Son seneler gazetelerde intihar haberinin olmadığı gün yok. Hatta her gün birden fazla intihar haberi çıkmaya başladı. Bununla da kalmadı toplu aile intiharları başladı. Geçenlerde gazetemizde toplu aile intiharı haberi vardı. Son yıllara kadar toplum olarak genelde biz bunlardan uzaktık. Batı ile irtibatımız arttıkça intihar olayları da artmakta.
Zamanımız reklam, propaganda devri. Her gün TV''ler, gazeteler, iflas etti, intihar etti. Sınıfta kaldı, intihar etti, babasından dayak yedi intihar etti. Kocasıyla kavga etti, intihar etti... haberleri ile dolu. Bunu her gün okuyan, seyreden kimselerin zihnine de ister istemez, "Demek ki, böyle bir şey başa geldiğinde intihar edilerek kurtulacak" intibaı yerleşiyor. Kimse intihar ederken ve ettikten sonra "ne olacak" diye üzerinde durmuyor. Sanki güllük gülistanlık bir hayat onları bekliyor zannediliyor.
Eskiden memleketimizde, intihar nedir, bilinmezdi. İnsanın başına ne kadar kötü haller gelirse gelsin, kimse intihar etmeyi düşünmezdi. Bu, yabancılar tarafından da ifade edilen bir gerçektir. İstanbul''da yıllarca kalmış olan araştırmacı Fransız Dr. A. Bayer diyor ki:
"Batı ülkelerinde insanların yalnız kalması, hayattan nefret etmeye, hatta intihara yol açmaktadır. Halbuki Müslüman Türkler arasında hiçbir zaman bu hâle tesadüf edilmez; medenî sayılan milletlerde çok sık görülen intiharı onlar bilmez. Müslümanlar, Allahın kendilerine bahşettiği varlığa tecavüzün, Allah''a karşı gelmek olduğuna inandıkları için, intiharı düşünmezler. Bunun için, intihar eden hiçbir İslâm büyüğü yoktur."
Dinden uzaklaşıp, maneviyatın yerini maddiyat almaya devam ettiği müddetçe, diğer kötülükler gibi intihar oranları da artacaktır. Çünkü, bütün iyiliklerin kaynağı dindir. İlâhi dinler olmasaydı, memleketlerin imarı, insanların rahatı, yani medeniyet olmaz, insanlık, canavarlık şeklini alırdı. Bugün bile, Allahü teâlâyı inkâr eden, İslâmiyeti beğenmeyen, cahilliğin verdiği cesaret ve taşkınlıkla övünen toplumların kanunlarında bile, Allahü teâlânın emirlerinden çoğunun yer almış olduğu göze çarpıyor.
İntiharların birinci sebebi huzursuzluktur. Bir toplumun, maneviyatsız olarak, huzura kavuşması da mümkün değildir. Bugün Batı''nın refah seviyesi çok yüksektir. İnsanların her türlü ihtiyaçları karşılanmaktadır. En iyi evlerde oturmakta, en iyi şekilde gıdasını almakta, maddî yönden hiçbir sıkıntı çekmemektedirler.
Fakat buna rağmen, istatistikler incelendiğinde, intihar olaylarının en fazla olduğu yerlerin, bu refah seviyesi yüksek olan ülkeler olduğu açıkça görülmektedir. Afrika''da, açlıktan bir deri bir kemik kalmış Müslümanlar, barınacak bir barakası bile olmayan, sokakta yatıp kalkan bu insanlarda ise, intihar olayları yok denecek kadar azdır.
İnsan sadece maddeden ibaret değildir. İnsana huzuru ve saadeti verebilmek için maddiyatı ve maneviyatı paralel götürmek lazımdır. Burada denge bozulursa, sıkıntı başlar. Zaten bütün sıkıntıların kaynağı, bu dengeyi sağlayamamaktadır. Allahü teâlâ, insanların saadetlerine sebep olan işleri emretti. Emrettiği şeylerin hepsi, insanın faydasınadır. Felâketlerine sebep olanları da yasak etti. Dinli olsun, dinsiz olsun, bir kimse bilerek veya bilmeyerek, bu emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar. Faydalı ilacı kullanan herkesin dertten kurtulması gibidir. Rahat ve huzuru, dinin dışında arayanın hâli, susuzluğunu deniz suyu ile gidermeye çalışanın hâline benzer. Deniz suyu içtikçe, susuzluğu artar. Susuzluğu arttıkça, yeniden su içer. Bu durum, o kimsenin çatlaması ile son bulur.

