Kaydet
a- | +A

Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel, Osmanlı''nın 700. Yıl kutlamalarına ayrılan 4-8 Ekim, XIII. Türk Tarih Kongresinde, önemli bir konuşma yapmıştı. Araya başka gündem konularının girmesi sebebiyle bu önemli konuşmadan bahsedememiştim. Bu konuşma özetle şöyleydi:

"Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Osmanlı kötülendi. Bunun bir sebebi vardı. Din kuralları ile idare edilen bir devletin yerine, Batı hukukunun esas alındığı Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni devleti oturtmak, sağlamlaştırmak için böyle yapılmak mecburiyeti vardı. Artık Cumhuriyet oturdu. Tehlike kalmadı. Hâlâ Osmanlıyı kötülemeye devam etmenin bir manası kalmadı. Bunun kimseye faydası yok..." Bu ifadeler, Fethi Sami Bey''in anlattıklarını hatırlattı:

Fethi Sami Bey ve ailesi, 1922 yılında kendi istekleri ile yurt dışına çıkarlar. Babası Sami Bey, bir Osmanlı zabiti. Avrupa''da iken, Türkiye''de hanedan mensuplarına çok ağır suçlamaların yapıldığını üzüntüyle takip ederler.

Kırklı yıllarda, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bir toplantı için Almanya''ya gider. Sami Bey aynı zamanda sınıf arkadaşı olan ve kendisini çok yakından tanıyan Tevfik Rüştü Bey''i bulup, "Tevfik Rüştü Bey, sen benim çocukluk arkadaşımsın. Beni ve mensubu olduğum hanedanı çok yakından tanırsın. Herkesin huzurunda sana soruyorum: Ben ve babam hain miydi, dayım Sultan Vahidettin hain miydi? diye sorar. Dışişleri Bakanı T. Rüştü Aras şöyle cevap verir: "Haşa, haşa, sümme haşa! Ne siz hainsiniz, ne de diğer hanedan mensupları... Ancak şunu unutuyorsun Sami Bey. Biz bunları söylemeyip de sizi methetseydik, bize demeyecekler miydi, "Bunlar madem bu kadar iyi insanlardı, niçin yurt dışına gönderdiniz? Niçin yeni bir devlet kurdunuz?" Özür dilerim, yeni devleti kabul ettirebilmek için bunları söylemek zorundayız."

Kırklı yıllarda Dışişleri Bakanımızın söyledikleri ile Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün söyledikleri farklı şeyler değil, aynı şeyler. Hanedan mensupları bunun farkındaydılar. Asırlarca, halkına, hatta bütün milletlere hoşgörü ile yaklaştıklarından, başlarına gelen bu hadiseye de hoşgörü gösterdiler; tevekkülle karşıladılar. Aldıkları eğitim ve inanç da bunu gerektiriyordu. Bunun için ömürleri boyunca, Türkiye Cumhuriyetinin aleyhinde en ufak bir faaliyette bulunmadılar. Sadece Osmanlı hanedanına ait bir özellikti bu. Dünyada bir çok devlette bu tür değişiklikler olmuştur. İstisnasız, yıkılan bütün hanedanlar yeni devlet, yeni rejim aleyhine faaliyette bulunmuşlardır. Bu, Osmanlının asaletini, hoşgörüsünü göstermesi bakımından önemlidir. Hürriyet Gazetesi yazarlarından Murad Bardakçı''nın Şahbaba''da verdiği şu vesika, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk''ün de farklı düşünmediğini göstermekte: Türkiye''nin Roma Büyükelçisi Suat Bey''in "Vahideddin''in füc''eten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır" yazan telgrafı Ankara''ya geldiği sırada, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal, Adana''daydı...Telgraf hemen Adana''ya ulaştırıldı. Reisicumhur dostlarıyla yemeğe oturmuştu... Haberi işitince, "Çok namuslu bir adam öldü" dedi... "İsteseydi Topkapı''nın bütün cevâhirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki..." Sn. Yılmaz Öztuna''nın da gazetemizdeki bir yazısında ifade ettiği gibi, hiçbir yeni rejim, eskisine rahmet okumaz... Ama, tarihimiz, kültürmüz bir bütündür. Uzun bir geçmişimiz vardır. Önem bakımından Osmanlı, bütün Türk tarihinin yüzde ellisinden fazla ağırlıklıdır. Bunun için geçmişte olanları bir tarafa bırakıp, artık Osmanlı ile barışmak şarttır. 27.7.1999 günü, TBMM''nin Osmanlı''nın 700. yılı kutlamaları sebebi ile özel gündemle toplanması, bütün partilerin Osmanlıya sahip çıkması, basının bu kutlamaları devamlı gündemde tutması bu barışın gerçekleştiğinin açık örneğidir.

Osmanlıya şükran borcumuz var. Bugün, üzerinde oturduğumuz bu topraklar ve mensubu olduğumuz İslamiyet onların hediyesidir. Bunun için, onları her zaman hayır ile yadetmemiz herşeyden önce bir insanlık vazifemizdir.