Osmanlı Devleti''nin 700. kuruluş yıldönümü kutlamaları bütün hızıyla devam ediyor... Çeşitli devlet kuruluşları ve özel kuruluşlar, üzerlerine düşeni yapmaya çalışıyorlar. Her toplantıda Osmanlı''nın ayrı bir yönü tanıtılmakta...
Köşe yazarları, Osmanlıyı konu etmekte; artıları ile eksileri ile ortaya koymakta. İşin sevindirici tarafı, eski o katı Osmanlı düşmanlığı -bazı istisnalar hariç- kalmadı sayılır. Milletimiz ecdadına sahip çıkmakta artık...
Ben de bugün; Osmanlıdaki, türlü türlü kanı taşıyan, türlü dil konuşan, başka başka adet ve ananelere bağlı milyonlarca insanı, aralarındaki farkları bıraktırarak, bir inanç veya fikir etrafında toplayıp, muazzam bir imparatorluk kurabilmelerini sağlayan güç neydi? Bu askeri bir güç müydü? Bunun üzerinde durmak istiyorum...
Tabii ki bu muazzam birlikte, disiplinli, güçlü ordunun da önemi büyüktür. Fakat, Osmanlıların bu başarısı yalnızca askeri değildi. Yani kaba kuvvete dayanmıyordu. Askeri yöntem Osmanlının başvurduğu en son çare idi.
Öyleyse, onları ideallerine ulaştıran ve uzun ömürlü kılan esas amiller nelerdi? Bu başarıyı kazanmakta nasıl bir yol izlemişlerdi?
Başarılı olmalarını sağlayan birçok özellikleri vardı. Bunlardan biri, belki de en önemlisi "örnek bir hayat" sunmalarıdır. Anadolu''da yerli halka, gerek inançları ve töreleri, gerekse daha geniş ifadesi ile kültürleri üzerinde herhangi bir baskı uygulamamış Osmanlı...
Ortaçağ Avrupasında görülen engizisyonlar ve benzeri uygulamalar, İslam âleminin hiçbir devrinde görülmediği gibi, Osmanlılarda da görülmemiştir.
Aksine tam bir inanç hürriyeti hakimdi. Çünkü, İslamiyetin, "Dinde zorlama yoktur" prensibine Osmanlılar sadıktı. Kimse Müslüman olmaya zorlanmıyordu. Yaptıkları tek şey; yerli halk arasına Müslüman Türklerin getirilerek yerleştirilmesi, kendi inançlarının gereğini en arı ve duru haliyle yaşamak suretiyle onlara bir alternatif sunmaları idi.
Bu şekilde yerli halk, kendi hayat tarzları ile Müslüman Türklerin hayat tarzlarını görüp, mukayese yapabilme fırsatına sahip kılınmış oluyorlardı.
Bu gaye ile Yıldırım Bayezid, İstanbul''u muhasara ettikten bir müddet sonra Timur Han ile araları açılınca, muhasarayı kaldırmak için Bizans ile anlaşırken koydurduğu anlaşma maddelerinden birisinin gereği olarak İstanbul''un Sirkeci kesiminde; Taraklı, Göynük ve Karadeniz sahillerinden getirttiği kimselerden oluşan,700 hanelik bir Müslüman-Türk mahallesi kurdurmuştur.
Bu tür faaliyetlerin asıl maksadı İslam ahlâkını yerli halka tanıtmaktır. Bu tanıtma faaliyetlerine baskı denilemeyeceği gibi, propaganda demek bile güçtür. Çünkü, hiçbir propaganda ve hiçbir reklam gerçeğin yüzde yüz ifadesi değildir; az çok abartma vardır. Bu örnek yaşayış ise gerçeğin ta kendisidir.
Osmanlıların ilk dönemlerindeki kültürel tanıtım faaliyetlerinde ve bilhassa iskan edilen nüfus içerisinde gönüllü olarak yer alan, yahut da başka uç bölgelerine kendiliklerinden giderek yerleşen, İslâm âlimlerinin de önemli payları olmuştur. Sadece Anadolu''nun değil, birçok ülkenin fethinde, tasavvufun güzel ahlakı ile bezenmiş kimselerin büyük rolü olmuştur.
Resulullah efendimiz, Hudeybiye anlaşmasını, bütün olumsuz maddelerine rağmen, bir maddesi için kabul etmişti.
Bu madde, Müslümanların müşriklerle rahatça görüşebilmelerini sağlamaktaydı. Bu görüşmeler ile birçok müşrik Müslüman olmuştu. Bir şeye inandırmanın en kolay, en sağlam yolu, görerek yaşayarak örnek olmaktan geçer.
Mesela eskiden Alperen denilen kimseler vardı. Bunların her biri, tasavvuf büyüklerinin sohbetlerinde yetişmiş kimselerdi. Dinimizin güzel ahlakı ile bezenmişlerdi. Hal ile, söz ile, yaşayış ile örnek kimselerdi. İslamiyeti yaymak için kendilerini adamışlardı. Eshab-ı kiram gibi geri dönmemek üzere çeşitli memleketlere dağılmışlar, oralarda İslamiyeti tanıtmakla ömürlerini tamamlamışlardı.
Osmanlı yeni bir ülke fethettiğinde, oraya Anadolu''dan gönderilen Müslüman halk yerleştirilirdi. Bugün Balkanlar''daki Müslümanların çoğu, Konya''dan, Tokat''tan, Amasya''dan giden Müslüman kimselerin torunlarıdır. Yerli halkın; Boşnakların, Arnavutların Müslüman olmalarında bunların büyük emekleri vardır.
Osmanlı''nın gelişip, güçlenmesinin gerçek sebebi budur... Zorlamadan "örnek hayat" sunmak...

