Önümüzdeki günlerde sokakta saçı sakalına karışmış, bir deri bir kemik, konuşma özürlü insanlarla karşılaşırsanız; "Bunlar da nereden çıktı. Uzaydan mı geldi?" diye şaşırmayın. Güneş görmeye görmeye beyazlaşan ciltlerine bakıp, hastalıklı olduklarını düşünmeyin. "Ben neredeyim?" der gibi ürkek görünüşlerine, "Siz de kimsiniz?" dercesine merâklı bakışlarına aldanıp da onları hor görmeyin. Hele hele peltek peltek konuşmalarına, dillerinin ağızlarının içindeki tembel hareketlerine aldanıp da onları yanınızdan kovmaya kalkışmayın. Pijama veya eşofmanla sokaklarda dolaşan bu insanları, adab-ı muaşerete uygun hareket etmiyorlar, diye tartaklamayın. Gariban hallerini görüp de sadaka vermeye teşebbüs etmeyin... Onlar, bilgisayar çocukları. Daha doğrusu, internet çocukları. İnternet traş yapmadığı için saç-sakal uzuyor... Göründükleri gibi aptal değiller. Hele hele özürlü hiç değiller. Bugün belki yok ama yarın hemen hemen hepinizin evinde böyleleri olacak. Hem de bunlar, sizin kendi öz be öz çocuklarınız olacak. Daha düne kadar bilim kurgu filmlerde gördüğümüz bu garip insanlar artık toplumumuzun birer parçası oluyorlar. Eskiden hippiler vardı. Toplumun yükünü taşıyamayanların topluluğu. Tembel, boş vermiş, hayatından bezmiş, aylak adamlardı. Bilgisayar çocukları öyle değil. Hepsi zeki, hepsi kabiliyetli, hepsi sorumluluk almaya hazır.
CHAT''LŞENLER Geçen gece bir toplantı vardı, eve geç döndüm. Oğlum Münir, bilgisayarla meşgul. Ekrana öyle kilitlenmiş ki, geldiğimden haberi bile olmadı. Biraz seyrettim. Çocuk, tavlada gele atmış gibi büzülüyor, harçlığı bol bulunca gösterdiği tepkiye benzer hareketler yapıyor, kendi kendine gülüyor. Kulağını kaşıyor... ''Eyvah'' dedim, ''Çocuk elden gidiyor.'' Hemen telefona sarıldım ve psikolog Mustafa Ulusoy''u aramaya başladım. Panik hilimi gören eşim, "Ne oluyor?" diye elime sarıldı. Vaziyeti anlatınca da güldü: "New York''taki arkadaşı Halit Özdamar''la chat''leşiyor" dedi. Meğerse, New York''t#ki arkadaşı (Oranın saatiyle) 17''de kurstan çıkıyormuş ve ondan sonra da birbirlerine muhabbet takılıyorlarmış...
İNTERNETTEKİ DÜNYA Bilgisayar dediğiniz o küçük aletlerin içinde ucu bucağı olmayan koca bir dünya var. Bir telefon, bir sandalye, bir masa ve üzerinde bir bilgisayar. İşte size bir dünya!.. İngilizce bilenler için bu dünya da ömür biter yol bitmez. Yürü yürüyebildiğin kadar. Şimdi insanlar işlerine gitmiyor. Evlerindeki bilgisayardan bütün işlerini yapıyorlar. Evler artık büro oldu. Adına da ev-ofis deniliyor. Bilgisayarın başına oturan; projesini çizip, ilgili merkezlere gönderebiliyor. İstediğinin elektronik postasına girip, istediği konuşmayı yapabiliyor. O yetmezse, sayısız kişilerle konferans sistemi görüşebiliyor. Karnı acıktığında; yandaki kebapcının bilgisayarına girip, yiyecek sipariş edebiliyor. Migros''un koduna girip, meyve-sebze siparişi verebiliyor, tavuk ve dana eti isteyebiliyor. Maaşını almak için işyerine gidiyor, diye düşünüyorsanız; yanılıyorsunuz. Muhasebe servisi maaşını bankaya yatırıyor. O da, bankaya tamlimat verip, ''elektrik, su, telefon borcumu yatırın. Ev kiramı ödeyin, taksit borçlarımı havale edin. Kalan parama da şu kadar İhlâs Holding hissesi alın'' diye talimat verip, işi bitiriyor. Sinema, tiyatro gibi sosyal aktiviteler için evden çıkması lâzım, diye asla düşünmeyin. Bilgisayarı olan televizyon kanallarını seyrediyor, istediği filmin veya tiyatro oyununun DVD''sini seyredebiliyor. İnternet dünyasında ses, görüntü ve yazı kaynıyor. Bu söylediklerim bugünün meselesi. İhlas Satış Mağazaları Genel Müdürü Yahya Yar''ın büyük bir proje çalışması olduğunu duydum. Bu proje faaliyete geçerse, sokaklarda kimse bulamayacaksınız. Evine kapanan, dijital ortamda at koşturacak. İhlas''ın e-mail adresine sipariş veren, az sonra istediğini kapıda bulacak. Mobilyadan gıdaya, giyimden sıvı içeceğe, iğneden ipliğe her şey ayağınıza gelecek. Eh, böyle bir alet varken, kim sokağa çıkar? Herkes eve kapanır değil mi?..
İNTERNET PAZARI Geçen sene tüketicilere internet üzerinden 8 milyar dolarlık satış yapılmış. 2003 senesinde bu rakamın 180 milyar dolar olacağı söyleniyor. Firmalar arasındaki elektronik ticaret hacmi ise 1998''de 43 milyar dolar olmuş. 2003''te ise 1 trilyon 300 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Dijital ortamda sadece alanlar, satanlar yok. Tüketicinin satınalma eğilimlerini ölçen araştırma firmaları, yeni tasarımlar yapan Ar-Ge üniteleri de cirit atıyor. Kim ne istiyor, kim ne bekliyor... saniyesi saniyesine takip ediliyor. Bunların her birisi de işte bilgisayar tuşunun ucundaki dijital ortama atılıyor. Bundan 50 sene önce, birisine iş verilecekse, önüne yemek konur ve yeme performansına göre iş verilirdi. Çünkü, kas gücü çok önemliydi. Yük taşıyacak, ağırlık kaldıracak olan işçinin sağlıklı olmasının en önemli göstergesi iştahıydı. Şimdi, iyi konuşma, ikna etme dönemini de geride bıraktık. Bilgisayarın içindeki bilgileri kullanma dönemi başladı.
MAKİNE ÇALIŞIYOR Onun için ev-ofislerde kapanan insanların konuşmaya konuşmaya dilleri paslanmış, saçları sakalları birbirine karışmış olabilir. Aldırmayın. Konuşmak işe yaramıyor. Her şey tuşların ucunda. Tık, tıklayan kazanıyor. Buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletlerine komut verip, istediği saatte, istediği yemeği hazırlattırıyor, çamaşırını yıkatıyor, yiyeceğini soğutuyor. Arıza olursa, makineler otomatik olarak tamirciye haber veriyor... Her şey bilgisayara daha fazla vakit ayırmak için ayarlı. Siz siz olun, bu insanlarla karşılaşınca, kaçmayın. Konuşamıyorlar, diye üzülmeyin. E-mail adresinizi verin, yeter. Çok değerli insanlar olduklarını göreceksiniz. E-mail adresiniz yok mu?.. Çok ayıp. Hemen İhlasnet''e uğrayın. İnternette çocuklarınız chat (çet) yapıyor diye onlara kızmayın. Yeni dünyanın kaidesi bu. Evlenmek isteyenler, arkadaş arayanlar, sohbet yapanlar chat''leşiyor.
Vah, vah, vah!.. Türkiye''de 500 büyük şirket kârlarını açıkladı. Kârların yüzde 87.7''si faaliyet dışı yollardan elde edilmiş. Yani faizden. Geçen sene bu oran yüzde 52.7 idi. Allah selamet versin o günün Maliye Bakanı Zekeriya Temizel, sanayicinin yarıdan fazla kârı repo ve bono faizinden elde ettiğini görünce; "Faize vergi getirelim" diye yerinden zıplamıştı. Temizel''in ''Buldum, buldum'' diye heyecanla Arşimet havalarında meydana çıktığını görenler de peşine takılıp, "Ne güzel şey bulmuşsun. Hemen patentini alıp, Temizel Kanunları diye piyasaya sürelim. Meşhur olursun" diye onu gaza getirdiler. Bir kısmı da, Gözleri dışarı fırlamış şekilde, "Vay be" deyip; "Sanayici kolaycılığa kaçıyor. Faizcilikle geçiniyor" nakaratlarıyla kendini meydanlara attı. Bu gürültünün arasında meydanda dolaşan fil unutuldu. Bir iki kişi, "Yahu, ortalıkta bir fil dolaşıyor. Çok da obur. Ne bulursa yutuyor. Kim onun önüne ot atarsa ihya oluyor" dediyse de, sesleri o kadar kalabalıkta kayboldu gitti. Parasını faize yatıran reel olarak yüzde 30 kazandı. Üretime yatıran ise, bankalarla icralık oldu. Sanayici durumdan memnun değil. İçine düştüğü durumdan onlar da utanıyor ama çare ne? Çare, fili bağdan çıkarmak. Bu işi de elbirliğiyle yapacağız. Yoksa, sesimizi çıkarmazsak, birileri kalkar; Merhum Nasrettin Hoca gibi Sultan''a gibip; "Ahali gönderdiğiniz filden çok memnun. Bir de dişi fil istiyorlar" deyiverir de, sonra pirincin taşını ayıklayamayız. Vergi Paketi''nin hemen uygulamaya sokulması, reformların derhal yapılması ve faizlerin düşürülmesi şart. Yoksa, ah, vah etmemizin ekonomiye faydası olmaz.
Koltuğum gidiyorc "İçimde hep koltuğumu kaybetme korkusu taşıyorum" diyorsanız, bu işin ustasına kulak verin. Garanti Bankası Genel Müdürü Akın Öngör, geçenlerde başından geçen bir olayı özetledi. "Uçakta bir arkadaşla beraber uçtum" diye söze başlayan Öngör; arkadaşının 3 saat konuştuğunu ve koltuğuna aday olabilecekleri nasıl saf dışı bıraktığını anlattığını söyledi. Ardından da, "Sen de böyle yaparsan, rahat edersin" diye göz kırptığını söyledi. Merâklanmıştım. "Siz ne dediniz" diye sordum. "Ne diyeceğim" dedi. "Sadece güldüm." Garanti Bankası''nın 11 kişilik bir icra kurulu var. Genel müdür, başkan. Genel müdür yardımcıları da üye. Bir karar alınacağı zaman icra kurulu toplanıyor ve olay enine boyuna tartışılıyor. Herkes bilgi sahibi oluyor. Sonra da, oylama yapılıp, karar veriliyor. Genel müdürün de, diğerlerinin de birer oy hakları var. "Başka yerlerde" diyor, Akın Öngör: "Her genel müdür yardımcısı, bir tek kendi işini bilir. Sadece genel müdür, bütünü ile ilgilenir." Tabii, böyle olunca da, genel müdür yardımcısının her işi öğrenmesi için bütün birimlerde çalışması lâzım. Ölme eşeğim yaz gelsin. Akın Öngör, sözün özünü söylüyor ve "Ben" diyor, "On arkadaşımı yerime hazırladım. Patron hangisini isterse, koltuğa oturtur." Korkunun ecele faydası yok, diye boşuna söylememişler. "Gidiyor" diye korkanlar, daha çabuk kaybediyor.

