Kaydet
a- | +A

Eğer araba yoldan çıkıp yuvarlanmaya başlamışsa, nerede duracağı belli olmuyor... Son yıllarda olup bitenleri gördükçe, dinimizin temelde nakli esas almasının ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyor insan. Bu sayede bozulmadan bu günlere gelebilmiş. Belli bir ölçüsü olmayan insan, şeytanın bile aklına gelmeyecek düşünceler üretebiliyor.

Bu tehlikelerden kurtarmak için cenab-ı Hak, bizlere sadece Kur''an-ı kerimi göndermekle kalmamış, bunu açıklaması, tatbik etmesi için Peygamberimiz Hz. Muhammed''i de göndermiş. Peygamberimiz dinimizin esaslarını bildirmiş, sınırlarını göstermiş. Ancak bunlara uyanların Müslüman olabileceğini bildirmiştir. Peygamberimizden sonra, Eshabı ve daha sonra gelen İslam büyükleri kendi şahsi fikirlerini katmadan bu esasları, aynen kendilerinden sonra gelenlere nakletmişler. Bu kaideye uyulduğu zamanlarda İslamiyet, dolayısıyla Müslümanlar kuvvet bulmuş; felsefi, şahsi fikirler karıştığı zamanlarda perişan olmuşlardır.

Bunun en bariz örneği Endülüs Devletidir. Önceleri bu kurallara uydukları için her alanda, dünyaya parmak ısırtmışlar; dünyada ilmin, medeniyetin merkezi olmuşlar. Ne zaman ki, nakli bilgiler terk edilip felsefi fikirler ön plana alınmış... İşte o zaman olan olmuş; perişan halde tarih sahnesinden çekilip gitmişlerdir.

Bu girizgahtan sonra konuya artık girelim. Değerli yazar Ali Eren Bey''in geçen haftaki yazısından bahsetmek istiyorum bugün. Ölçüsüzlük, sınır tanımamak, şahsi, felsefi fikirlerin insanları ne hale getirdiğini çok güzel sergilemiş yazısında Ali Bey... Önce bu yazıdan kısa bir özet vereyim:

"Bazı ilâhiyat profesörleri, Kelime-i şehadetin yarısını yok sayıyor, yani "Muhammedün Resûlullah" kısmını mühimsemiyor ve Peygamberimiz''e inanmadıkları halde Hıristiyan ve Yahudilerin de cennete gideceklerini iddia ediyorlardı. Meğer beterin de beteri varmış. Şimdi de bazıları çıkmış ateistlerin Hanif olduklarını söylüyor. Bu zamanda da bir kimsenin ahlâkı Hanif gibi düzgün olursa cennete girer. Peygamberimiz''e inanması şart değil, diyorlar. Eee, o zaman din nerede kaldı? Madem dürüst olmak cennete girmeye yetiyor da inanç ve ibâdete ne lüzum var? İlahiyatçı bir Profesöre, "Sizce bu zamanda bir insanın ahlâkı düzgün de olsa, Peygamberimiz''e inanmazsa cennete girebilir mi?" diye sordum: "Allah''ın kimi cennete koyacağını ben bilemem." diye cevap verdi. Aman Allahım! Bu nasıl şey! Bir ilâhiyat profesörü, ''Allah''ın peygamber olarak gönderdiği zatı kabul etmeyenlerin cennete giremeyecekleri kesindir. Cennete girmenin şartı, peygamberlerin tamamına inanmaktır'' diyemiyor..."

Ali Bey gibi insaf ehli herkes üzülüyor bu tür yorumlara... Halbuki ayeti kerimelerde, hadis-i şeriflerde Cennete giremeyecekleri açıkça bildirilmektedir. Buna rağmen sanki Kur''an-ı kerim onlarla gelmişçesine ayetleri kendilerine göre yorumluyorlar. Kur''an-ı kerimin gerçek muhatabı olan Peygamberimizin sözleri, tatbikatı hiç konuşulmuyor. Çünkü işlerine gelmiyor. Bunları görünce ister istemez, halk arasında, Celal Bayar''dan naklen; İlahiyat Fakültelerinin ve diğer dini okulların açılmasının esas maksadı ile ilgili anlatılan şeyler geliyor insanın aklına... Ne günlere kaldık! Daha neler göreceğiz; neler işiteceğiz kim bilir? Çok şükür ki, Peygamberimiz böyle günlerde ne yapacağımızı da bildirmiş: "Benden sonra Müslümanlar arasında çok ayrılık olacaktır. O zamanlarda yaşayanlar benim yoluma ve Hulefâ-i râşidînin yoluna yapışsın! Sonradan meydana çıkan şeylerden kaçınsın! Çünkü, dinde yenilik, reform yapmak doğru yoldan çıkmaktır. Benden sonra, dinde yapılacak değişikliklerin hepsi dinsizliktir".