Borsa nereye gidiyor sorusuna herkes ''aşağıya doğru'' cevabını veriyor. Mesele o değil. Bundan sonrası ne olacak? Yatırımcı ne yapacak? İşte herkesin merak ettiği konu bu. Bu düşüş hep böyle devam edecek mi? Şimdi biraz bunları yorumlayalım. İşe borsanın değişmez kâidesini tekrarla başlayalım: Borsa inişe geçtiğinde al, yükselmeye başladığında sat. Bu basit formülün içinde gizli olan sırrı iyi yakalamak lâzım. Yükseldiğinde denmiyor, yükselmeye başladığında ifadesi kullanılıyor. Yükselmenin sonu yok. Yüzde 100 de olabilir, yüzde 200 de... Yükselmeye başlamak ise yüzde 1''den sonrasını işaret eder. Şimdi yükselmeye başlamak denilince çıtayı nereye koymak lâzım. Yüzde 15 bence çok ideal. Şu günlerde yüzde 15 kazanç hiç bir şeyde kalmadı. Ne bono, ne faiz, ne döviz... hiç birisi senede reel yüzde 15 getirmiyor. O halde yüzde 15-20''yi vuran bir yükselişi görünce, daha fazla tamah etmeden çıkmak çok akıllı bir karar oluyor. ''İyi be kardeşim onu hep yapıyoruz yine de kazanamıyoruz'', diyebilirsiniz. Bilin ki o kadarcıkla borsada kazanılmıyor. Sepet yapıp, riski dağıtmak da gerekiyor. Hiç olmazsa 5 şirketin hissesini alacaksınız ve 3 kazanır, 1 yerinde sayar, diğer 1''i de kaybederse öpüp başınıza koyacaksınız.
Hepsi bu mu? Hepsi bu mu? derseniz; hayır, hepsi bu değil. Borsa çok dalgalıdır. Günü gününü tutmaz. Bu hafta yükselir, ertesi hafta düşer. 2-3 hafta üstüste yükseldiği de olur. Böyle durumlarda yatırımcı gaza gelir ve ''Biraz daha yükselsin de öyle satayım'' demeye başlar. Kritik dönemler işte bu dönem. Borsada biri kazanıyorsa, bilin ki diğeri kaybediyordur. Değirmenin suyu kaybedenlerden geliyor. ''Ben kaybeden olmayayım'' diyorsanız; dikkatli olacaksınız. ''Lâfı dolandırıp durma, bu işin sırrını söyle de biraz para kazanalım'' diyorsanız; bu yazıyı okumayı burada bırakın. Size faydası olmaz. Ben size bu işin sabır isteyen çetin bir iş olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Yazıyı hâlâ okumaya devâm ediyorsanız, buraya kadar olanları kafanızın bir köşesine yazın ve biraz geriye gidelim.
Yerli-yabancı yatırımcı Yerli yatırımcıyla borsanın tadı çıkmıyor. Zaten yerli yatırımcı ertelediği tüketim iştahını gidermekle meşgûl. Yabancı gelmezse borsa çok sığ kalıyor. Yabancı ise bizim gibi hurra balıklama atlamıyor. Bağımsız denetim şirketlerine analiz yaptırıyorlar. Bu analizlerde hep borsa şirketlerinin piyasa değerinin aşıldığını gösteriyor(du). Yani bankalar da dahil borsadaki bütün şirketlerin borsa değeri şişmiş durumda (idi). Birkaç aydır borsanın havası alınıyor. Önümüzdeki Eylül''e kadar borsa böyle sallanacağa benziyor. Tatil biter, işadamları ve yatırımcılar tekrar piyasaya döner... İşte o zaman piyasa kabarır. Şayet o güne yabancılar da borsaya girmeye başlarsa, eh bakın o zaman borsadaki şahlanışa. Endeks düşükken şimdi alan, o gün kâr eder. ''Hele bir yükselsin, ben de borsaya girerim'', diyen ise avucunu yalayabilir ve kaybedenler tarafında kalır!..
Kârı unutmayın Bizim yatırımcı Borsa''da her ne kadar bilançoya, şirketin politikalarına, gayrimenkullerine pek bakmıyorsa da bakanlar var. Geçen senelerde şirketlerin bilançolarına bakıldığında, ''faaliyet dışı kârların'' çok yüksek olduğu görülüyordu. Yani bono ve faiz gelirleriyle şirketler ayakta duruyordu. Şimdi o bitti, bitiyor. Faaliyet kârı ise bu şartlarda öyle kolay değil. Geriye şirket politikaları, sinerjileri ve gelecekteki potansiyelleri kalıyor. Hasılı iş zor ve karışık... ''Bu kadar lâftan sonra borsaya girelim mi, girmeyelim mi'' diye soracak olursanız: Para sizin. İsterseniz girin, isterseniz bildiğiniz başka alternatif varsa onu düşünün, derim.

