Cenab-ı Hakk''ın tabiat kanunları var; dünya yaratıldığından beri hiçbir milim değişmemiş bunlar. Mesela, dünya, yirmi üç buçuk derece eğik dönüyor. Eğer böyle olmasaydı, ne mevsimler olurdu, ne de hayat! Tabiat kanunları zorlanarak bozulur, meselâ ozon tabakası delinirse, iklimler değişir, kitleler halinde ölümler olur. Kendimize zulmetmiş oluruz. Cenab-ı Hakk''ın böyle muntazam, gayet düzgün, tabiat kanunları olduğu gibi bir de sosyal kanunları var. Bu sosyal kanunlara da kim, ne kadar, ne ölçüde uyarsa hem dünyası hem de ahireti o kadar rahat ve huzur içinde olur. Yine, kim bu sosyal kanunlara ne kadar sırt çevirirse, ondan ne derece uzaklaşırsa, o kadar hüsrana uğrar. Dünyasını da ahıretini de zindan eder. İnsanların evlenmeleri, aile hayatı Cenab-ı Hakkın koyduğu sosyal bir kanundur. Bunlara uymayan sıkıntı çeker, ruh dengesi bozulur. İnsan olmaktan çıkar. Çünkü bunlar insan olmanın bir parçasıdır. Parçası eksik olan otomobil nasıl yürümezse, beşeri ilişkiler de aynı şekilde yürümez.
Son zamanlarda üst üste yaşadığımız depremler, bize pek çok şey öğretti. Meselâ, maddi durumu iyi olan, dünyalık her imkana sahip çok kimse, kendisinden başkasını unuttu. Deprem, servet sahibi olanlara, bunların hiçbir işe yaramadığını gösterdi. Bir anda milyarların gittiğini, bir dilim ekmeğe muhtaç hale geldiklerini gördük. Depremin hatırlattığı bir husus da aile hayatı idi. Son yıllarda çok kimse evlenmekten, aile hayatı kurmaktan kaçar hale gelmişti. Ailenin bazı sıkıntıları onları korkutmuştu. Bunun için yalnız yaşamaya karar vermişlerdi. İşte bu düşünce, cenab-ı Hakk''ın koyduğu sosyal kanunlara aykırıydı. Deprem bu aykırılığı da gözler önüne serdi.
Bir derginin deprem sonrası yaptığı araştırma, gerçekten ibretli. İşte bu araştırmadan bir iki kesit: 41 yaşındaki bilgisayar mühendisi Meral Hanım, eşinden boşanmış, iki çocuğu var. Yeniden evlenmeyi hiç mi hiç düşünmüyordu. Ta ki 17 Ağustos''a kadar. Ama şimdi fikri değişmiş: "Yalnız olmuyor. Sıkıntıda daha çok hissediyor insan bunu. Deprem sırasında elimi tutacak, beni kucaklayıp yatıştıracak erkeğimin olmasını çok istedim..." Deprem en çok yalnız yaşayanları etkiledi. Üstelik sadece kadınları değil erkekleri de.
Feminist çevrenin önde gelen gazetesi Pazartesi''nin ekim sayısında yayımlanan bir mektup, bu yönelişi ispat eder nitelikte. Ankara''dan Seçil Hanımın yazdığı mektuptan bir bölüm: "... Ben özgür yaşamayı seçmiş birisiyim. Çok genç yaşta ailemin yanından ayrıldım, sekiz yıldır tek başıma yaşıyorum. Bugüne kadar evlenmeyi hiç düşünmedim. Ama deprem sırasında ve sonrasında ailenin ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Annemi, babamı, ablamı ve yeğenimi ne kadar sevdiğimi, onların beni ne kadar sevdiğini ve birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu gördüm. Evlenmenin, ailenin önemini bu vesile ile iyi anladım." Deprem sonrası, insanlar gerçekten yalnız yaşayışlarını sorguluyor; bu ev, bu eşya niye diye. Erkekler de bu işi önemsedi. Ayrı yaşayan kocalar eski hanımmlarını daha çok arar oldu. Bu durum çaresizlikten kaynaklanıyor. İlk anda herkes eşinin, dostunun yanına koştu. Yalnız yaşayanlar bunu gördü. Sevda Hanım, halkla ilişkiler müdürlüğü yapıyor; yalnız yaşıyor. Ama şimdi bir dayanak arıyor kendine..." Depreme yalnız yakalanmak çok kötü... Herkes bir şekilde birilerine dayanıyor, yaslanıyor, sarılıyor... Benim yanımda hiç kimse yoktu. İnsanlar birbirine sarılarak üzüntülerini, sıkıntılarını paylaşıyor... Yalnız yaşamaktan vazgeçip evlenmeye karar verdim."
Aile toplumun çekirdeğidir. Toplum bunun üzerine kurulur. Nitekim, Kur''an-ı kerimde; "Ey insanlar, biz, sizleri bir erkekle, bir kadından yarattık." (Hucurat 13) buyurulmuştur. Dinimiz huzurun adresini göstermiş. Kur''an-ı kerimde; "Allah, evlerinizi, sizin için bir huzur ve sükun yeri yaptı." (Nahl 80) buyurulmaktadır.
Huzuru yanlış adreste arayanlara, doğru adresi gösterdi deprem!..

