Kaydet
a- | +A

Bu yorum benim değil. Dünya Sağlık Örgütü''nün... Teknolojik gelişmeler ve maneviyatsızlık, akıl hastası sayısının katlanarak her geçen gün artmasına sebep oluyor. Çünkü insan bir makine değildir. Makine gibi kullanılamaz. Bir makine kullanım tarifesine uygun kullanılmadığında nasıl bozuluyorsa; insan da yaratılış gayesine uygun kullanılmadığı için bozuluyor. Bu bozulma da daha çok ruh dengesinin bozulması şeklinde ortaya çıkıyor.

Dünya Sağlık Örgütü''nün (WHO) dünya genelinde yaptığı "Akıl Sağlığı Araştırması" insanlığın geleceği açısından endişe verici sonuçlar ortaya koydu. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İsviçre, Kanada ve Hollanda gibi gelişmiş ülkelerin yanı sıra Brezilya, Meksika ve Türkiye gibi az gelişmiş ülkeleri kapsayan araştırmada akıl sağlığı açısından endişe verici durumlar ortaya çıktı.

Ortaya çıkan bu vahim durumu değerlendiren sosyolog ve psikologlar, akıl rahatsızlıklarının artmasındaki asıl sebebin, insanların içine düştükleri manevi boşluk ve yüksek teknolojinin manevi bağları, birebir ilişkileri koparmasının, insanların mekanik alet, robot, haline getirilmesinin büyük etkisinin olduğunda hemfikirler. Akıl rahatsızlıklarının ABD, Kanada, Almanya, İsviçre ve Hollanda gibi gelişmiş ülkelerde büyük bir artış göstermesine teknolojik gelişmişlik ve tabiattan kopuş sebep olarak gösteriliyor.

Uzmanlar; bu tür rahatsızlıkların Türkiye''deki sebeplerini ise, toplumda meydana gelen hızlı değişiklere ayak uyduramamaya, uyum sağlayamamaya bağlıyor.

WHO''nun yaptığı "Akıl Sağlığı Araştırması"nda ortaya çıkan sonuç endişe verici . Araştırmada akıl sağlığı yerinde olmayanlarla ilgili elde edilen rakamlar şöyle: ABD: % 48, Hollanda: %40, Almanya: %38, Kanada: %37, Brezilya: %36, Türkiye: %12.

Bu rakamlar neredeyse gelişmiş ülke insanlarının yarısının akıl hastası olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Demek ki sadece maddi refah yetmiyor; hatta zararlı oluyor. Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Özcan Köknel, insanların akıl rahatsızlığı ile karşı karşıya kalmasını iki sebebe bağlıyor ve bunların da kalıtsal ve ruhsal olduğunu söylüyor. Ruhsal problemlerin dini ve milli değerlerden kopmakdan, ekonomik zorluklardan, göç sebebiyle ortaya çıkan, şehre intibaksızlıktan "köylü-şehirli" ayrımından, teknolojik gelişmişliğin insanları yalnızlığa itmesinden ve birebir ilişkilerde kopma meydana getirmesinden kaynaklandığını belirtiyor.

İnsanların birbirleriyle olan diyaloglarının zamanla kopması ve kişilerin yalnızlaşması, akıl rahatsızlığına sebebiyet veriyor. Köyünde zengin fakir herkesle görüşüp, deşarj olan kimse, şehirde günlerce evinde taş duvarlar arasında kalıyor. Kültür ve sosyal seviye farkından dolayı çok az kimseyle görüşebiliyor. Bu da zamanla ruhi sıkıntılara, depresyonlara yol açıyor.

İnsanları bu sıkıntılardan kurtarmanın tek yolu, dinlerini, inançlarını kuvvetlendirmektir. Din, görüşmedeki, kaynaşmadaki engelleri ortadan kaldırır. Din ortadan kalkarsa, insanlar hissiz, idraksiz ve düşüncesiz bir makina, bir otomat haline gelirler.

Din, işlerde başarı için ümit ve cesaret veren, başarısızlıklarda teselli eden, ızdırapları unutturan, insanlara yaşama gücü veren, onu yetiştiren ve olgunlaştıran, Allah yolunu açan ve toplumları dünyada huzura, ahirette ise ebedi saadete kavuşturan bir kudret hazinesidir. Bu hazineye sahip olan ruhsal bozukluk, depresyon nedir bilmez!...