Kaydet
a- | +A

Ceviz ağacının gövdesini enine kesince dalga dalga çizgiler çıkar. İşin uzmanları, ağacın yaşını, soyunu, sopunu bu çizgilerden okuyor. Türkiye siyasetinden de belli bir kesit alıp okuyunca; ceviz ağacının çizgilerine benzer çizgiler görülüyor. En ortadaki çekirdek çizgi hükümetse onun hemen etrafını saran "Hakkı aliniz var efendim"ciler, "Tensip buyurdunuz beyefendi"cilerin olduğu hemen farkediliyor. Onun dışında müteahhitler, seçim destekcileri, orta ölçekli sanayiciler ve bürokratlar görülüyor. Böyle halka halka devâm eden çizgilerin en büyüğünü ve genişini ise halk meydana getiriyor.

BİRİNCİ HALKA Hükümeti mengene gibi saran ve sıkı sıkı çevreleyen kesim ile hükümet ilişkileri hep yağlı sarma dolması şeklinde tezahür ediyor. Burada hesap, defter tutmak, Maliye''ye beyanda bulunmak gibi mükellefiyetlerin hiç birisi yok. Hükümet yetkilileri sıkışıp; "Şuraya yardım et" diye işaret ettiğinde; "Emrin olur" deyip, koşan her meslekten Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin... bulunuyor. Veyahut da, "Şu ihaleyi filancaya verin" diye Ahmet veya Mehmet''ten bir rica geldiğinde; "Lâfımı olur" deyip, iş bitirici siyasetçiye hep rastlanıyor. Bunların toplam sayısı 2 bini geçmez. Bu çizgide kalem, kağıt yerine parmak şıkırtıları iş görüyor. Hesap tutmadıkları gibi kimseye hesap da vermezler. Bunların bürokratlarla da işi yok.

İKİNCİ KUŞAK İkinci kuşağın ise bürokrasi üzerinde yoğun baskısı bulunuyor. Acemi bir bürokrat kıllık edecek olsa; "Ağrı''ya tayin mi olmak istiyorsun" diyerek, gözdağı veren kasaba eşrafı; bürokratı sindirmek için Ankara''daki dayısının ismini veriyor. İkinci halkayı genelde partilerin ileri gelenleri, kasaba eşrafı gibi az etkili ve yetkili olanları meydana getiriyor. Onların da tuttuğu altın oluyor ama külçeler küçüktür. Onların göstermelik hesapları vardır. Halktan görünürler ve hesabını veremeyeceği malının olmadığıyla öğünürler.

GARİBANLAR Bir de halk dediğimiz; vergi dairelerinde, SSK kapısında ömrünü tüketen; banka kredisi kullanmayan gariban esnaf ve sanatkârlar vardır. Vergi dairesi müdüründen korkuyor, polise saygı gösteriyor, borçlu olmaktan korkuyor. Yalan söylerse yüzü kızarıyor, yemeğini evinde yiyor. Bu kalabalık halk hükümeti bilmiyor, hükümet de onları tanımıyor. Kalabalık halk kesimi hep korkuyla yaşamaya alışıktır. Vergi çıkar mı, evim yıkılır mı, belediye otobüsünün hattı değişir mi?.. Değişirse ben ne yaparım? diye endişe içinde yaşıyor. Vatandaş, ürkek yürüyüşünden tanınıyor... Kritik dönemlerde hükümet paraya daralıyor. Etrafındaki insanların teklifsizliğine alışan iktidar, "Şu kadar vergi verilsin" diye bir kararname çıkarıyor. Yandaşlarından beklediği olgunluğu(!) halktan göremeyince de, öfkeleniyor.

İKTİDAR HASTALIĞI Hükümet; vatandaşla etrafındaki yalakaları hep karıştırıyor. Vatandaşı da etrafındakiler gibi bir eli balda, bir eli yağda zannediyor. Dolayısıyla peşin vergi çıkarmak, stopajları arttırmak kolay geliyor. Bu renk körlüğü gibi, unutkanlık gibi bir çeşit hastalık. Vatandaş, dalkavukla karıştırılmaktan kurtulmak için silkinmeli. Adı üstünde iktidar!.. Gücün cazibesine kapılan ve hükümetlerin etrafında kene gibi dönen dalkavukları, onlardan faydalanmak isteyen yalakaları dünyanın her yerinde olur ama bizdeki çok fazla. Bu sayının azaltılması ve asalakların kökünün kurutulması gerekiyor. Siyasetçi bunu yapamaz. Yapmak istese de başarılı olamaz. İktidarların, yalakaları tanıyamama hastalığı olduğu unutulmamalı. Bu işi sivil toplum örgütleri yapmalı. Siyasetçi ile menfaatçi arasına gönüllü kuruluşlar dolgu olmalı. Bunu yapmak için gayret göstermeliyiz. Siyasetin fay hattındaki kırıklardan görünen kesiti işte böyle!.. Hastalığı görmek başka, tedavi etmek daha başka. Siyasetçi istese de bu bataklığı kurutamaz. Onun için gönüllü kuruluşların elbirliğiyle siyasetçi-menfaatçı kabuğunu kırıp, aralarını doldurması gerekiyor. Bilmem anlatabildim mi?..

Memlekete hizmet Hikmet Uluğbay, bir dönem ekonomiden sorumlu devlet bakanı görevini yürütüyordu. Olayların tam civcivli bir döneminde, a bir de baktık ki, yoğun görüşmeleri yarım bırakan Uluğbay, evine kapanmış ve dan. dan. İntihar etmiş!.. Dürüstlüğünden şüphe etmediğimiz Uluğbay, hafta içinde bir açıklama yaptı: "Yoğun stres altındaydım. Mesut Yılmaz''ın sözüne çok bozuldum ve silahı boğazıma dayayıp, ateşledim." Siyasetin yoğun stres altında yapıldığını herkes biliyor. Dünyanın her yerinde böyle. Sayın Uluğbay''ın bu açıklamalardan sonra, "Memleketime siyaset yaparak hizmet etmek istiyorum" diye ortaya çıkması çok kimseyi şaşırttı!.. Siyaset çelik gibi sinir, dağ gibi irade ve sabır ister. Narin ve dayanıksız olduğu ortaya çıkan Uluğbay''dan, "Bu işler bana göre değil" demesi beklenirdi. Siyasette ısrar etmesini doğrusu anlamak mümkün değil. Dün Mesut Yılmaz''ın, "Belgeyi Bakan''dan aldım" demesine benzer sözleri bugün veya yarın başkalarının söylemeyeceğini kim garanti edebilir. Böyle bir durumda Uluğbay, yine havlu atarsa ne olacak? Herkesin siyaset yapması diye bir şart yok. Bazılarının evinde oturması daha iyi.

Depremzedeye iş İhlas Kargo Genel Müdür Yardımcısı Hasan Erkut, "Hepimiz depremzedeye yardım için çırpınıyoruz ama devletin de yapacakları var" diyor. İşletmelere belli oranda depremzede istihdam etme şartı getirilmesini isteyen Erkut; şunları söyledi: "Depremzede işçinin sigorta primini devlet ödesin ve vergiden muaf tutsun. Böylece tayyarenin iki kanadı olur ve devlet-özel sektör işbirliğiyle yaralar sarılır." Teklif ilgililere duyurulur.