuki bildiğimizi zannettiğimiz nice şeyleri bilmediğimiz meydana çıkıyor. Danışılarak yapılan işin neticesi iyi olur. "Meşveretsiz yapılan şeyden hayır gelmez" demişlerdir.

Danışmanın önemi ile ilgili pek çok hadis-i şerif vardır. Bunlardan ikisi şöyle: "Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur."

"Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona göre hareket eder."

Hazret-i Lokman Hakîm de, oğluna nasihatinde,"Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar, kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler." buyurdu.

Hz. Lokman gibi diğer bazı hikmet sahibi kimseler de şunları söylediler: Sormaktan utanma ve yardım istemekten çekinme! Hep kendi düşüncesi ile hareket eden, doğruyu göremez. Her sanatı ehlinden öğren, her işi de ehline danış! Danışmamanın temelinde kibir vardır. Kibirli, gururlu olan, kendini beğenen, kendini üstün gören başkasına danışamaz. Kendini beğenmenin en kötüsü, hatalarını, nefsinin arzularını beğenmektir. Hep nefsine uyar, nasihat kabul etmez. Başkalarını bilmez zanneder. Halbuki bilmeyen kendisidir.

Demişler ki, soran yanılmamış/ Bin bilsen de, bir bilene danış!/ Danışan nice dağlar aşmıştır./ Danışmayan düz yolda şaşmıştır.