Muaz bin Cebel hazretleri Yemen''e yola çıkmadan önce, "Ya Resulallah! Bana tavsiyelerde bulun!" dedi. Peygamberimiz: "Her ne halde veya nerede olursan ol, Allah''tan kork! "buyurdu. "Bana, tavsiyenizi artırın! "deyince, Peygamberimiz: "Günahın arkasından hemen sevabı yetiştir ki, onu, yok etsin!" buyurdu."Bana tavsiyeni biraz daha artırın! "deyince, Peygamberimiz: "İnsanlara, güzel ahlakla muamele et!" buyurdu. Sonra şöyle devam etti:
"Ey Muaz! Sen ki Kitap Ehli bir kavmin üzerine gidiyorsun. Onlar, senden, Cennetin anahtarının ne olduğunu soracaklardır. Onlara "Cennetin anahtarı, "La ilahe illallahü vahdehu la şerike leh" de!" buyurdu
Muaz bi Cebel: "Bana, Kitapta bulunmayan ve sizden de işitmediğim bir şey sorulur ve halli için bana getirilirse, ne buyurursun?" diye sordu. Peygamberimiz: "Allah için tevazu göster. Allah, seni yükseltir. Sakın, iyice bilmedikçe, hüküm verme! Sana, müşkil, karmaşık gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra ictihad et! Muhakkak ki, Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar. İşler, sana karma karışık gelirse, gerçek, sence belli oluncaya kadar bekle, yahut, bana yaz! O hususta keyfine göre hareket etmekten sakın! Yumuşak davranmanı sana tavsiye ederim!
Cerir bin Abdullah der ki: "Müslüman olduğumdan beri hiçbir vakit, Resulullah yanına girmekten beni men etmemiş ve beni gördüğü zaman da, muhakkak, yüzüme gülmüş ve gülümsemiştir." Peygamberimiz, Eshab ile birlikte oturduğu sırada, Cerir bin Abdullah gelmişti. Nasılsa, oturanların hiç biri, ona yer açmadılar. Peygamberimiz, üzerindeki pelerinini ona attı ve "Ey Ebu Amr! Yanındakini al, otur!" buyurdu.Cerir bin Abdullah, onun üzerine oturdu. Elini, göğsüne koyup "Ya Resulallah! Senin, bana ikram ettiğin gibi, Allah da, sana ikram buyursun!" dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz: "Size, bir kavmin kerem ve şeref sahibi birisi geldiği zaman, ona ikram ve ihtiram ediniz!" buyurdu. Cerir bin Abdullah der ki: "Kendisine Arap heyetleri geldikçe, Resul aleyhisselam, bana haber salardı. Ben de, elbisemi giydikten sonra yanına varırdım. Benimle iftihar ederdi. Bana: "Sen, Allah''ın güzel yarattığı bir kimsesin. Öyle ise, sen de, ahlakını güzelleştir." buyurmuştur.
Yarın: "Vallahi, bu zat, hükümdar değildir!"

