Türkiye, maddi ve manevi çok büyük bir felâketten çıktı. 65 milyon insanımız kenetlendi, komşularımızdan sıcağı sıcağına yardım geldi. Münasebetlerimizde yumuşama oldu. Dünya Bankası, IMF başta olmak üzere bütün dünya merhem olmaya koştu. Bu sosyal kaynaşma ve yardımlaşmayı herkes kendi menfaatine göre ekonomik ilişkilere de taşımaya çalışıyor. Doğrusu da o. Türkiye, acil yardım bekliyor. Batı, yardımcı görünüyor. Buraya kadar olanı ilk adım. Yaraları sarmak ve hemen yola koyulmak gerekiyor... Bu sıcak ilişkilerin uzun vadede de devâm etmesi için her tarafın yapacağı görevler bulunuyor. Tüketici nerede ise, satıcı oraya koşar. Bugün Türkiye''de dünyanın hiç bir yerinde olmayan bir tüketici profili var: Nüfusumuz genç, kalkınmakta olan bir ülkeyiz ve tüketicimiz doymamış... Sanayici ülkeler için tam bir cazibe merkeziyiz. Enerji başta olmak üzere, baraj, yol ve sanayi yatırımcısı kapıda bekliyor. Tahkim kanunu kapıyı araladı. ABD ve diğer ülkelerden çok sayıda yatırımcı geliyor. Çevre ve pahalı işçilikten kaçan batılı yatırımcı için Türkiye ideal bir ülke. Onlar da geliyor. Diğer taraftan IMF''nin istediği reformların hemen hemen hepsi gerçekleşti.
REFORMUN BEDELİ Belki 1 milyon insanımızı işsiz kalmasına sebep olan bu reformların elbette ki hepsi batılıya şirin görünmek için değil, mali istikrarı sağlamak için yapıldı ama batılı da bu çeşmeden su içecek. Yabancı sermaye için risk faktörü küçüldü. Bu durumda IMF''nin hemen stand-by anlaşmasını imzalaması, Dünya Bankası''nın proje kredilerini vermesi, batılı yatırımcının da gelmesi gerekiyor. ABD kalkıp, "E canım uzun vadeli 300 milyon dolarlık bir kredi verdik, daha ne istiyorsunuz" der ve kotaları kaldırmazsa; IMF, "Bak, 330 milyon dolarlık acil yardım veriyoruz ya" diye ipe un sermeye kalkışırsa; AB, "Ülke ülke hepimiz 300-500 milyon dolar yardım yaptık. AB üyeliğini unutun" diyecek olursa; işte o zaman seyreyleyin gümbürtüyü!..
SİYASETÇİNİN GÖREVİ
Siyasi otoritenin görevi işte burada başlıyor. Odalar, meslek kuruluşları, vakıflar ve işadamları; "Türkiye yardım değil, hakkını istiyor" diye kapı kapı dolaşıp; sesini duyurmaya çalışıyor, bu konuda lobi oluşturuyor, baskı yapıyor. Yarın masaya oturulduğunda; tekstilcinin, konfeksiyoncunun, sanayicinin ve ihracatçının bu talepleri kulak arkası edilirse; yazık olur ülkeye. Siyasetçiler ve diplomatlar bu sorumluluğu omuzunda taşıyor. Yükü yıkmadan, sonuca gitmeliler. Yoksa, bugüne yapılanların hepsi yarım kalır. Kısa bacakla Türkiye yürüyemez. Topallaya topallaya buraya kadar geldik. Bundan sonrasını sağlam yürümek istiyoruz. Aman ha, aman. Siyasetçinin işi yeni başlıyor. Dikkat.
Şahin Köyü Kemal Şahin ile geçen akşam sohbet ettik. Şahinler Holding ve Almanya''daki Türkler biraraya gelip, Alman yardımlarıyla birlikte hayli kabarık bir para taplamışlar. Bu paralarla depremzedelere bir köy kurmayı düşünüyorlar. Şimdi yerini ve ismini kararlaştırıyorlar. Öğrencilere burs vereceklerini de söyleyen Kemal Şahin''e ben de bir ricada bulundum. Deprem bölgesindeki okullara psikolog yardımı yapmalarını istedim. Bence bu konu çok önemli. 7''den 70''e herkes depremden psikolojik olarak çok etkilendi. Okullardaki çocukların terapiye ihtiyacı var. Onları topluma kazandırmak istiyorsak mutlaka psikotedaviye tabi tutmalıyız. Bugünlerde herkes "Ne yapabilirim" diye düşünüyor, biliyorum. Bu konuyu da dikkate almalarını tavsiye ederim.
Avrupa farkı Körfez''de 100 bin bina hasar gördü. 8-10 milyar dolarlık işyeri ve ev yok oldu. Enkaz yığını haline gelen binaların 1,5 milyar, bilemedin 2 milyar dolarlık kısmı sigorta kapsamında. Onun da çoğu işyeri. Evlerin sadece yüzde 5''i sigortalı!.. Yunanistan da deprem felâketini yaşadı. Orada da binalar yıkıldı. 325 milyon doları bulan hasarın tamamı sigorta kapsamında. İşte Avrupa, işte biz... Aramızda sadece bir nehir akıyor ama kafalar çok farklı. Bunu kompleks yapmak yerine sistemi yakalamaya çabalamalıyız. Köy kahvesinde oturup, "Biz dünyanın en büyük ülkesiyiz" diye nutuk atmak veya "Onlar kötü, biz iyiyiz" hikayeleri anlatmakla kalkınma olmaz, olmuyor. Sigortacılık dünyanın en önemli mesleği oldu. Bu sektör aynı zamanda dünya ekonomilerinin sigortası. Bizde ise, hâlâ üçkağıtçı işi görülüyor. Biz hem kel, hem foduluz... Batıda sanayi kuran, bankalara fon taşıyan ve vatandaşın zor anında yardımına koşan sigorta sistemi bizde tukaka ediliyor. Kafaya bakın!.. Bırakın vatandaşı; başbakan, bakan, milletvekili, bürokrat ve işadamı... kaçının evi sigortalı?.. Bu sorunun cevabı ne kadar akıllı olduğumuzu anlatmaya yeter!.. Başbakan Bülent Ecevit, "Bize 80 ülke yardım etti. Bu da Türkiye''nin saygınlığını gösteriyor" diyor... Aldığımız yardımla değil, ekonomik göstergelerimizle öğünsek daha iyi olmaz mı?
Göç Körfez depreminin ardından göç başladı. İnsanlarda olduğu gibi sanayide de göç yaşanıyor. Köylü köyüne gider de, sanayi nereye gidecek?.. Doğu''ya gitmesi için şartların kolaylaştırılması gerekiyor. Son senelerde Konya önemli bir yatırım merkezi oldu. Akdeniz sanayici bekliyor. Sanayi Körfez''de kalırsa, işçi bulmakta zorlanır. Körfez''deki şehirlerin yeniden inşasında sanayi mutlaka dikkate alınmalı. Bölgede arsa ve ev fiyatları aşırı düştü. İşine yakın olmasından dolayı belki insanlar bölgede oturur ama yazlık için buralara artık kimse gelmez. Marmara''daki sayfiyeler Akdeniz''e kayıyor. Emekliler şimdiden Akdeniz''e indi. Akdeniz''de arsa fiyatları yükseldi. Konya, Mersin ve Alanya''ya birer nokta koyun ve aralarını birleştirin. Ortada kalan alan deprem bölgesi değil. Deniz, kum, yayla, tabiat, temiz hava gibi tatilcinin vazgeçemediği özelliklere bir de deprem fobisi ilâve edilince Akdeniz''in rantı arttı. Tarım gelirlerinin yüksek olmasından dolayı zenginlik fışkıran bölgenin yol ve havaalanı problemi olduğu görülüyor. Ulaşım eksikliği telafi edilirse, Akdeniz''de büyük bir turizm ve sanayi patlaması olur. Bugüne kadar yöre halkının kurduğu sanayi ve Anadolu insanının geldiği yazlıklar vardı. Bundan sonra hem Türkiye''nin ihtiyacını görecek tesisler kurulabilir, hem de yurt dışı turizmi harekete geçirilebilir. Şimdi top Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz''de. Öksüz, sözünü tutar ve bölgenin yolunu yaparsa Orta Akdeniz, Türkiye''nin para makinesi olur. Akdeniz''de deniz mevsimi 8 ayı buluyor. Ayrıca Akdeniz''in kışı çok fazla değil. Ocak ayında biraz soğuk oluyor, o da elektrik sobasıyla geçiştiriliyor. Çok hoş ve çok güzel yerler varsa da, sınırlı. Onun için bu yerlere gelecek de dikkate alınarak çok dikkatli imar planı yapılması gerekiyor.
Her şey devletten mi? Ben de dahil, hepimiz devlete yükleniyoruz. "Şunu niye yapmadın", "Bunu neden eksik bıraktın" diye diye kendimizi avutuyoruz. Devlet dediğin kim ki?.. Sen, ben, o, biz, siz, onlar... Evde biziz, işte devlet!.. Evdeki beceriksizliğimize devlete yüklüyoruz, işteki hantallığımızı da eşe veya çocuklara... Tekstilciler, konfeksiyoncular, odalar, birlikler... Hepsi kalkıp, "Devlet hakkımızı arasın. Kotaları kaldırsın" edebiyatı yapıyorlar. "Yaptığımız yardımlar yerini bulmuyor" diye cır cır ötüyorlar... İyi de, siz de biraz tüccar gibi davranın, ne olur... Daha düne kadar arabalara takılan bantlar yaptınız... Altına I Love You yazıp, artistlerin resimlerini bastığınız tişörtleri piyasaya sürdünüz. Şimdi bütün dünyayı ayağa kaldıran bir deprem felaketinin ardından sesiniz soluğunuz çıkmıyor, neden?.. Depremden resimler koyup, altına "Bir daha olmasın" gibi, "Felâketi unutmadık" gibi tedbirsizliğimizin nelere malolduğunu devâmlı hatırlatan yazılar koysanız olmaz mı?... Hem para kazansanız, hem de bu felaketin gündemde kalmasına yardımcı olsanız, iyi değil mi? Türk gençleri severek bu tişörtleri giyer, bantları takar, bayrakları sallar... Milyonlarca insan da gördükçe o günleri hatırlar, gönüllü kuruluşların arttırılması gerektiğini düşünür. Siyasi slogan atmakta üstümüze yok ama ticarette sıfırız, sıfır.

