Kaydet
a- | +A

Hepimizin dikkati siyasete odaklandığı için ekonomiyi unuttuk. Biz unuttuk diye ekonomi durmadı ama; ciddi problemler yaşanıyor. 1999''un ilk 4 ayında otomotiv üretimi yüzde 40''a yakın bir düşüş gösterdi, ithalatı yüzde 5 azaldı. Beyaz eşyada yüzde 35 olan gerileme sektörü kara kara düşündürüyor. İthalattaki yüzde 30''ları aşan düşüşe bakıp, ihracattaki yüzde 11''lik gerilemeyi hazmetmeye çalışıyoruz. Fakat, kimse ihracatçının hangi şartlarda mal sattığını ve faizden korunmak, piyasayı kaptırmamak için nasıl fedakârlık yaptığını görmüyor. Turizm sektöründe iptal edilen rezervasyonların 2 milyar dolara patladığını ve 2.5 milyon turistin ülkemize gelmediğini kimse masaya yatırıp, içine bakmıyor. THY''nin, geçen ay yolcu sayısı yüzde 7.7 oranında azaldı. Önümüzdeki senenin de ciddi problemlere gebe olduğunu gören THY, yeni uçak siparişlerini askıya aldı. Demir çelik sektörünü, nakliye ve müteahhitlik hizmetlerini saymaya gerek yok. Bütün bunları yazarken başım ağrıyor, parmaklarıma kramp giriyor. Türkiye, bunları haketmedi. Geçen sene bugünlerde başlayan ve bir anda dünyayı saran global krizden Rusya kadar etkilenmedik. Japonya, Güney Kore, Malezya gibi zarar görmedik ama onlar tedbirini aldı, biz ise aval aval bakıyoruz.

VERGİ ÇÖZÜM MÜ? Bizim yapabildiğimiz tek şey; vergi salıp, parayı kaçırmak oldu. Şu günlerde esnafa, "Ne bekliyorsunuz?" diye sorunca; herşeye rağmen, "Hükümetin kurulmasını bekliyorum" diyor. Dericiye, "İşler nasıl?" deyince, boynunu büküp; "Stoktayız. Geçen senenin yarı fiyatına deri satıyoruz" cevabını veriyor. Buraya kadar gelmek ve ümitli olmak önemli. Herkes işlerin düzeleceğini ümit edebiliyor. Bugüne kadar, Baba''nın deyimiyle, postu deldirmeden gelindi... Kimsenin para kazandığı falan yok. "Ümit fakirin azığı" misâli, irili ufaklı bütün esnaf ve sanayici işini o ümitle bugünlere taşıdı. Vergi oranları değiştirilmesine, tabana yayılmasına rağmen; reel olarak geçen senenin vergisi tahakkuk etmedi. Tahsilat ise, yarı yarıya düştü. Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım. Vaziyet böyle iken; Özel Tüketim Vergisi uygulamasına başlamak; KDV oranlarını artırmak ne demek oluyor?.. Bu, ''Kimse bir şey alamasın ve piyasa iyice durgunluğa girsin'' manasına gelmez mi?..Vergi tahsil edilemiyor, bankaların tahsildeki alacağı yüzde 7''leri buldu ve 1 katrilyon liraya merdiven dayadı. Şimdi aynaya bakınca, üretimin düşeceği görülmüyor mu?.. Öyle ya, tüketim düşerse, üretim de haliyle inişe geçecek!.. Bunun adına resesyon (ağır durgunluk) derler. Hükümet, ''IMF ile anlaşma yapayım, iç ve dış borcumu ödeyeyim, bankalardan borçlanayım'' düşüncesiyle günü kurtarmaya kalkarsa sistem çöker. Elini taşın altına sokmaya talip olan hükümet, ''Benden sonrası tufan'' diye koşmaya başlarsa, ardından kimse gitmez!.. Siyasetçiye de, sanayiciye de, aydına da, bürokrata da, vatandaşa da soğukkanlı olmak düşüyor.

IMF YARDIMI Aha hükümet kuruldu. Bütçe, memur maaş zamları, Bankalar Kanunu, sosyal güvenlik reformu, tarım reformu, özelleştirme derken, günler gelip geçecek. "Efendim, bu yapısal reformlar yapılmasın" diyen yok. Elbette ki yapılsın. Reformların yapılmasını biz de istiyoruz, IMF de, Dünya Bankası da, finans çevreleri de... Hükümetin reformlardan kaçması mümkün değil. Eli mahkûm, yapacak. Hemi de önce özelleştirmeden başlayacak!.. "Yapmam" diyenin, koltukta kalma şansı yok. Koltuk tatlı, koltuk cazip, koltuk ballı... IMF siyasetçilere, "Kurun hükümeti, alın parayı" diye moral veriyor. ABD''nin bastırmasıyla, belki bir miktar IMF kredisi gelebilir ama çare değil, darboğazdan çıkış olmaz. Peş peşe tedbirler almak gerekiyor.

BÜTÇE İMTİHANI Hükümetin önündeki ilk ciddi ekonomik imtihan bütçe. Rakamlar hiç de iç açıcı değil. Nakit açığının 10, faiz ödemelerinin de 11 katrilyon lirayı aşacağı tahmin ediliyor. Nüfus artışı dikkate alınırsa, 0 (sıfır) büyüme ve yüzde 55 enflasyon... Kavgayı gürültüyü bir kenara bırakıp; etrafımıza şöyle bir bakalım: Hükümetin bütçe açığı, sanayicinin reel faiz, çalışanın da düşük ücretten dertli olduğu görülüyor. Bugüne kadar herkes eli böğründe, "Ne olacak bu işin sonu?" diye bekledi. Şimdi, icraat günü başlıyor. Plak değişti: Artık insanlar, "Hükümetimiz ne yapacak?" diye meraklanıyor. Burada psikoloji çok önemli. 65 milyon, işlerin düzelmesi için kendisine düşeni yapmaya hazır. Hükümetin çok soğukkanlı olması gerekiyor. Şayet ekonominin büyük ortağı devletin tepesindeki hükümet korkar ve "Bu kadar açığı ben nasıl kapatacağım" diye panikleyip, vergi salmaya kalkışırsa; bütün fincanlar kırılır. Denk yolda düzülür. Kervanın önce bir yola çıkması lâzım. Kervanbaşının, "Enkaz devraldım" demeye, etrafını kötülemeye hiç hakkı yok. Gün liderlik günü.

ENFLASYON MU, DEFLASYON MU? Türkiye''nin yapısal reformlarla önünün açılacağını söylemek, çok iddialı olur. Yapısal reformlar sadece sistemi rahatlatır ama şayet uzun vadeli para politikaları uygulanmazsa, hepsi güme gider. Bugün TL''ye kimse güvenmiyor. Parasına güvenmeyen bazı ülkeler, dolara, marka geçti, işi bitirdi. Türkiye''de herşey dolarla yapılıyorsa, kimse kendi parasına güvenmiyorsa, o para yok, demektir. Bu şartlarda hükümet ne yapacak?... Enflasyonla mücadele için katı politikalara devam mı edilecek, yoksa; devalüasyonla piyasa ısıtılacak mı?.. Veyahutta deflasyon politikaları mı tercih edilecek?.. Siyasilerin, berber koltuğuna oturan kel gibi, "Bırak dağınık kalsın" deme lüksü yok. Sadece kendisi için karar verme durumunda da değil. İllâ ki, bir politikası olacak. Devalüasyona ihracatçı istekli, ithalatçı gönüllü, turizmci razı. İçeride ne üretirsek; dışarıya satarız... Enflasyon ise çok büyük tepki görüyor. Artık, devlet politikası olarak devam ettirmek mümkün değil!.. Geriye kalıyor deflasyon. Deflasyon, enflasyonun tersi. Enflasyonda, malını gerçek değerinin üstünde satabilme şansın var. Deflasyonda ise, altında. Ekonomide pozitif (+) büyüme enflasyonla olur, negatif (-) büyüme ise deflasyonla. Enflasyonla fiyatlar şişer, deflasyonla gerçek değerinin altına düşer. Enflasyonda parası olan kazanır, deflasyon döneminde satan. Enflasyonda bilgiye ihtiyaç yoktur, deflasyon beceri ister. Enflasyondan çıkış, deflasyondan daha kolay olur. Enflasyonda stok ihya eder, deflasyonda mahveder. Enflasyonda para bulunmaz, deflasyonda ise kimse paraya bakmaz. Enflasyonda işsizliğe belki biraz çare bulunur. Deflasyonda ise herkesin köyüne dönmesi gerekir. Enflasyon, 25 sene çare olamadı. Deflasyon, 3 senede çok şeyi halledebilir. Kırk satır mı, kırk katır mı?.. Kararı hükümet verecek. Esnafın, sanayicinin ne yapması gerektiğini de önümüzdeki yazıda söyleyeceğim. İyi haftalar.