Kaydet
a- | +A

Genel Yayın Müdürümüz Kenan Akın''ın Medyatik Türkiye isimli kitabı çıktı. Akın''ın, 7. kitabı olan bu eser, medyanın içinde bulunduğu dönemi anlatıyor ve çözümler üretiyor. Gazeteci olarak her kesimi eleştiririz de, kendimize vakit ayırmayız. Değerli Ağabeyimiz Kenan Akın, kıvrak kalemi ve akıcı üslûbuyla iğneyi kendimize batırıyor. Medya dünyasının duayenlerinden olan Kenan Ağabey''den çok şey öğrendik. Habercilikte 20 yaşındaki gencin heyecanına sahip, yöneticilikte ise bilgeliği yakalamış olan Kenan Akın ile 15 seneye yakın bir süredir birlikte çalışıyoruz. Kimseyi kırmadan işini yapan ve titizliğiyle tanınan Kenan Akın''ın Medyatik Türkiye isimli kitabının satır aralarında da bu özelliklerini görmek mümkün. Türk medyasının dönem dönem toplumdan kopmasının sebeplerini analiz eden ve yazılı basından görüntüye, televizyondan dijital yayıncılığa kadar geniş bir medya yelpazesini tarayan bu eserin hem İletişim fakültesi öğrencilerine, hem de çeşitli meslekteki yöneticilere faydalı olacağı kanaatindeyim.

BANA GÖRE DEĞİL Bilek güreşinde ve lastik sapanıyla nişan almada iddialıyım. İş kovalamada, takipçilikte, çalışmada da öyle. Yöneticilikte ise asla!.. Yöneticilik bana uymuyor. Yöneticilik mesuliyetli iş: Metanet ister. Benim adım öyle ama içim korkak!.. Mesuliyetten korkarım. Birlikte çalıştığın arkadaşlarını iyi takip etmek, kabiliyetlerini ve ilgi alanlarını iyi bilmek lâzım... Görev dağılımı yaparken, kim hangi işe ilgi duyuyorsa o işi ona vermek gerekiyor. Öyle yapmayıp, otomobile ilgi duyanı borsada, borsaya ilgi duyanı bilişimde görevlendirmeye kalkan kaybediyor. Hem gazeteci köreliyor, hem de gazeteye haber akışı kuruyor. Ben bu konularda çok korkuyorum. Hele hele bir de arkadaşların ücretlerini takdir etme günleri geldi mi, dizlerim titriyor. Öyle ya, az verirce; bozulur. Çok verirce; öbürleri kazan kaldırır. Dengeyi kurmakta hep zorlandım.

ÜCRETİNİ SÖYLE Baktım olmuyor, kendime göre tedbir aldım: Arkadaşları toplayıp, ''Bu dönem zamlarınızı siz takdir edeceksiniz'' dedim. Bir tarafta iş, bir tarafta ücret. Ne kadar iş o kadar ücret... Gecesini gündüzüne katıp çalışan arkadaşlar genelde diğerleriyle aynı oranda zam alıyor. Bir defa sesini çıkarmıyor, ikincide süngü düşüyor. Ardından da boş vermeye başlıyor. Psikolojik olarak çöküyor. Çalışanın emeğini değerlendirmek bir hüner işi. Ben bu hüneri kendimde göremeyince, arkadaşların kendi değerini kendisinin vermesini istedim. Birisine verdiğin ücreti diğeri yadırgamamalı. Haketmediği ücretle ödüllendirdiğinde öbürü hemen, "Biz bu vatanın evlâdı değil miyiz" diye sitem ediyor. Belki bir kişiyi ekonomik olarak kurtarıyorsun ama 10 kişiyi küstürüyorsun. Hepimizin toplanıp, kimin ne alacağına birlikte karar vermemiz bana daha mantıklı ve kolay gibi geldi. Şeffaflık önemli. Her arkadaş, diğerleri arasında kendini savunmalı. Yaptığı işi anlatmalı. Talebinin mantıklı ve ayaklarının yere basar olduğunu hepimize kabûl ettirmeli. Böylece belki zamlar açıklandıktan sonra ortaya çıkacak olan pürüzleri de bertaraf etmiş olacağız.

İŞİNİ YAP Arkadaşların işi haber getirmek, benim işim de onların haber için koşuştururken karşılaştıkları engelleri temizlemek. Sistem bu. Arkadaş haber için kaynaklarına gidecek, toplantıları takip edecek, iz peşinde koşacak... Araç yoksa, iş kalıyor. Onu temin etmek benim işim. Yaptığı haberi yazacak bilgisayar yoksa veya çalışmıyorsa sistemi işletmek benim görevim. Gazetecilikte gece gündüz mevhumu yok. Şimdi dursun, sonra yaparım diyecek fantaziye sahip değiliz. İşi bitirmezsen, uçar gider. Bizim meslekte haber atlama affedilmeyen bir olaydır. Diğer gazetelerde olan önemli bir olay ertesi gün bizim gazetede yoksa, mide krampları başlar. Haberi atlayan muhabir de, yönetici de, gazete de okuyucudan eksi puan alır. Eksi puan almamak için gazetecinin koşturması lâzım. Yönetici de onun ihtiyacı olan araç-gereci mutlaka temin etmeli. Halkadan biri koptu mu, zincir dökülüyor. Bir de tabii gazeteciliğin, heyecan ve stres mesleği olduğunu unutmamak gerekiyor. İşini sevmeyen bir insanın yoğun stresi kaldırması mümkün değil. Geçenlerde bir toplantıda, arkadaşlara; "Hepinizin benim koltuğumda gözü olsun" dedim: Hepsi bir ağızdan, "Estağfurullah Abi. Öyle şey mi olur" dediler. Benim bulunduğum makam bir hedeftir. "Hedefiniz yoksa, bu işi yapmayın" deyince, hepsi boynunu büktü. Arkadaşlarımın her birisi birer pırlanta. Biz daima ekip çalışması yaparız. Kendimi hep onların babası, ağabeyi olarak görürüm. Yüzündeki çizgiden, gözünün ferine kadar her durumlarını takip ederim. Bir müzisyen, sporcu, ilim adamı her zaman formunda olamaz. Milyarlarca lira transfer parası alan futbolcular bile her hafta aynı başarıyı gösteremiyor. Bazen rekor kırar, bazen de bir köşede bekler. Gazeteci de insandır. Günü gününü tutmaz. İçindeki fırtınaları yönetici yakalayabilirse, ona yardımcı olur. Küçük engelleri takılmadan aşmasına destek olur. Gazeteci de profesyonel olmalı ve moralini yüksek tutmalı ama neticede o da insan. Benim işim arkadaşları motive etmek ve verimliliğini arttırmaktır. Onlara baba olmak durumundayım. İşlerindeki başarı bana gurur verir, ödül alırlarsa onlar kadar mutlu olurum. Ücretlerinin artmasından sevinç duyarım... Yatarlarsa, iş de yatar. Koşarlarsa iş büyür. Benim görevim işi büyütmek.

OKUYUCU OKUR Gazetecinin yazdığı haber olsun, yorum olsun... Hangi haleti ruhiye ile yazılmışsa, okuyucu onu satır aralarında hisseder. Kelimelerin ötesindeki o aromayı okuyucu mutlaka duyar. Bir çiçeği koklarcasına yazanın duygularını hisseder. Gazetecinin olayları iyi takip etmek için moralinin yerinde olması, beynini ve gönlünü işine verebilecek kadar sağlam olması gerekiyor. Gazetecilik gazetecinin önüne geçmemeli. Gazetecinin kendi hayatı da olmalı. Eşi, çocukları, arkadaşları için vakit ayırmalı. İş kimliğin önüne geçerse, kişilik bitiyor. Okumak, seyahat etmek, tiyatroya gitmek, insan içine çıkmak gazetecinin işi. Yakınlarına vakit ayırmak ise görevi. Hem insan olmak, hem de işimizi sevmek durumundayız.

GAZETECİ ŞOKTA Gazetecilik disiplin altına alınacak bir meslek de değil. Gün olur 24 saat çalışmak mecburiyetinde kalırsın, gün olur telefonlara sarılır eşe dosta neler oluyor, muhabbeti çekersin. Sabah kahvaltısını Hilton''da yaparsın, öğleni ise simitle geçiştirirsin. Bir gün uçakta birinci mevki uçarsın, ertesi günü dolmuşa talim edersin. Güzel bir haber yakalayınca göklere çıkarılırsın, 3 gün sonra unutulursun. Bir yazıyla iktidarları sallarsın, manava sözünü geçiremezsin. Gazeteciyim diye burnunu dik tutarsın, evde hanıma binbir özür dilersin... Bu zikzaklar gazeteciyi şoka sokar!.. Onun için gazetecinin mesleğini sevmesi lâzım, diyorum. Yoksa, kafayı yemek işten bile değil. Gazeteci milleti stresi ancak sevgi kanalıyla atıyor.

BERLİN YOLLARINDA Yine yol göründü. Alman mühendislerin geliştirdikleri en son ısı ve enerji sistemlerini incelemek ve yerinde görmek için Berlin''e uçuyorum. Dönüşte kışı kolay geçirmemiz için bir şeyler öğrenebilirsem, yazacağım. Ben dönünceye kadar siz Kenan Ağabey''in Medyatik Türkiye''sini okuyun. Kitap biter bitmez buradayım.