Mikdad bin Esved hazretleri şöyle anlatmıştır:
Bir defasında iki arkadaşımla birlikte Medine''ye gitmiştik. Yol meşakkatinden gözlerimiz yanmıştı. Eshab-ı kiramdan hiç kimse bizi evine götürmedi.
Resulullah bizi alıp, evine götürdü. Evinde üç keçi vardı. Bu keçilerin sütünü sağıp içiniz, buyurdu. Kendisi ayrılıp gitti. Biz keçileri sağıp sütünü içtik. Resulullahın payını da ayırdık.
Akşam, Resulullah geldi. Uyuyan kimseyi uyandırmayacak ve uyanık kimsenin de duyamayacağı kadar yavaş sesle selam verdi. Sonra mescide gidip namaz kıldı. Sonra gelip kendisi için ayırdığımız sütü içti.
Başka bir gece, Resulullah için ayırdığımız sütü içtim. Fakat sütü midemde tutamadım, geri çıkardım. Bu işten çok pişman oldum. Kendi kendime, "Resulullahın payını içtin! Şimdi gelip üzülürse, ahıretin harab olur," diyordum. Üzerimde bir örtü vardı. Başımı örtsem ayağım, ayağımı örtsem başım açıkta kalırdı. Hiç uyuyamıyordum. Arkadaşlarım uyudular. Zira onların hiçbir düşüncesi ve sıkıntısı yoktu.
O sırada Resulullah geldi. Selam verip mescide geçti ve namaz kılıp geri geldi. Süte baktı, kabı boş görünce ellerini semaya doğru açtı. "Ya Rabbi, beni doyuranı doyur, bana su verene su ver" diye dua etti.
Hemen yerimden kalkıp elbisemi giydim. Keçilerin en semizini Resulullah için kesecektim. Yanıma da bir bıçak aldım. Keçilere baktım, memeleri sütle dolu idi. Bir çanak alıp süt sağdım. Sütün yağı üstünde duruyordu.
Resulullahın huzuruna gittim. Bana, bu gece sütünüzü içtiniz mi diye sordu. İçtik ya Resulallah dedim. Sonra elimdeki sütten biraz içip, sen de iç diye bana verdi.
Biraz daha içiniz ya Resulallah, dedim. Biraz daha içip kabı bana verdi. Ben de içtim. Fakat beni bir gülme tuttu. Gülmekten yere düştüm. Resulullah bana ey Mikdad! Bu senin yaramazlığından biridir.
Sonra ben olan hadiseyi anlattım. Bu Allahü teâlânın rahmetinden başka bir şey değildir. Niçin bana haber vermedin. İki arkadaşını da uyandırsaydık, onlar da bu rahmetten nasiplenselerdi, buyurdu. Siz rahmete kavuştunuz. Ben de kavuştum, başkasının bu rahmete kavuşması veya kavuşmamasından endişem yoktur, dedim. ¡ ¡ ¡ Resulullahın mubarek yüzüne değen mendili asla ateş yakmazdı. Bir gün Enes bin Malik''e bir grup insan misafir oldular. Yemek yidiler. Yemekten sonra hizmetçisine falan mendili getir, dedi.
Cariyesi kirli bir mendil getirdi. Enes bin Malik o mendili ateşe attı. Bir müddet sonra mendili ateşten çıkardı. Mendil yanmamış, kirlerden temizlenip süt gibi beyaz olmuştu. Misafirleri bu ne haldir diye sorunca, bu mendil Resulullahın mübarek yüzünü sildiği bir mendildir. Ne zeman kirlense ateşe atarız, tertemiz olur ve asla yanmaz, dedi. Yarın: Kokusu çok güzeldi

