Peygamber efendimiz temizliğe, hastalıklardan korunmaya çok önem verirdi. Bunun için islam alimleri de buna çok önem verdiler. Bu alanda önemli mesafeler, buluşlar gerçektleştirdiler. Hıristiyanlığın en revaçta olduğu orta çağda, büyük tıp alimleri, yalnız Müslümanlardı ve Avrupalılar Endülüs''e tıp tahsil etmeğe gelirlerdi.
Mesela, Heysem (965-1039) Matematik, fizik ve tıp alanında yüze yakın kitap yazmıştır. Türkistanlı Ali bin Ebilhazm meşhur bir doktordu, akciğerlerdeki kan deveranını ilk çizen budur. Ebu Bekir Muhammed bir Zekeriya Razi göz ameliyatı yapardı. Yüze yakın eseri ile tıp ilmine büyük hizmet etmiştir. Peygamberimizin torunu hazret-i Hüseyin''in kızı Sitti Sükeyne''nin İslam tabipleri tarafından gözbebeği çıkarılarak tekrar yenrine konduğu "Müncid''de yazılıdır. Çiçek hastalığına karşı aşıyı bulanlar, Müslüman Türkler''dir.Türkler''den bunu öğrenen Jenner, ancak 1796''da bu aşıyı Avrupa''ya götürdü ve haksız olarak "Çiçek aşısını bulan kimse" ünvanını aldı. Halbuki, tam bir zulmet diyarı olan o zamanki Avrupa''da insanlar, hastalıktan kırılıyordu. Fransa Kralı Onbeşinci Louis 1774''te çiçekten öldü. Avrupa uzun zaman veba ve kolera salgınlarına uğradı. Birinci Napolyon Akka kalesini muhasara ettiği zaman, ordusunda veba zuhur etmiş ve hastalığa karşı çaresiz kalınca, düş manı olan Müslüman Türklerden yardım istemek zorunda kalmıştı. O zaman yazılan bir Fransız eserinde şöyle demekdedir: "Türkler, ricamızı kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, nur yüzlü kimselerdi. Evvela dua ettiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile uzun uzadıya yıkadılar. Hastalarda zuhur eden kabarcıkları neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar.
Sonra hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sağlamların mümkün olduğu kadar onlara yaklaşmamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler ve bizden hiç bir ücret veya hediyye kabul etmeden yanımızdan ayrıldılar." Demek oluyor ki, iki asır evveline kadar garplılar hastalıklara karşı tamamen çaresizdi ve ancak sonradan Müslümanlardan öğrenerek ve tecrübeler yaparak bugünkü tıp ilmini öğrendiler. Resulullah efendimiz ruh temizliğine de çok önem verirdi. Ruh temizliği denilince, insanın, muhakkak güzel ahlaklı ve faziletli olması gelir. İslam dini, baştan başa ahlak ve fazilettir. İslam dininin, dostlara ve düşmanlara karşı yapılmasını emrettiği iyilik, adalet, cömertlik, akılları şaşırtacak derecede yüksektir. Ondört asırlık hadiseler, bunu düşmanlara da pek iyi göstermiştir. Bu konuda arşivlerde sayılamıyacak kadar çok vesika vardır. Yarın: "Hastalıkların başı çok yemektir!"

