Hendek kazarken kimsenin parçalayamadığı kaya parçasını Resulullah efendimiz vurduğu şimşek çakan balyoz darbeleri ile param parça etmişti. Maksat hasıl olunca, hazret-i Selman, elini uzattı. Sevgili Peygamberimiz hendekten yukarı çıktılar.
Selman-ı Farisi; "Anam- babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Ömrümde hiç görmediğim bir şeyi şimdi gördüm. Bunun hikmeti nedir?" deye sordu. Peygamber efendimiz, Eshabına dönüp; "Selman''ın gördüğünü sizler de gördünüz mü?" buyurdular.
Onlar da; "Evet ya Resulallah! Balyozu kayaya vurduğunuz zaman, şiddetli bir şimşeğin çaktığını gördük. Siz tekbir getirince biz de tekbir getirdik" dediler.
Peygamber efendimiz de; "Önceki darbenin ışığında Kisranın (Medayin''deki) köşkleri bana gösterildi. Cebrail (aleyhisselam) gelip; "Ümmetin, o beldelere sahip olurlar" diye haber verdi. İkinci darbede Rum vilayetinin (Şam''ın) kızıl köşkleri göründü. Cebrail (aleyhisselam) gelip; "Ümmetin, o diyara da sahip olur" dedi.
Üçüncüsünde, San''a''nın (Yemen''in) köşkleri göründü. Cebrail (aleyhisselam); "O yere de ümmetin malik olur" diye haber verdi." buyurdu. Sonra Kâinatın sultanı, Acem kisrasının Medayin''deki sarayını tarif edince, oralı olan hazret-i Selman; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Seni, hak din ve Kitap''la gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, o köşkler aynen anlattığınız gibidir. Senin, Allahü teâlânın Resulü olduğuna şehadet ederim" dedi.
Peygamber efendimiz; "Ey Selman! Şam, muhakkak fethedilecektir. Herakliyüs, memleketinin en ücra yerine kaçacaktır. Siz, Şam''ın her tarafına hakim olacaksınız. Size, hiç kimse karşı koyamayacaktır. Yemen, muhakkak fethedilecektir. Şu "Diyar-ı Meşrik" de muhakkak fethedilecek ve Kisra öldürülecektir. Allahü teâlâ bu fetihleri benden sonra size nasip edecektir" buyurdular. Selman-ı Farisi hazretleri; "Resulullah efendimizin, bu müjdelerinin hepsinin gerçekleştiğini gördüm" diye haber verdi...
Düşman artık gelmek üzereydi. Hendek son süratle kazılıyor ve bir an önce bitirilmeye çalışılıyordu. Mücahidler zaruret halinde, Peygamber efendimizden izin alarak işi bırakıyorlar, ihtiyaç giderildikten sonra yeniden işlerinin başına koşuyorlardı.
Münafıklar gayet gevşek davranıyor, istedikleri zaman işe geliyor, istedikleri zaman izin almadan bırakıp gidiyorlardı. Ayrıca Eshabın bu şekildeki çalışması ile alay ediyorlar, Peygamber efendimizin verdiği müjdelere bile, "Biz, düşman korkusundan hendeklere sığınıyoruz. O ise bize Yemen, Rum ve Fars ülkelerinin köşklerini vaad ediyor. Sizin bu halinize şaşıyoruz!.." diyorlardı.
Bunun üzerine, mücahidler için inen aye-i kerimde, mealen buyuruldu ki: "Gerçek mü''minler, ancak o kimselerdir ki, (İhlas ile) Allahü teâlâya ve Resulüne iman ederler ve toplu bir iş için, O''nun (Resulullah''ın) maiyyetinde bulundukları vakit, O''ndan izin almadıkça, bırakıp gitmeyenlerdir. O halde (ey Habibim!) Senden izin isteyenler, Allahü teâlâya ve Resulüne iman edenlerdir..." (Nur suresi: 62)
Yarın: Münafıkların hâli bildirildi

