IMF, "Stand-by için tek engel, bilançoların şeffaf olmaması" diye bastırıyor. AB ise, "Sizi üye yaparız ama insan hakları konusunda eksiklerinizi tamamlarsanız" diyor. Türkiye, IMF ile masa başında anlaşıyor: "Tamam" deyip; "Parayı nerede harcadığımızı göstereceğiz. Merak etmeyin" sözünü veriyor. Eller sıkılıp, köylü köyüne, evli evine döndü mü, verilen sözler unutuluyor. Daha doğrusu unutuluyordu. IMF de, AB de şimdi işi sıkı tutuyor. "Gel kardeşim, bilançoyu beraber hazırlayalım" diyen IMF, hem para veriyor, hem de hükümetin tepesine dikiliyor. AB de öyle. Madde madde insan haklarını yerleştiriyor. Türkiye''nin IMF ve AB ile herhangi bir problemi yok. Bütün sıkıntı siyasilerde. Şimdiye kadar etraflarında pervane olan dalkavuklara para saçıyordu. "Oyum sana feda olsun" diyene, elini Hazine''ye daldırıp, daldırıp dağıtıyordu. Ne proje sordu, ne de yatırım... Artık deniz bitti. Siyasetçi eski alışkanlıkları mecbûren geride bırakıyor. IMF''yi ve AB''yi keriz yerine koyamıyor. Elin oğlu proje soruyor. "Aldıklarını nerede kullanıyorsun" diye hesap istiyor.
İYİ OLUYOR IMF ile stand-by kapıda. Faizler düşüyor. Enflasyon aşağı iniyor. Dünya Bankası kredi vermek için gün sayıyor. Yabancı sermaye geldi, geliyor. Moody''s rating notumuzu ''durağan''dan ''olumlu''ya çevirdi. Avrupa Parlamentosu Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne alınmasına yeşil ışık yaktı. Bunlar bizim istediğimiz ama siyasetçinin bir türlü beceremediği olaylardı. Siyasetçinin işi ağzına yüzüne sürüp, sonra da; "Ey benim sevgili milletim. Avrupalı bizi istemiyor" diye kıvırmasına fırsat verilmiyor. Önümüzde birkaç pürüz daha bulunuyor. İşte şimdi siyasetçi lâzım. Başbakan, dışişleri bakanı başta olmak üzere hepsinin mekik dokuması lâzım. Diplomasi trafiğinin hızlanması gerekiyor. Bizimkiler hâlâ Ankara''ya gömülmüş vaziyette. Buraya kadar olanı bürokratların yaptığı. Diyeceksiniz ki: "Siyasetçinin yaptığı iyi bir şey yok mu?" Elbette var: Yiğidi öldür hakkını yeme, derler. Gelişmelere hüsnü kabûl gösteriyorlar. Eh, daha ne isteriz. Gölge etmesinler, başka ihsan istemez. Bu kadarına da razı oluyoruz ama yetmiyor.
ÜÇ MADDE Avrupa Parlamentosu, Helsinki Zirvesi''ne bir hafta kala, Türkiye''nin AB adaylığına yeşil ışık yaktı ancak Türkiye''nin Kopenhag kriterlerine uymadığı için tam üyelik görüşmelerinin bu uyumdan sonra görüşüleceğini karara bağladı. Özellikle Türkiye''nin siyasi kriterlere uymadığının üzerinde duruldu. İşte siyasetçinin işi burada başlıyor. "Efendim, onlar da işadamlarını tartaklıyor. Onlar da insan haklarına uymuyor" gibi basit kılıflara sığınmanın hiç bir anlamı yok. Avrupa''da vatandaş sokakta, bana bir şey olmaz, rahatlığıyla dolaşıyor. Arada bir yanlışlık olursa, düzeltilir. Fakat, her şey yanlışsa; arada bir görülen doğruya ancak şaşılır. Bizde öyle oluyor. Batı ile aramızdaki fark bu! Batı ile yaptığımız anlaşmalar 3 noktada odaklaşıyor: 1) Ekonomik 2) Siyasi 3) Sosyal... Bu üç hadisede değişim yaşayacağız. Bu değişimde elbette ki bazı şeyleri alırken, bazı şeyleri de vereceğiz. Siyasetçi, vatandaşıyla cebelleşmeyi bırakır ve kafasını kaldırıp, karşısına bakarsa; ne alıp, ne vereceğini görebilir. Biz siyasetçiden sadece ileriye bakmasını istiyoruz.

