Zamanımızda en çok istismar edilen kelimelerden biri de sevgi kelimesidir. Herkesin ağzında pelesenk olmuş bir kelime bu. Gerçek manada sevmek öyle pek kolay değildir. Çünkü, gerçek sevgi samimiyet ister, fedakârlık ister. "Seni seviyorum" demekle insan sevilmiş olmaz. Birisine seni seviyorum deyip, düşmanın bile yapmayacağı şeyleri yapmak bu kıymetli duyguya ihanet olur. Sevgi, lâf değil davranışlarla, fiiliyatla belli olur.
Birbirini can ü gönülden seven iki insanın birbirine bakışı, bir ana ile yavrusu arasındaki sevgi bağı kadar etkileyicidir aslında. İşte böyle bir bağ olursa gerçek sevgi olur.
Bugün insanlar, sevgi sözünü hoyratça harcıyorlar. Yapmacık sevgilerle, göstermelik "sevgililer günü" ile insan, hem kendi, hem de başkalarını aldatmaktadır. Sevgi istismarı iki insan arasında değil, devlet sevgisi, vatan sevgisi, millet sevgisi, hak sevgisi... gibi bütün sevgilerde de yapılıyor.
Yokluk kıtlık zamanında, stok ettiği gıda maddelerine zam üstüne zam yapan veya el altından ateş pahasına satan karaborsacının "millet sevgisinden", "hak sevgisinden" söz etmesi ne kadar inandırıcı olur. Yine, alttaki komşusu yiyecek ekmek bulamazken, bir eli balda bir eli yağda olan kimsenin "komşularımı ve insanları seviyorum" demesi ne kadar samimi olur. Örnekleri çoğaltmak mümkün... Adam hiçbir vatandaşlık görevini yerine getirmez, sonra da gayet rahatça herkese "vatanseverlik dersi" verir. Adam, örfümüze, kültürümüze ait ne varsa inkâr eder, medeniyetimize ait ne kadar değer varsa onlarla alay eder, sonra kalkar millet sevgisinden söz eder. Adam, her gün, dinimizle, mukaddesatımızla alay eder; hayasızca yayın yaparak vicdanlarımızı yaralar, sonra kalkar, din ve vicdan hürriyetinin kutsallığından dem vurur Tarihimizi sevdiğini söyler, geçmişimizle alay eder; milletini sevdiğini söyler, milletimizi millet yapan değerlerimizi küçümser; vatanını sevdiğini söyler, onu tahrip etmek için elinden geleni yapar veya böyle kimselerin yaptığına seyirci kalır hatta mazur göstermeye çalışır.
Adam devletini sevdiğini söyler, fakat ona vergi vermemek, onu dolandırmak için şeytanın bile aklına gelmeyecek hilelere baş vurur. Böyle samimiyetsizlikler o kadar çok ki, anlatmakla bitmez. Bu samimiyetsizliklerden kurtulmadığımız sürece, millet olarak da devlet olarak da bir yere varmamız çok zor... Batı bunu eğitim yoluyla başarmış. Nasıl mı, işte bir örneği: Devletçe lisanını geliştirmek için İngiltere''ye gönderilen bir vatandaş anlattı... Evinde kaldığım İngiliz ailenin erkeği taksi şoförü... Adam, cimri mi cimri; yarım yumurtanın bile hesabını yapıyor... Her ne ise, günler böylece gelip geçti. Zaman doldu, artık vatanıma döneceğim. Her türlü hazırlığımı yaptım, İngiliz aile ile vedalaştım, beni terminale götürecek bir taksi çağırmak için telefon edip edemeyeceğimi sordum: "Gerek yok, sizi, terminale ben götüreceğim" dedi.
Bu cömertliğine şaştım doğrusu... Gerçekten de öyle yaptı, birlikte taksiye bindik. Şoför, hareket etmeden önce taksimetrenin düğmesine bastı ve ışıklı ekran, ödeyeceğim miktarı yazıp duruyordu.
Nihayet, terminale geldik, ben taksimetreye baktım orada yazılı parayı kendisine uzattım fakat almadı. Kendisine sordum: "Madem para almayacaktın, neden taksimetreye bastın?" "Taksimetreye bastım. Çünkü, devletime olan vergi borcumu bilmek zorunda idim" diye cevap verdi.
İşte devletini gerçekten sevenin hali... Bu anlayışta kaç kişi çıkar bizde? Yalnız sevgide değil, yaşayışımızın neredeyse tamamında, samimiyetsizlik, ikiyüzlülük hakim. Bu hale nasıl geldik, nasıl kurtulabiliriz, başlıbaşına bir araştarma konusu. Ama mutlaka araştarılması gereken çok önemli bir konu!..

