Bugün, "Dünya Çevre Günü"... Çevre denilince genel olarak iki şey akla gelir: Çevrenin temiz tutulması ve çevrenin yani tabiatın korunması...
Bugün, her ne kadar bu konuda Müslüman âlemi sınıfta kalmış ise de, geçmişte bunun en güzel örneklerini Müslümanlar verdi. Çünkü, mensubu oldukları İslamiyet böyle emrediyor...
Cenab-ı Hak, Kur''ân-ı kerîmde çeşitli yerlerde meâlen, "Temiz olanları severim!" buyuruyor. Peygamberimiz de, "Temizlik imandandır" buyuruyor.
Müslümanlar asırlardır dinin bu düsturunu titizlikle yerine getirmişler. Hem de çevre günü gibi günler tertiplemeden, zorlamadan, günlük hayatın bir parçası olarak...
Müslümanların durumu böyle iken Avrupa''da durum içler acısıydı. Mesela, Fransızların dünyaya övündükleri meşhur Versay sarayında bir hamam bile yoktu.
"L''Eau Potable" (İçme Suyu) adlı bir Fransız eserinde şunlar yazılıdır: "Orta çağda, Paris''te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı zaman, evinde bir hela olmadığı için, oturağa yaptığı pislik ile içme suyu şişesini beraberinde Sen (Seine) nehrine götürür, o nehirden önce içmek için su alır. Sonra pisliğini nehre dökerdi."
Müslümanların temizliği verdikleri önemi sadece biz söylemiyoruz, kendileri itiraf etmektedirler. Mesela, bir Alman râhibi, 1560 tarihinde yazdığı kitabında "Buradaki temizliğe hayran oldum. Burada bütün dükkanlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayrıca ismine "hamam" dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini yıkarlar. Hâlbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler Avrupa''da yıkanmak ancak asırlardan sonra müslümanlardan öğrenilmiştir" demektedir.
Gerçekten de ömründe hiç yıkanmayan pek çok kral vardı. Bedenlerindeki kokudan kendileri bile rahatsız oldular. Bu pis kokuyu bastırmak için parfüm çıkardılar. Fakat yıkanmak akıllarına hiç gelmedi.
John W. Draper gibi dürüst bir tarihçi ise şunları yazmaktadır:
"O zamanki Avrupalılar tamamiyle barbardı. Hıristiyanlık, onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Pislik içinde yaşarlardı. Müslümanlar, onlara her şeyden önce temizliği öğrettiler. İspanya''da okullar, hastahaneler kurdular. Üniversiteler tesis ettiler. Memleket, güllük gülistanlık oldu. "
Avusturya''nın İstanbul büyükelçisi Baron Anton von Prokesch-Osten ise Osmanlıların çevreye verdikleri önemi şöyle dile getirir:
"Türkler işin ağaç kesmek, cinayet derecesinde ağır suçtur. Susuz kalmış ağaç, bitki ve çiçeği sulamak dini bakımdan sevap sayılır. Geçenlerde bir yeniçeriye rastladım, şiddetli rüzgarın bir kaç ağaç devirdiğini, arkadaşlarına anlattığı zaman gözleri yaşardı. Zaten Fatih''in ağaç kesene, idama kadar gidebilecek ceza öngören fermanı vardır."
Ünlü Comte de Bonneval da, "Meyve vermiyen basit ağaçların bile kurumasını önlemek için bunların her gün sulanmasını sağlamak üzere kurulan vakıfların olduğunu" yazmaktadır hatıratında.
Lamartine''in yazdıkları da dikkat çekicidir: "Türkler''in engin bir tabiat zevki ve aşkı vardır. Zevkleri basit, fakat hem tabii hem yüksek estetik çizgidedir. Padişah kadar halk da aynı zevk ve eğilimin insanlarıdır. Bayındırlık, temizlik ve tabiata müdahaleden dikkatle kaçınma, her tarafta göze çarpar. Hayvanlara, kuşlara gösterilen sevgi, bunlar için vakıflar kurmaya kadar ileri gitmiştir. Bir Türk için tabiat sevgisi bir başkadır; tabiatın güzelliklerini seyrederken mest olur, dalar, tefekkür eder, yaratanın büyüklüğünü düşünür. Bunun için tabiata zarar vermek aklından bile geçmez..."
Bugün ise, müslüman diyarları denilen yerlere seyahat eden yabancılar, hatıralarında maalesef tam tersini yazıyorlar haklı olarak: "Bir doğu memleketine gittiğimiz zaman burnunuzu tutmak zorundasınız. Çünkü, her taraf pislik içindedir. Yerler tükürük ile doludur. Ötede beride toplanmış süprüntü ve ölmüş hayvan leşlerine rast gelirsiniz. İnsan, böyle bir doğu memleketini dolaşırken iğreniyor..." demektedirler.
Dediklerinde doğruluk payı var. Çünkü, İslam ülkesi ismini taşıyan memleketlerde, iman bilgileri bozulduğu gibi, temizliğe de tam riayet edilmemektedir.
Fakat bunda kabahat, İslam dininde değil, İslam dininin esasının temizlik üzerine olduğunu unutan kimselerdedir. Fakirlik, pis olmak için bir mazeret teşkil etmez. Bir insanın yere tükürmesinin, ortalığa pislik saçmasının para ile hiçbir ilgisi yoktur.
Böyle pislik yapanlar, Allah''ın temizlik emrini unutan bedbahtlardır. Her Müslüman, dinini iyi öğrense ve buna riayet etmiş olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar.
O zaman, başka milletler, Müslüman memleketleri ziyaret ettiklerinde, tıpkı Ortaçağ''daki Müslümanlarda olduğu gibi, örnek temizliğine hayran kalırlar.

