Kaydet
a- | +A

Rahmetli babam, telis çuvala koyduğu buğdayı eşeğe yükledi ve bana; "Tepeyi çıkınca karşına üç yol gelecek. En soldaki yola sap, değirmene gidersin" diye buyurdu. Sabahın köründe henüz daha afyonum patlamamış. Babamın ne dediğini yarım yamalak ancak anladım. Gözümden uyku akıyor ama babama da bir şey diyemedim. Çaresiz yola çıktım. Yol dediğim de, öyle babamın tarif ettiği kadar basit değil. Her sene yazın köye iniyoruz ve hem çiftlik hayatı yaşıyoruz, hem de denize giriyoruz. Değirmeni, eşeği pek tanıyan birisi değilim. Babam "Aha şurası" diye tarif etti fakat ben 3 saat gittim tepeyi ancak çıktım. Önüme iki yol geldi. Alt tarafta bir keçi yolu gördüm ama ben ona hiç itibar etmiyorum. Eşek bu yola hamle yapıyor ama ben oralı olmuyorum. Hangi yola gideceğimi bilemeyince ''Keşke babama sorma imkânım olsaydı'' diye şaşkın kıvranmaya başladım. O zamanlar cep telefonu olmadığı gibi, birisine, "Mobil telefonla istediğin yerden, istediğin insanla konuşacaksın" desen, ''Bu adam kafayı yemiş'' diye seni ihbar ederdi. Cep telefonu olmadığı gibi transistörlü radyo bile bilinmiyordu. Her neyse, kararı tek başıma vermek mecburiyetinde kalmıştım. En soldaki keçi yolunu hiç mi hiç beğenmedim. Daha doğrusu, ''bu yoldan gidersem kaybolurum'' diye panikledim.

ŞANIMA YAKIŞTIRAMADIM Eşeğin işaret ettiği yola gitmeyi şanıma yakıştıramadım ve ''Babamın dediği üç yol daha ilerde olmalı'' düşüncesiyle, "Sollamayı zevk edindim, sağda neşe ne arar" deyip, eşeğin yularını çatalın soluna çevirdim. 500 metre kadar gidince derenin içindeki değirmeni gördüm. Aklımı beğenip, ''ne iyi yapmışım'', diye düşündüm. Değirmeni görmesine gördüm ama önümde dik bir yamaç var ki, uçurum gibi. Yanlış yola girdiğimi işte o zaman anladım. İniş yolu aramak için çaresizlik içinde etrafıma bakınırken, aşağıda değirmenin önünde bir karaltı gördüm. Ellerimi ağzıma boru yapıp, ünlemeye başladım. Az sonra karşı dağlardan, "Hey amca" diye sesimin yankısı geldi. Kendim söylüyorum, kendim duyuyorum. Baktım olmayacak, sürdüm yardan aşağı eşeği. En az 35 derece meyilli bir arazi. Başını aşağı çevirir çevirmez, eşek ön ayaklarını gererek fren yapmaya başladı. O, ''inmem'' diye direniyor; ben, ''in'' diye elimdeki sopayı vuruyorum. Canı yanan eşek, mecburen freni gevşetti ve bir iki adım attı. Değirmene biraz daha yaklaştığımız bir anda, telis çuvaldan buğdayların aşağıya doğru döküldüğünü hayretle gördüm. Pinar çalısına takılan telis çuval yırtılmış ve buğdaylar o hızla değirmene doğru akmaya başlamıştı. Sinirlerim boşandı ve ben her şeyi unutup, ağlamaya başladım. Bizim feryadımızı buğday döküldükten sonra duyan değirmendekiler, geldiler ve bulabildiğimiz buğdayları çuvala doldurup, değirmene indik. Uzatmayayım; sonunda içindeki taşıyla, ağacıyla buğday değirmende un yapıldı ve tekrar köye döndüm. Köye dönüşüm muhteşemdi. Kara eşek beyaz, dolu çuval da yarım olmuştu. Benim ise nasıl göründüğümü asla bilemiyorum. Hatırlayabildiğim, annemin şaşkınlığı ve babamın öfkesi!.. Bir de, o unla yapılan ekmeği yerken, öğütülmüş taşların, dişlerimizin arasında çıkardığı gıcırtı.

EKONOMİ DAR YOLDA Bu kadar şeyi şunun için anlattım. Ekonomi canlı bir organizma değil ama onun da kendi içinde belli dinamikleri var ve belli tepkiler veriyor. Türkiye ekonomisi de bizim uzun kulak gibi keçi yoluna gelince cıva gibi o tarafa akıyor. Keçi yolu dar, etrafı çalılık, geçit vermiyor. Elbisenin yırtılma, vücudun çizilme tehlikesi her an mümkün... Geniş geniş yollar varken, ne diye keçi yoluna gideyim, deme şansı kalmadı. Faizler yükseldi, ekonomi küçüldü, sanayi kapasite kullanım oranı düştü. Keçi yoluna girmek şart oldu. Ekonominin başındakiler dikkatli olmalı ki, elbise yırtılmadan, buğdaya taş karışmadan değirmende öğütülen un köye geri gelsin. Türkiye ekonomisini yönetenler, benim gibi acemi değil. IMF, Dünya Bankası, OECD gibi kurumlar ve sayılamayacak kadar uzman yol gösteriyor. Hepsi rakamları okuyup, "Faizler yüksek. Üretim düştü. Kapasite kullanımı geriledi. Dış ticaret daralıyor. Büyüme durdu. Ekonomi keçi yoluna girdi" diyorlar. Bugüne kadar 1 milyona yakın kişinin işsiz kaldığı yetmezmiş gibi sanayinin daha büyük işçi çıkarmaları yaşayabileceğini söyleyerek; "Bu dar yoldan yara almadan çıkabilmeniz için küçülmeniz lâzım" ikazını yapıyorlar. Hepsinden önemlisi de, buğdayı dökmeden değirmene ulaştırmak için, önemli reformların yapılmasını istiyorlar. Burada iş hükümete kalıyor. Un, yağ, şeker, su var. Mesele helvayı yapmak... Hükümet, benim hatamı tekrarlar ve gittiğim yol, yola benzesin, der ve başka yerlere giden yola girerse; buğday dökülür, un taşlanır. Hükümetin kararlı, diyalog içinde ve en önemlisi de lider olması gerekiyor.

Harcamaları ertelemek Tasarruf demek, harcamaların ertelenmesi demektir. Tasarrufa vergi koyacak olursan, para yastık altına girer veya vergisiz yerlere gider. Halbûki, ekonominin bu tasarruflara ihtiyacı vardır. Tasarruf ekonomiye akarsa, üretim maliyeti düşer, ürün fiyatı ucuzlar. Tasarruf tüketime gittiğinde de, devlet vergisini alır. Tasarruftan vergi almaya başlarsanız; zincirin bir halkasını orada koparmış olursunuz. Ondan sonraki halkaları ne kadar çoğaltırsanız, çoğaltın; o zincirden hayır gelmez. Bu madalyonun bir yüzü. Kamu borçlarından dolayı faizler yükseldi. Vatandaş, eskiden; "2-3 sene biner, sonra aynı fiyata satarım" diye otomobil alırdı. "Alan kazanır" der, gayrimenkule yatırım yapardı. Şimdi, varsa yoksa bono, repo, faiz... Vatandaş, şimdi de; "Biraz bono alayım, paramı faize yatırayım da köşe olayım" diyor ve harcamaları erteliyor. Bu da üretimi düşürüyor. Sanayi zora girdi. Bir tarafta yüksek faiz, bir tarafta bonoya, repoya, faize giden para. Sanayici araya sıkıştı, bunalımdan çıkamıyor. İki gün önce müteahhit bir arkadaşımla karşılaştım. Hatırı sayılır işler yapan arkadaşımın yaptığı evler elinde kalmış. Parayı betona bağlamış bekliyor. Nasıl geçiniyorsun? soruma; "Evleri kiraya veriyorum" cevabını verdi. Satamadığı evi kiraya verip, cep harçlığını çıkarıyor. Mali Milat''ın kaldırılması küçümsenecek bir olay değil. Sanayicinin bağlı eli çözüldü. Vatandaş elini cebine atabilecek. Piyasalar rahatlıyor. Sistem yerine oturuyor. Müteahhit iş yapacak, esnaf mal satacak, sanayici parasını kullanacak. Ama bunlar nispi şeyler. Şimdi sıra, faizlerin makûl seviyeye çekilmesine geldi. Onun için de piyasa reformları bekliyor. İç piyasa canlanırsa, dışarı da ardından gelir.

Deflasyona ne dersiniz Türkiye''de bugün satılan malların, 1980 fiyatına bakın, 85''e, 90''a, 95''e bakın. Dolar cinsinden bugünkü fiyatlarla aynı. Bir de Türk Lirası olarak bakın. Fiyatlar katlanmış, peş peşe sıfırlar eklenmiş. Demek ki Türkiye''de dolar fiyatlarıyla enflasyon olmadı. TL, değer kaybetti, erozyona uğratıldı. Başka bir deyişle, Türkiye ekonomisi, TL''nin döviz karşısında değer kaybetmesiyle bugünlere geldi... TL, döviz karşısında değerlenmeye başlayınca da devalüasyon yapıp, ihracatçıya soluk aldırıldı. İç ve dış baskıları dikkate alan hükümetler, 25 senelik geleneği bozdu ve enflasyonu düşürmeye karar verdi. Enflasyon düşünce, devalüasyon da inişe geçiyor. Dolayısıyla ihracatçının soluk alması zorlaşıyor. İhracatçının en büyük gıdası kur farkı. İçerde fiyatlar artıyor ama dövizle satış yaptığı için aradaki fiyat dengesini kur farkıyla dengeliyordu. Şimdi o yok, teşvik yok veya yetersiz... İhracatçı ortada kaldı. İhracat geriliyor. E canım, ne var bunda. İhracat düşüyorsa, ithalat da düşüyor. Dış ticaret dengeleniyor ve açık vermiyor, denilebilir. Fakat kazın ayağı hiç de öyle değil. Bizim durumumuzdaki Asya Kaplanları olarak bilinen ülkeler, fiyatları düşürdü ve piyasaya ucuz mal sürüyor. Dolayısıyla Türkiye''nin 1 dolara sattığı malı, onlar 60 cente satıyor. Haliyle pazar, Türkiye lehine daralıyor. Türkiye ekonomisi, bütün zorluklarına rağmen büyüyen veya büyüme potansiyeli olan bir ekonomi. Başka çaresi de yok. Şimdi iki sene sonrayı düşünmek lâzım. İhracatçı pazarı kaybederse, 2-3 sene sonra pastadaki payını geri alamayabilir. Peki ne yapılacak?.. Bu soru önemli. 2 ay önce aynı konuya temas etmiştim. Tekrar söylüyorum. Şimdiye kadar paranın değerini düşüre düşüre geldik. Şimdi o yol kapalı. Şimdi malın değerini düşürmek lâzım. Yani, ekonomiyi küçültmek, enflasyonu negatif yapmak lâzım. Buna deflasyon, diyorlar. Deflasyon iyi değil ama rekabet gücü kazandırıyor. Zaten, ekonomi kararını o yönde vermiş bulunuyor.