Dün öyleydi, bugün de öyle; kim güçlü ise, para babası kimse onun dediği oluyor, onun sözü geçiyor. Her zaman o haklı oluyor... Ondan habersiz kuş uçmuyor... Dün Osmanlı''dan habersiz Avrupa''da kral seçilemezdi. Seçecekleri kimse için ilk akıllarına gelen; Osmanlı ne der, sorusuydu.
Güçlü olan kendine göre doğru bildiğini tatbik etti tarih boyunca...
Bugün geçmişteki Osmanlı''nın yerini ABD almış durumda. Dünyanın neresinde bir karışıklık varsa, ABD kavgacıları çağırıp, otoriter baba edasıyla, aralarını bulup, bir daha olmasın deyip gönderiyor. Aradaki fark Osmanlı gerçek adaletle otoriteyi sağlıyordu, ABD ve destekcisi devletler vahşi kapitalizmin bilinen acımasız metodları ile işi götürmeye çalışıyorlar.
Bu durum sadece devletler arası, milletler arası anlaşamamazlıklarda değil, illegal suç örgütleri için de geçerli. Nasıl, legal örgütlerin ABD''ye rağmen faaliyet göstermeleri mümkün değilse, İllegal örgütlerin faaliyeti de mümkün değil. Her faaliyet doğrudan veya dolaylı olarak kapitalizmin kontrolünde çalışmak zorunda... Bu faaliyetleri Jean Ziegler, "Suçun Derebeyleri " kitabında gözler önüne sermektedir: Suç örgütleri, kapitalist üretim biçiminin en ileri aşamasını ve özünü oluştururlar... Çünkü, finans piyasalarının ve şirketlerin küreselleşmesi, hukuk devletini ve bu devletlerin egemenliğini, tepki gösterme gücünü günden güne zayıflatıyor. Devletler, hızla hukukun dışına çıkıp Kapital sahiplerinin menfaatine alet olmakta. Alman bilim adamı Kant, Batı''daki devletleri "Ortak kurallar altında yaşayan ve kirli isteklerin bir araya getirdiği topluluk" olarak tanımlamıştı.
Burada sözü edilen kirli istekler nedir? Her insan, dünyanın en sapık tutkularına, kıskançlığa, yıkıcı enerjilere ve güç gösterisine sahip olarak doğar; kontrol altında tutulursa, bu enerji iyi yöne yönlendirilirse kendinin ve kamunun yararı adına bunlardan vazgeçer.
Kirli isteklerin karmaşık, kaypak ve aynı kökten olan kırılgan niteliklerini his ya da tecrübeyle hemen tanırlar ve ellerinde yumuşak bir hamur bulunduğunun bilinciyle, bu isteklerden öldürücü bir etkinlikle yararlanırlar. Suç örgütleri Almanya, İtalya gibi birçok devlette piyasa ekonomisi sektörlerinden bazılarını tümüyle ele geçirmiştir. Aynı örgütler Fransa''da da gün geçtikçe güçlenmektedir. Kara Afrika ülkelerinin pek çoğunda ulusal ekonomiler tümüyle örgütlü suçun denetimindedir. Dünya ekonomisi Amerika, Avrupa ve Japon asıllı 37000 uluslararası şirket tarafından denetlenmektedir, bu şirketlerin yurt dışındaki şubelerinin sayısı da 170000''i bulunuyor.
En gelişmiş beş kapitalist ülke (ABD, Japonya, Fransa, Almanya ve İngiltere) dünyanın en büyük 200 kuruluşunun 172''sine sahip. Bu şirketlerin toplam cirosu 1982''de 3 trilyon dolardan 1992''de 5 trilyon 900 milyar dolara sıçradı ve gayri safî küresel hasıla içindeki payları yüzde 24,2''den yüzde 26,8''e çıktı.
Kim ne derse desin, bugün bu şirketlerin iradesi karşısında durabilecek hiçbir toplumsal ya da siyasal güç yoktur. Kapitalizm örgütlü suçta kendi özünü bulur. Daha kesin bir deyişle örgütlü suç, kapitalist ideolojinin ve üretim biçiminin gelişiminde varacağı en tepe noktadır.
Çokuluslu bir şirketin Alman ya da Fransız yöneticisi, Cenevreli özel bankacı, malî piyasayı ya da bir kentin büyük bölümünü alt üst eden Amerikalı veya İngiliz spekülatör; tüm bu insanlar et ve kemikten yaratılmıştır. Onlar da bizim gibi insandır. Ancak, bu insanlar vahşi kapitalizmin çarkına dahil olduğunda, insanlıkları tamamen devre dışı kalır. Sanki bunlar birbirlerinin zıddı iki kişiliğe sahiptirler. İkinci kişiliklerinde, merhamet, acıma hisleri dumura uğramıştır. Oyunun kuralı neyse, onu düşünmeden yapmak zorundalar.
Regis Debray''in deyişiyle "Bunlar, bilinen insan değildir, insanlıkla alakası kalmamış robotlaşmış varlıklardır."
Schwerdtfeger bu gelişmeleri şöyle özetler: "Örgütlü suç, kapitalizmin keskinleşmiş biçimidir."
Birleşmiş Millerler''in bu yılki raporunda, illegal örgütlü suçun yıllık cirosu 1.5 trilyon dolar olarak hesaplanıyor. Rapor, 1995''te sadece uyuşturucu ticaretinden elde edilen para miktarının 400 milyar dolar olduğunu, bunun dünya ticaretinin yüzde 8''ini oluşturduğunu belirtiyor.
Maalesef bu vahşi kapitalist üretim biçimini sevk ve idare edenler; Hz. İsa ve Hz. Musa''nın dininden olduklarını iddia ettikleri Hıristiyan ve Musevîlerde ya da sadece hümanist mirasın derin etkisindeki toplumlarda doğmuş, gelişmiş ve yerleşmiştir.
İnancı ne kadar zayıflarsa zayıflasın, bir Müslüman bu kadar katılaşamaz, robotlaşamaz. Şayet böyle olabiliyorsa, o inançla ilgisi kalmamış demektir. Eskilerin tabiri ile "Cem-i zıddeyn muhaldir", yani "İki zıt şey bir arada bulunamaz."

