Kaydet
a- | +A

Hükümdarın birinin çok sevdiği bir atı varmış. Günün birinde bu at ölmüş. Fakat kimse hükümdara söylemeye cesaret edemiyor... Sonunda bakıcılardan biri, "Ben hallederim" demiş, huzura çıkmış: "Hükümdarım, atınız yattı; yemiyor, içmiyor nefes de almıyor... "demiş. Hükümdar, "Desene be adam at öldü!." Bakıcı, "Ben demedim, hükümdarın siz söylediniz..."demiş...

Bunun gibi, biz söylemiyoruz; kendileri söylüyorlar. 6.7.1999 tarihli Newsweek dergisinin kapak konusu: "Hristiyanlığın çöküşü..." Bununla ilgili geniş bir araştırma haberi hazırlanmış. Bu haberde özet olarak şu netice gözler önüne seriliyor:

Avrupa Hristiyanlıktan uzaklaşıyor.. Hristiyanların beyaz sakallı tanrı imajı gençleri tatmin etmiyor artık.. Notre Dome Kilisesinin Başrahibi, "Ayinlere turistler dışında gelen olmuyor" diyor..

Lokanta, müze, sergi salonu ve sanat evlerine, camiye dönüşen kiliselerin sayısı hızla artarken bilim adamları dinden uzaklaşan, manevi boşlukta kalan gençliğin uyuşturucu seks ve internete tapar hale geldiğini söylüyorlar..

Newsweek dergisinde, "Hristiyanların Tanrısı öldü mü? " başlığıyla verilen haberde şu tespitlere de yer veriliyor: Parislilerin sadece yüzde 3''ü düzenli olarak kiliseye gidiyor.. İngilizlerin yüzde 89''u 1995 yılında düzenli olarak kiliseye gitmedi. İsviçre''de halkın yüzde 50''den fazlası âhiret hayatına inanmıyor..

Hristiyanlık bir din olmaktan öte ateizm gibi bir hayat tarzı haline geldi. Ve İngiltere''de metodistler ateistlerin kiliseye girmesine izin verip vermemeyi tartışıyor. Hristiyanlıktaki tanrı imajı İslamiyetteki gibi mantıki değil. Kendilerine anlatılan Tanrı inancı saçma geliyor. Manevi yönden boşlukta kalan gençler, bu yüzden bunalıma giriyorlar.. Bu gidişle bir avuç inanan da kaybedilecek... Haberin özeti bu kadar... Aslında bu çöküş yeni değil. Batı Dünyası, 18. Asırdan itibaren yavaş yavaş kiliseden uzaklaşmaya başladı. Çünkü, kendini, katı bir taassubun ve baskının paravanasında, asırlarca ayakta tutmasını beceren kilise, Ortadoğu''dan başlayarak ve dünyaya ışık saçarak yayılan büyük İslâm Medeniyeti sayesinde uyanan aydın kafalara ve vicdanlara yetmeyecekti. Kilise, dünyaya aydınlık saçan İslâm''ı önce ilgi ve endişe ile seyretti. Sonra, kendi karanlığını tehlikede görünce Haçlı orduları kurarak bu nuru söndürmeye çalıştı. Çırpındıkça batmaya başladı. Ancak, devamlı savaşlarla bütün Avrupa''yı İslâm''a ve İslâm Dünyası''na düşman etmeyi başardı. Yani, Haçlı Orduları Hıristiyanlığı kurtaramadı ama Avrupalı''nın şuur altına bir "İslâm düşmanlığı" sabit fikrini yerleştirdi. Kin ve intikâm duyguları üzerine oturtulan bu kompleks, maalesef, Avrupa''yı ve Avrupalı''yı İslâm''dan mahrum bıraktı. Bazı istisnalar hariç, Avrupa''lı entelektüeller, hatta bazı yerli entelektüeller şimdi bile, İslâm''a "kilisenin gözü" ile bakmaktadırlar. Bugün, kiliseden uzaklaşan, yeni bir din ihtiyacı içinde kıvranan Avrupalı''ya aradığı mutluluğun İslâmda olduğunu kim ve nasıl anlatacaktır? Bütün mesele burada.

Batı Dünyası, bu konuda, kendine yardım edebilecek durumda değil. Batı''da, "kitlelerin içine düştüğü bu buhranı" istismar ederek nakde tahvil etmek isteyen veya kendi hırslarına alet etmek için çırpınan muhteris pek çok çevre vardır. Bu çevreler asla boş durmamakta, yeraltı ve yerüstü teşkilâtları, Batı''daki buhrandan istifade etmeye ve bu buhranı dünyanın dört bir yanına bulaştırmaya çalışmaktadırlar. Uyuşturucu madde tüccarları, alkollü içkiler imal eden fabrikalar, silâh kaçakçıları, ırz ve namus tacirleri, beşinci kol elemanları ve daha niceleri, hainâne ve mel''unâne oyun, tertip ve tekniklerle harıl harıl çalışmaktadırlar. Öte yandan, siyasî ve felsefî ideolojiler, "din" gibi gösterilerek kitlelere sokulmakta, nihilizmin kucağında çırpınan kafalara ve vicdanlara "kendi putunu" yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Böylece, "köhne bir dinin baskısından" kurtulan kitleler, bu sefer azgın ve yıkıcı ideolojilerin boyunduruğuna itilmektedirler. Şimdi gördüğümüz manzara şudur: Dinî ideolojiden kopan kitleler, pozitivizme, materyalizme, marksizme, sosyalizme, komünizme, rasizme, faşizme, nazizme ve benzeri akımlara sanki bir din imişcesine sarılmakta ve fakat bunlarla tatmin olmayan insan ruhu, ancak cinnetle açıklanabilecek anormal davranışlar göstermektedir. Şimdi, Avrupa''dan dünyaya yayılan değerler şunlardır: İsyan, terör, anarşi, kin, kan, öfke, intihar, zührevî hastalıklar, cinnet ve bunları besleyen yayınlar, filmler ve akımlar... Evet, topyekûn Batı, mutlaka yeni bir dine muhtaçtır. Felsefî ideolojiler ise beşerin "din" ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Üstelik yeni bir din de gelmeyecektir, çünkü, son din İslâmiyettir.

Ergeç bunu anlayacaklar. Meşhur İngiliz yazarı Bernard Shaw''ın sözü ile konuyu noktalayalım:

"Hiç şüphesiz gelecekte Avrupa''nın dini İslâmdır."