Kaydet
a- | +A

Geçenlerde yayınladığım "fırında kalma" yazısı çok ilgi gördü. Bugün de yakın ilgi duyacağınız yine mail yolu ile gelen, yaşanmış bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum: Kendi halinde yaşayıp giden yaşlı bir adamcağız... Bir karısı, bir de külüstür kamyoneti var. Şehir içinde yük taşıyor, kazandığı üç-beş kuruşla geçinmeye çalışıyorlar. Kamyonetini yenilemek bir yana, doğru dürüst bakımını bile yaptıramıyor. "Bari lastikleri yenileyebilseydik" dediği bir zamanda, kadına bir miktar miras kalıyor. Yanlış olmasın, 30 milyon civarında; hani o paranın para olduğu zamanda. Rakamda yanılıyor olabilirim, belki de 30 bin lira. O parayla dört lastiği de yenilemek mümkün. Kadın, parayı eşine veriyor lastik alması için. Adam yolda giderken, genç yaşta dul kalmış olan, önceden tanıdığı bir kadına rastlıyor. İki çocuğuyla perişan bir durumda olduğunu gördüğü kadına elindeki bütün parayı veriyor adam. "Al kızım" diyor, "senin ihtiyacın benden daha çok fazla. Sen bu haldeyken ben arabaya binemem!" diyerek Allah rızası için veriyor. Çaresiz kalmış kadıncağızın nasıl sevindiğini tahmin edersiniz. Bin türlü dua ediyor şoför amcasına. Şoför amca, akşama eve dönüşünde eşi soruyor: "Aldın mı lastikleri?" Adam ne desin... "Almadım, ama parayı emin bir yere verdim, merak etme lastikler gelecek." Kadıncağız, bu sözlerden lastiğin olmadığını, gelince alacaklarını anlar. Baştan söylemeyi unuttum, bu sevimli insanlar, Anadolu''nun ufak bir şehrinde yaşıyorlar. Yani her zaman lastiğin bulunmaması normal sayılabilir. Ondan sonra, kadın her akşam aynı soruyu soruyor, adam aynı cevabı veriyor: "Gelmiş mi lastikler?" "Gelmemiş..." Derken, o meşhur "Körfez Krizi" patlak veriyor. Adam artık her akşam aynı şeyleri söylemekten usanmış, bu defa eve gittiğinde farklı bir özür beyan ediyor: "Hanım, lastikler yurt dışından gelecekti. İşte şimdi gelmesi hayli gecikeceğe benziyor." "Neden? " "Malûm işte, Körfez Krizi çıktı ya... " Kadıncağız günlerce, aylarca dua ediyor, "Şu Körfez savaşı bir an önce bitsin de bizim adam, arabanın lastiklerini yenilesin" diye. Bir müddet sonra, Körfez savaşının bittiği ilan ediliyor. Mazeret kalmıyor böylece. Şoför amcanın yapacağı bir şey kalmayınca, "Bu akşam eve gidince doğrusunu açıklayacağım" diye geçiriyor içinden, ne olursa olsun, kıyamet mi kopar?" O kararlılıkla eve gittiğinde, "Hanım, hani şu bizim lastik meselesi vardı ya..." diye söze başlamak üzereyken, Eşi "Hah tamam" diyor, "Biliyorum, lastiklerin geldiğini söyleyeceksin" adam şaşırır, "Ne lastiği yahu, nereden biliyorsun?" "Canım bugün lastikçi geldi de ondan biliyorum. Sana da bir kart bıraktı. Muhakkak gelsin yarın lastiklerini alsın dedi."

Adam şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyor. "Peki peki" deyip yemeğini yiyor, namazını kılıyor, yatıyor ama uyku ne mümkün? Sabahı zor ediyor. Erkenden kalkıp elinde kart, lastikçinin kapısına dikiliyor. Lastikçi, "Neredesiniz beyim?" diye söze başlıyor, "Allah aşkına gelin alın şu lastiklerinizi!" Şoför amcamız "Bu neyin nesi?" diye ısrarla sorunca, lastikçi meselenin aslını anlatıyor:

Geçenlerde rüyamda Peygamber efendimizi gördüm. "Filanca adama git, ona dört lastik ver!" buyurdu. Ben de hayırdır inşaallah dedim ama, sonra rüyadır bu deyip pek önemsemedim. Ne ettiğimi fark edemedim... Cahillik işte, bağışlayın. Hayatım alt-üst oldu. Olmadık sıkıntılar geldi başıma. Evvelki gece tekrar gördüm Efendimizi. Beni bir azarladı ki sormayın. Bana şöyle seslendi: "Senin kurtuluşun o adama vereceğin dört lastikte, unutma!.." Ne olur, şu lastikleri al da kurtar beni! Her nedense, lastikçi, "Yahu arkadaş sen ne yaptın da Resulullah efendimiz senin lastiklarinle bu kadar ilgilendi?" sorusunu sormayı akıl edememiş!