Kaydet
a- | +A

Türkiye, depremin acılarını sarmaya çalışıyor. Yaklaşık 30 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilen olayın insanî boyutu çok büyük olduğu gibi telâfisi de uzun zaman alacak. Ekonomik boyutu ise hemen toparlanmayı gerektiriyor. Millî gelirin belki de yüzde 10 oranındaki öz varlığını 45 saniyede toprağa gömen Türk insanı ne yapacağını düşünüyor. Hasar büyük. Üretim kaybı fazla. İnsanlar acılı. Önümüz kış... Ekonomik kriz içinde deprem felâketine yakalanan ülkenin bu şoktan çıkışı elbette kolay değil. Geçen 10 gün içinde devlet kırık not aldı. Depremin ilk iki günü ortalıkta görünmeyen, sonrasında da organizasyonu sağlayamayan yetkililere öfke yağdı. Fakat bütün bunlara rağmen TV muhabirlerinin yönlendirmesiyle(!) olay yerine yardım ulaştı. Gönüllü kuruluşlar, vatandaşlar ve şirketler ellerinden geleni yaptı ve yapıyor. TEK YÜREK Tek yürek halinde kenetlenen Türk halkı, deprem bölgesine koşmaya devâm ediyor. İhlâs, Sabancı, Koç, Eczacıbaşı başta olmak üzere çok sayıda kuruluş depremzedelere yardım seferberliği başlattı. Bölgede fabrikası olan şirketler, çadırkente dönüştürdükleri fabrika bahçelerinde işçi ailelerini barındırmaya başladılar. Buralarda yemekler pişiyor, sağlık hizmeti veriliyor, barınma imkânı sağlanıyor. Bütün bunlar küçümsenecek hadiseler değil.

SUÇLU ARAMAYALIM Yüzyılın en büyük felâketi olan depremin şokunu hepimiz yaşadık. Panikledik. Ne yapacağımızı şaşırdık. Bu toz duman arasında birilerini suçlamakla bir yere varmanın imkânı yok. Başta devlet olmak üzere hepimiz soğukkanlı olmak, itidalli davranmak mecburiyetindeyiz. Sanayinin günlük üretim kaybı 200 milyon dolar. Toparlanması ve üretime geçmesi için daha bir aylık süre gerekiyor. Bir çok işyerinde maddi hasar var. 200 bine yakın aile evini kaybetti. Fabrikalar üretim, şirketler gelir, devlet vergiden mahrûm kaldı. Bütün bunlara bir de yeniden kurulacak şehirlerin maliyetini ilâve edince, maddî kaybımızın boyutu ortaya çıkıyor. VERGİ ÇARE Mİ Özel sektör, ayakta durmak için çırpınırken deprem felâketini yaşadı. Devlet, en zayıf anında yakalandı. Ama bütün bunlara rağmen yaranın sarılması, hayatın yeniden normale dönmesi de gerekiyor. Bütün bunlar para demek. Hani para? Yok!.. Ne devlette, ne özel sektörde, ne de vatandaşta para var!.. Fakat bütün bunlara rağmen, özel sektör ve vatandaş yardım seferberliğine iştirak ediyor. Bir tuğla da benden olsun, diyen herkes koşuyor... Türk insanının zor günlerde gösterdiği birlik ve beraberlik duygusu doruğa tırmanmış durumda. Holdingler trilyonlarla ifade edilen bağışlarda bulunuyor, küçük sanayici ve esnaf milyarlık yardım yapıyor, vatandaş ise ''benim de tuzum bulunsun'' deyip, milyon da olsa katkıda bulunuyor... Yapılan bu yardım ve bağışların 2-3 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. İyi de bütün bunların üstüne bir de deprem vergisi getirmenin anlamı ne?.. ''Pişmiş aşa su katmak''tan başka bir işe yaramayan bu fırsatçılığı anlamak mümkün değil!.. 720 TRİLYON Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinden 200, ücretliden 80, taşıtlardan 100, emlâktan 20, akaryakıttan 170, cep telefonundan da 150 trilyon liralık ek vergi için "Dayanışma Vergisi" getirmeye çalışmanın manası ne?.. Hepsi hepsi 720 trilyon lira. 2 milyar dolar bile değil. Vatandaş dayanışmanın alâsını gösteriyor; dişiyle tırnağıyla, cüzdanıyla yardıma koşuyor. Bunu görmemezlikten gelerek; bir de deprem vergisi çıkarmak ne oluyor?... Evet, devletin yaraları sarması için paraya ihtiyacı var. Doğru. Hem de çok paraya ihtiyacı var. O da doğru. Fakat bu işin çaresi vergi salmak değil. Yardım ve bağışları teşvik etmektir. Devlet, deprem tahvili çıkarır ve uzun vadeli borçlanırsa hem borç vadesi uzatılarak ekonomi rayına oturur, hem de vatandaş cezalandırılmaktan kurtulur. Ayrıca vergi ve SSK affı da önemli bir gelir kaynağı olabilir.