Kaydet
a- | +A

Enflasyon, dolaylı vergi olduğu gibi ahlâki tarafı da yok. Enflasyon dar gelirliyi perişan ediyor, dürüst esnafı soyuyor, sosyal dengelerin altını üstüne getiriyor, getirdi de... Hepsi yazıldı, çizildi. Uzun uzun konuşuldu... Enflasyon, kayıt dışıdır!.. Bütçe aktifinde yer almaz, başka bir yerlerde görülmez ama vatandaşın cebinden götürdüğü katrilyonlarla ifade ediliyor. Enflasyon kurt gibi kemiriyor. Geçtiği yeri delik deşik ediyor. En büyük hedefi ise sermayedir. Sermayeyi öğütüp, yok ediyor. Devlet el altından piyasa kuralına uymayan, serbest rekabete ters ve de kayıt dışı olan enflasyon canavarını piyasaya sürerse; elbette ki, esnaf ve sanayici de bu saldırıya kayıt dışı tepki verecektir. Mantık olarak doğru görünse de, etki de tepki de ahlâksızlık kokuyor. Türkiye şimdi bu ahlâksız davranışa son vermek istiyor. Enflasyonu devlet politikası haline getiren hükümetler yerine, enflasyondan tövbe eden bir hükümet var. Enflasyonu düşürüp, ondan sonra Mali Milat''ı koyma kararı çok olumlu. 3 senede enflasyon tek haneli rakamlara çekilirse, hükümetin, "Nereden buldun" diye sormaya hakkı olur. 25 senedir enflasyondan bizâr olan orta direk, "Bitsin" diyor, baştakiler de "Bitirelim" diye gayret gösteriyor. Hükümetin A veya B hükümeti olması önemli değil. Önemli olan gayrî ahlâki olan enflasyondan kurtulma isteği. Burada bilinmesi gereken bir husus da Türk insanının ''vergi vermeyeyim'' diye bir talebinin olmadığıdır. Eğer vergi vermemek isteseydi şimdiye kadar herkesin Besim Tibuk''un Liberal Partisi''ne kayıt yaptırması gerekirdi.

ENFLASYON MUTABAKATI Türkiye''de enflasyon canavarının öldürülmesi için mutabakat var. Siyasi otorite, bankacı, sanayici, bürokrat ve geniş vatandaş kitlesi... "Enflasyon gitsin" diyor. Enflasyon düşerse, reel faizler de düşecek. İyi de, ''gitsin'' demekle bu meret gitmez. Birşeyler yapmak lâzım. Neler yapılacağı ise açık seçik belli. Kamu harcamalarını kısmak. Yani, devletin küçülmesi... Hükümet; "Özelleştirme yapacağım, sosyal güvenlik ve tarım reformu yapıp, kara delikleri küçülteceğim" diye çırpınıyor. "Ekonominin ihtiyacı olan yabancı sermaye girişini hızlandırmak için uluslararası tahkim kanununu çıkaracağım" diye koşuşturuyor. Senelerdir istediğimiz bu değil miydi?.. İşte isteğimize kavuştuk. Enflasyon rakamları Temmuz''da yükseldi denilebilir. Sosyal güvenlik ve tahkim kanunlarındaki gecikmeler söylenebilir. Bunlar olağan şeyler... Hazine, tamtakır. Hükümet, paraya sıkışık. Bazı şeyleri aceleye getiriyor, hatta paniklediği de oluyor ama yine de yapısal reformlar çıkarılıyor.

KÖYE GERİ DÖNÜŞ Türkiye, bu kadar reformu yaparken, zayiat vermeyecek mi? Elbette ki verecek. Belki şehir nüfusunun yüzde 25''i tekrar köyüne geri dönecek. Hem yerimizde kalalım, hem reform yapalım, diyenler çıkabilir. Dünya''da böyle bir örnek yok!.. Türkiye''de işler master plânla falan olmadı. Yatağını sırtına vuran şehire indi. İş buldu çalıştı, bulamadı yattı. Sokaklar, kaldırımlar, köprü altları işsizle dolu. Belediyeler hizmet götüremiyor, sistem tıkandı. Kriz başladı. Üstüne üstlük bir de dünyanın yaşadığı global kriz çemberi Türkiye ekonomisini cendere gibi sıkmaya başladı. 63 milyon insan kriz çemberini kırmak için hamle ediyor ama nafile. Sarfedilen enerji atmosferi ısıttı, hararet arttı, tansiyon yükseldi. Şimdi tansiyonu düşürme, dengeleri kurma, sistemi oturtma zamanı. Türkiye''de tüketici fazla borçlanmamış, esnaf ve sanatkar kredi kullanmamış, KOBİ''ler bankalarla fazla haşır neşir olmamış. Bu ekonominin sığ olduğunu açıkça ortaya koyan göstergeler... İyi mi?.. Elbette iyi değil... Elin memleketinde tüketici ev, otomobil için 20 seneyi bulan uzun vadeli kredi kullanmış. Mobilya, tatil gibi ihtiyaçları için birkaç senelik borç altına girmiş. Küçük sanayici ve esnaf işini krediyle çeviriyor... Biz de öyle değil. Kredi kullanan tüketici ve esnafımızın sayısı neredeyse iki elin parmağı kadar az. Bu iyi olmayan göstergeler, kriz dönemlerinde olumlu sonuçlar veriyor. Ayrıca şehirde yaşayan nüfusumuzun önemli bir bölümü köyden elini ayağını çekmiş değil. Köye dönersek dünyanın sonu gelmez. Bundan sonra şehire gelişin hazırlığı düşünülmeli, alt yapısı kurulmalı.

REFORM ACIDIR Eylül''den itibaren piyasalarda bir rahatlama görüleceği söyleniyor. Doğrudur. Fakat, kimse, herşeyin güllük gülistanlık olacağını beklemesin!.. Sadece Türkiye pazarında daralma yok. Bütün dünya ekonomileri küçülüyor. Kıran kırana rekabet yaşanıyor. Eylül''den sonra beklenen iyileşme; bebeğin ayağa kalkması gibi, taşların yerli yerine oturmaya başlaması şeklinde bir iyileşme olacaktır. Onun için Türkiye çok dikkatli olmak ve sistemin oturtması için gayret göstermek durumunda. Gelecek olan 3-5 milyar dolarlık yabancı sermaye, özelleştirmeden şimdilik birazcık kaynak, değirmeni döndürmez. Ekonomi 2000''i görmeli. 2000''de IMF ile anlaşma yapılır, reyting şirketlerinin verdiği kredi notu yükselir, faizler düşer ve yabancı sermaye ülkemize gelmeye başlarsa, işler yoluna girer. Biraz sabır, biraz istikrar, biraz hoş görü ve hepsinden önemlisi gelişmeleri yakından takip etmekle bir yerlere varabiliriz. Bugünkü işimiz A veya B partileri değil, yapılan iştir. Hükümetin işi, otopilotla giden uçağa benziyor. Emniyetli bir uçuş yapıyoruz. Alınan kararlar ekonominin ihtiyacı olan soluk aldırıcı kararlardır. Aman ha, itidali elden bırakmayalım. Yolun daha başındayız. Reformları yapmak önemli, uygulamak daha da önemli.

Baştan çıkaran 5 tutku Her insanı baştan çıkaran, yolunu şaşırtan tutkular vardır. Profilo Yayınları tarafından tercüme edilip, piyasaya sunulan Patrick Lencioni''nin yazdığı Yöneticiyi Yoldan Çıkaran 5 Tutku kitabı da yöneticilerin liderlik öykülerini anlatan çok hoş bir eser. Beş tutkunun üstesinden gelmek için yöneticilere şunlar tavsiye ediliyor: Yara almak endişesi yerine güveni, uyum yerine çatışmayı, kesinlik yerine açıklığı, popüler olmak yerine hesap sorabilmeyi, konum yerine sonuçları tercih edin. Üst yöneticiliği hedefleyenlerin doğru bildiği yanlışları anlatan bu sade, kısa ve güzel kitabı tavsiye ederim. Profilo Dağıtım''ın telefonu: (0212) 274 47 00

Deniz bitti Siyasi partiye oy veren seçmen, oğluna kızına devlette iş buluyor. Maddi yardım yapan müteahhit, ihale kapıyor. Hükümetlere lobi desteği veren işadamı ise, rant alıyor. Daha doğrusu alıyor-du!.. Şimdi oyunun kuralı değişiyor. Öyle veya böyle devlet küçülme sürecine girdi. Milletvekili iş takibi yapamayacak, hemşehrilerinin çocuklarına devlet kapısında iş bulmak için koşturamayacak. Çünkü deniz bitti. Devleti yönetenler, Hazine''den alıp, yakınlarına dağıtamayacak. Çünkü deniz bitti. Dolayısıyla seçmen, vekil ilişkileri değişiyor. Şimdi ekonomik gücü olanların dediği olacak. Ama yine öyle eskisi gibi yağma Hasan''ın böreği yok. Ekonomik gücü elinde bulunduranların arasında yabancılar da olacak. Dolayısıyla siyasetçinin işi zor. Eskisi gibi ''işsize iş, evsize ev'' diye yapılan ucuz politikalar bitiyor. Siyasetçi global düşünmek, uluslararası politikalar üretmek mecburiyetinde. Şu andaki iktidar veya muhalefet partilerini unutun. Türkiye''de çok ama çok önemli değişim yaşanıyor. Çeşitli mahfillerde 2000''li yılların politikalarını üretmek için çok çeşitli görüşmeler yapılıyor, fikir alış-verişleri oluyor. Biraz sabredin. Bu gelişmelerden size haber vereceğim. Şimdilik sadece şu kadarını bilin yeter: Taşlar yerinden oynuyor. Siyasette tanımadığınız yüzler göreceksiniz, değişime hazır olun.

Tatile çıkıyorum Yoruldum demek ayıp olur ama vücudumun dinlenmeye ihtiyacı var. Tempolu çalışmalar sonunda insan; zihnini boşaltmak, kendini boşluğa bırakmak ve beynini parlatmak istiyor. Tatil bizim için ailecek biraraya geldiğimiz önemli günler oluyor. Diğer zamanlarda ayrı mıyız? Hayır, onu demek istemedim. Birarada birbirimizden uzak yaşıyoruz. İş-güç arasında kimse kimseyi görmüyor, göremiyor. Tatilin sükûnetinden faydalanıp, birlikte hoplayıp, zıplayacağız. 2 hafta Akdeniz''deyiz. Dönüşte gördüklerimizi size de aktarmak ümidiyle hoşça kalın.