Dünyada 2 trilyon dolara yakın para güvercin gibi dolaşıyor. Bu paranın önemli bir kısmı çeşitli ülkelerde tahvil, bono yatırımları yapıp, borsalarda oynarken; 350-400 milyar dolarlık kısmı da kalıcı yatırım yapıyor. Yabancı sermayede aslan payını ABD alıyor. İstikrar, güven orada ama kazanç da düşük. Uykuya daldığında, ''Ne oldu benim paracıklarım'' diye zıplayarak uyanmak istemeyenler; ABD ve AB ülkelerini tercih ededursun; riski seven, fazla kazanmak isteyenler de doğuya doğru uzanmak istiyor. Tabii doğuda iklim sert, fırtınalar şiddetli esiyor. Paranın nereye savrulacağı belli olmuyor. Bazen ballı yerlere, bazen de dikenli bölgelere gidebiliyor. İşte bu sebepten dolayı para babaları; para yollarının emniyetini öğrenmek için çeşitli kılavuzlara ihtiyaç duyuyor. İşte bunların en başında gelen de Uluslararası Para Fonu-IMF''dir. Uzakdoğu''da başlayan global krizi zamanında farkedemediği için, daha doğrusu, o bölgelere giden paraların verimli yerlerde kullanılmadığını göremediği için para babalarından zılgıt yedi ama yine de IMF''nin raporlarına itibar ediliyor. IMF''NİN DEDİĞİ
Parayla para kazananlar, IMF''nin ağzının içine bakıyor. "Şu ülkeye yatırım yapın, riski düşük" dedi mi, para oraya gidiyor. "Aman ha" diye kaş göz oynatmaya başladığında da musluk kesiliyor. Dolayısıyla bu IMF denen kurumun dediği kanun gibi. Paraya ihtiyacı olan ülkelerden birisi de Türkiye. Batılı para babalarının her birisinin ofisinde IMF ile oneline bağlantı var. Onun sinyallerine göre para uçuyor veya yuvaya dönüyor. Şartlar böyle iken; Türkiye''nin kalkıp, "IMF denen bu gavur kurumu hepten taraflı çalışıyor" veya, "Kahrolsun IMF" veyahut da, "Go Home IMF" demesinin ne faydası olur?!. Senin ekonomin iyi olsa da onun dediğine itibar ediliyor.
IMF, mali istikrara öncelik veriyor. Dolayısıyla IMF reçeteleri hep acı oluyor. "Yahu, ben enflasyonla büyürüm, kime ne" diyenlere; IMF, "Yok babam. Kafana göre büyürsen, tek başına kalırsın" ikazını yapıyor ve sosyal güvenlik, bankaların disiplin altına alınması, sübvansiyonların sınırlandırılması, enflasyonun düşürülmesi, kamu harcamalarının kontrolü gibi reformlar istiyor. Bu reformları uygulayan ülkelerde, reformlar etkisini gösterinceye kadar kişi başına düşen gelir azalıyor, sanayi zorlanıyor, vatandaş işsiz kalıyor... Bunu fırsat bilen bazı kesimler de; "IMF kahrolsun" diye nutuk atıyor, sokaklarda pankart sallıyor. Böyle bir ortamı bulan muhalefet de fırsatı kaçırmayıp; "Hükümet IMF''nin emrinde. İşçiyi, esnafı düşünmüyor" diye ayağa kalkıyor. Ucuz politika fakat bunlar söyleniyor. Söylenmesi de lâzım. Önemli olan, hükümetin; "Aslanlar gibi büyüyoruz. IMF olmasa da olur" diye kahramanlığa kalkmaması. Bu da ucuz politika ama ardından çok büyük problemler geliyor. Mesele, hükümetin uzun vadeli düşünmesi ve tepkilere direnç göstermesi. Geçmişte de reçete yazıldı ama uygulayan çıkmadı. IMF KREDİSİ Büyük projelere Dünya Bankası kredi verirken; IMF de gelişmekte olan ülkelere yeniden yapılanma için uyum kredisi açıyor. IMF kredilerinin büyüklüğünden ziyade, verdiği mesaj önemli. Türkiye''nin iç ve dış borcunu toplasanız 150 milyar dolar ediyor. Çok büyük bir borç değil. Vadenin kısa ve faizlerin yüksek olması sıkıntıya sebep oluyor. IMF, Türkiye''ye kredi verirse; finans çevreleri bu mesajı, "Türkiye''nin riski az. Korkmayın, kredi verin" diye okuyor. Dolayısıyla vade uzuyor,
faizler düşüyor.

