Kaydet
a- | +A

Siyasetçiden, fevkalâde günlerde süratli, birleştirici ve faydalı politikalar üretmesi beklenir. Öyle olmasaydı, ülkede siyasetçiye ihtiyaç duyulmaz ve bürokratlar gerekeni yapardı. Türk toplumunun tam ortasına son yüzyılın en büyük depremi olan bir felâket düştü. Ülkenin can damarı zarar gördü. Siyasetçinin, böyle bir dönemde dış ülkelere dönüp; "Ey komşu. Vaziyetimi görüyorsun. Bana yardım et" diye talepte bulunması kadar, tabiî ne olabilir?.. Komşu yardıma koşmazsa, dünya ülkelerine; "İşte benim komşum bu. Ben can derdindeyim ama komşum kılını bile kıpırdatmıyor" diye şikayet ederseniz, komşunuza puan kaybettirirsiniz. Fakat, komşu yardıma koşarken; "Ben senin yardımını istemem" der ve malıyla, kanıyla, parasıyla depremzedelerin yardımına koşan vatandaşınıza vergi cezası getirmeye kalkışırsanız, size kargalar güler.

KOMŞU KİM? Türk siyasetçisinin komşunun ne olduğunu iyi öğrenmesi lâzım. Bugüne kadar biz komşularımızı hep, iyi ve kötü olarak tasnif ettik ve maalesef çok komşumuz olmasına rağmen, iyi komşumuz da olmadı. Türkiye''nin, komşusu Yunanistan''ı haritadan çıkarıp, yerine İspanya''yı alma şansı yok. Suriye''nin yerine Hollanda''yı talep etmesi de mümkün değil. Rusya gitsin de ABD yanımda bulunsun demenin anlamı olmaz. Komşularımızla iyi, kötü veya dost, düşman yerine menfaatimize göre münasebet kurmalıyız. Sovyetler Birliği döneminde Rus insanı bizim en büyük düşmanımızdı, 1990''dan sonra dostumuz oldu. İki ülke insanları arasındaki mantık pek değişmedi ki, düşmanlık dostluğa dönüşsün. Menfaatlar değişti, dost olduk. Rusya, Türkiye''nin en büyük ihracat yaptığı ülke durumuna geldi. Bugün Suriye, İran, Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerle de menfaat ilişkilerimiz var. Ancak hepsiyle sınırlı ve aleyhimize. Bu ilişkilerimizi nasıl lehimize çevirebiliriz, bunu iyi hesap etmeliyiz. Eğer oyunu kuralına göre oynar ve menfaatlerimizi masaya yatırırsak elbette ki, dengeler değişebilir.

SOSYAL YARA Türk toplumu son senelerde suni gündemlerle sosyal patlama noktasına gelmişti. Depremde ise Türkü, Kürdü, Sağcısı, Solcusu, yerlisi yabancısı herkes yardıma koştu. İnsanlık duygusu taşıyan herkes afet yerine koştu ve 65 milyon adeta kenetlendi. Türkiye''nin ihtiyacı olan bu birlik ve beraberlik duygusu; zorlamadan, kanun çıkarmadan kendiliğinden oluştu. Bu birlik ve beraberliğin pekiştirilmesi ve önümüzdeki günlerde daha da artması için ne lâzımsa yapılması gerekiyor.

EKONOMİ Önce global kriz, ardından enflasyonu düşürme politikaları sonunda Türkiye ekonomisi durgunluk dönemine girdi. Böyle bir ortamda deprem felâketini yaşayan ekonominin durgunluğu kırması elbette ki kolay değildi. Fakat, sosyal kenetlenme belki de bu darboğazı kıran bir kaldıraç görevi yapabilir. İnşaat sektöründe 6-7 milyar dolarlık bir hareketin yaşanacağı söyleniyor. Ekonomi böyle bir gelişmeyle ivme kazanırsa durgunluğu kırıp, tüketim ekonomisine geçebilir. Tüketim, gelişigüzel para harcamak değil, beklentileri satın almaktır. Politikalarla vatandaşın beklentisi tahrik edilir ve yönlendirilirse; ekonomi hareketlenir. 1-1,5 senedir, vatandaşın tek bir beklentisi vardı. O da devlete borç vermek ve karşılığında yüksek oranda rant almak. Şayet bu tek beklenti, çoklaştırılırsa elbette ki ekonomi ısınır ve üretim artar. İktidarın tek görevi vergi almak değil, vatandaşı tüketimle, yardımla ekonominin içine çekmektir. Gerisini serbest piyasa çözer.