Kaydet
a- | +A

Dün, Mevlid Kandili''nden, Peygamberimizin kararmış dünyayı teşrifi ile aydınlattığından bahsetmiştik. Bugün de, gelmiş gelecek bütün insanların ahlâkından üstün olan olan, O serverin güzel ahlâkından denizde damla misali bir nebze bahsetmek istiyoruz...

Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine verdiği iyilikleri, ihsanları sayarak kendine güzel huylar verdiğini "Sen güzel huylu olarak yaratıldın." mealindeki âyet-i kerime ile bildirmektedir. Çok kimselerin İslâm dinine girmesine, Resulullahın bu güzel ahlâkı sebep olmuştur. Muhammed aleyhisselamın bin mucizesi görüldü, dost düşman herkes de buna şahit oldu. Bu kadar mucizenin en kıymetlisi, "edepli olması" ve "güzel huyları" idi. Muhammed aleyhisselam, gelmiş gelecek bütün insanların en üstünü en akıllısı idi. Aklı o kadar çoktu ki, Arabistan yarım adasında, sert, inatçı insanlar arasında gelip, çok güzel idare ederek ve cefalarına sabrederek, onları yumuşaklığa ve itaate getirdi.

Çoğu dinlerini bırakıp Müslüman oldu ve İslamiyet yolunda babalarına ve oğullarına karşı mücadele ettiler. Onun uğrunda mallarını, yurtlarını feda edip, kanlarını akıttılar.

Güzel huyu, yumuşaklığı, affı, sabrı, ihsanı, ikramı, o kadar çoktu ki, herkesi hayran bırakırdı. Görenler ve işitenler seve seve Müslüman olurdu. Hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusur görülmemiştir.

Kendisi için kimseye gücenmediği halde, din düşmanlarına, dine dil ve el uzatanlara karşı sert ve şiddetli idi. Herkese karşı yumuşak olmasaydı, peygamberlik heybetinden, büyüklük hallerinden, kimse yanında oturmaya ve sözünü dinlemeye takat getiremezdi. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verirdi. Bunlarla müsafeha etmek için, mübarek elini önce uzatırdı. Her kim olursa olsun, çağrılan yere giderdi. Önüne konulan şeyi, az olsa da, hafif, aşağı görmezdi. İyilik etmesini sever idi. Herkesle iyi geçinirdi. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Söylerken gülmezdi. Üzüntülü görünürdü. Aşağı gönüllü idi. Heybetli idi. Yani saygı ve korku hasıl ederdi. Fakat, kaba değildi. Nazik idi. Cömert idi. Fakat, israf etmez, faydasız yere birşey vermezdi. Herkese acırdı. Mübarek başı hep önüne eğik idi. Kimseden birşey beklemezdi. Kimseye kötülük düşünmezdi. Bir savaşta kendisini öldürmek için mücadele eden müşriklerin yok olması için dua buyurması istenildiğinde, - Ben, lânet etmek için, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim, buyurdu.

Büyük, küçük; köle, hizmetçi herkesin derdi ile ilgilenirdi. Bir gün, Peygamber efendimiz çarşıya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını görünce sordu: - Kızım, niçin böyle ağlıyorsun? - Bir Yahudinin hizmetçisiyim. Bana bir dirhem verdi. Yarım dirhem ile bir şişe ve yarım dirhem ile de yağ satın al dedi. Bunları alıp gidiyordum. Elimden düştü. Hem şişe, hem de yağ gitti. Şimdi ne yapacağımı şaşırdım! Bu haline acıyıp, yanındaki son dirhemini kıza verdi: - Bununla şişe ve yağ al. Evine götür, buyurdu. Kızcağız,

- Eve geç kaldığım için, Yahudinin beni döveceğinden korkuyorum, dedi. - Korkma! Seninle birlikte gelir, sana birşey yapmamasını söylerim. buyurdu.

Onunla beraber eve gelip, kapıyı çaldılar. Yahudi kapıyı açıp, Resulullahı görünce şaşırıp kaldı. Yahudiye, olanı biteni anlatıp, kıza birşey yapmaması için şefaat buyurdu. Yahudi, Resulullahın ayaklarına kapanıp;

- Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce arslanın, emrini yapmak için beklediği ey yüce Peygamber! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir miskinin kapısını şereflendirdin. Ya Resulallah bu kızı senin şerefine azad ettim. Bana imanı, İslamı öğret. Huzurunda müslüman olayım, dedi. Resul aleyhisselam, ona müslümanlığı öğretti, iman etti... Çoluğuna çocuğuna da anlattı. Hepsi Müslüman oldu. Bunlar hep Resulullahın güzel huylarının bereketi ile oldu. Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak isteyenin, Muhammed aleyhisselama tabi olması, onun bildirdikleri ile amel etmesi lazımdır. Muhammed aleyhisselâmın temiz hayatını, yüksek ahlâkını, asîl davranışını, nûranî sözlerini yüce vasıflarını öğrenmek ve son peygamberin hayatını örnek alarak yaşayışımızı ona göre ayarlamak başta gelen vazifemiz olmalıdır... Böylece, dünyâda ve âhıretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtulmak ve O iki cihân efendisinin şefâatine kavuşmak nasip olur. İşte bu esaslara uyan bir Müslüman, Allahı ve Peygamberi gerçekten sevdiğini isbat etmiş, Allaha layık bir kul, Peygambere layık bir ümmet olduğunu göstermiş olur.