Ortaokulda okurken, öğretmenlerim; "Şu okulda en zeki adam kim deseler, seni gösteririz. En tembel kim diye sorsalar, yine seni gösteririz" diyerek, tembelliğimi yüzüme vururlardı. Hiç bir zaman ders ezberleyip başarılı olunacağına inanmadım. Mahalledeki otları katleden çok inek arkadaşım vardı: Hepsi de birer okul bitirip, bir yerlere geldiler. Kimisi profesör oldu, kimisi doktor. Mesleklerinde söz sahibi olmalarına rağmen, hâlâ bilmedikleri bir yerin adresini sormayı beceremezler. Meslekte başarılı olmak başka şey, toplumda başarılı olmak daha başka... Çocuğu fazla olanın aklının yarısı eğitimdedir. Ben de çok çocuklu olduğum için kafamın yarısında hep eğitim fobisiyle yaşıyorum. Galatasaray, Saint Joseph, Tarsus Amerikan Koleji, Robert College, Saint Benoit gibi birçok okuldan mezun olan insanlara bakıyorum, pek çoğunun siyaset, medya, insan kaynakları, halkla ilişkiler hizmetleri, dış ticaret, pazarlama, uluslararası ilişkiler sektörlerine imzalarını attıklarını görüyorum. Öbür taraftan ODTÜ, İTÜ gibi bir çok üniversiteyi bitirenler de mesleklerinde başarılı oluyorlar.
OKUL FARKI Üstüne basa basa, kişiliğin orta öğretim sıralarında geliştiğini, mesleki kariyerin de yüksek okulda alındığını söylemek istiyorum... Azınlık okulları olarak eğitime başlayan kolejlerden mezun olan ağabeylerimize, ablalarımıza ve kendi akranlarımıza bakıyorum; gerçekten iyi yerlere geldiklerini görüyorum. Toplumda tanınan, her türlü gelişmede bilgi sahibi, her şeye maydanoz olmak için koşuşturan, sosyal yönleri kuvvetli insanlar... Sebep?.. Sebebi gayet açık: Adamlar, kendilerine ufuk açan öğretmenler tarafından eğitilmişler. Bizim cüce görüşlü öğretmenlerimiz elinde cetvelle sınıf sıralarında öğrenci kovalarken; Fransız, Alman, İtalyan, Amerikalı öğretmenler, bir kitap kahramanını analiz ettiriyordu veya bir siyasi liderin kişilik tahlilini yaptırıyordu. Seneler önce bizim niye böyle okullarımız yok, diye hep hayıflanırdım.
BENİM İSTEDİĞİM Şimdi kolejlerde öğrenci seçme modası var. Kim, okulu başarıyla bitirmişse; onu alıyorlar. Yanlış!.. Başarılı öğrencileri alıp, eğitim vermek; tek tip insan yetiştirmek, demektir. Ben şahsen, çocuğumun; tembel, kaytaran, dersi asan, haşarı talebelerle birlikte eğitim görmesine karşı değilim: Çünkü hayatta hiç birimiz, tek tip insanla çalışmıyoruz. Eğer, genç yaşlarda değişik kafa ve karakterlerde insanlarla uyumlu çalışmayı öğrenemezsek; hayatta tökezliyoruz. Sizi bilmem ama ben, çok kabiliyetli olmasına rağmen, uyum bozukluğu yaşayan ve toplumun dışında kalan çok insan gördüm.
KOLEJ MACERASI Oğlum Fatih''i 2 sene önce İhlas Koleji''ne kaydettirdim. Hocalar, "tamam" dediler. Münir ise zaten başka kolejde eğitim görüyordu. Fehim ve Sevde ise üniversiteye devam ediyordu. Ona para, buna para... Kuyunun dibi görünmeye başlıyor. Devlet okulunda okuyan Salih''e adaletsizlik yaptığımızı düşünmeye başladık. Daha doğrusu, eşim; bana bu konuda hiç baskı yapmadan, Salih''in de İhlas Koleji''ne gitmesinin doğru olacağını anlattı! Türk hükümetleri gibi ben de bütçeyi, keseyi, cüzdanı ters çevirip, ne döküldüyse topladım ve Salih''i kaydettirmeye gittim. Boru değil, kolej bu. Her gelene, ''buyur'' demiyor. Oğlanı imtihan ettiler, dişine falan baktılar. Az sonra Salih burnundan soluyarak yanıma geldiğinde, işlerin yolunda gitmediğini hemen anladım. Hocalar bana kibarca, "Salih eski okulunda daha başarılı olur" deyince, kan beynime sıçradı. Çocuğun anasına ne diyeceğim?.. Nutkum tutuldu, aklım karıştı. "Ben gazetede sorumluyum" falan dediysem de, para etmedi. Uzatmayalım, en kuvvetli yerlerden torpil yapıp, oğlanı okula kaydettirdim. Salih, gerizekalı değil. Üstüne üstlük becerikli çocuk ama Fatih''in tam tersi, hırçın!.. Fatih, esprileriyle etrafını kırıp geçiriyor. Salih ise, rüzgar gibi esip, savuruyor.
BEN DE ÇALIŞKANDIM Ben de lisedeyken, ortaokulun tam tersine, çalışkan bir öğrenci olmuştum. Kurbağanın sinir sistemini, farenin iç organlarını ezberledim, ikmale kalmadan sınıf geçtim. Herkes benden ''başarılı talebe'' diye bahsetmeye başladı... Salih ve Fatih okula başladı... Çocuğun varsa derdin de var demektir. Bir gün okul yönetiminden bir telefon aldım: "Acele görüşmemiz lazım." Hemen gittim. Müdür muavini, "Fatih, filanca hoca ile alay etmiş" diyerek; oğlanın haylazlığından şikayet etti. Üzüldüm. Hemen ilgili öğretmene gittim; özür dileyeyim diye. Öğretmenin alı al, moru mor. Özür diledim tabii ama, öğretmenin olgunluğuna da hayran kaldım. Gözleri buğulu buğulu, "Fatih''le çok iyi anlaşacağımıza inanıyorum. Biraz zamana ihtiyacımız var, hepsi o" diyen öğretmenin karşısında ezildim!.. Bir öğretmen, mesleğini gururunun ve öfkesinin önüne alabiliyorsa, başarılı olur. Başarılı öğrenci yetiştirir... Devlet okulu bedava, kolej paralı. Hemi de bütçeyi ciddi şekilde zorlayacak kadar paralı. Para ödüyorsam onun karşılığında bir şeyler de bekliyor olmalıyım. Benim beklentim; hiç bir zaman dersteki başarı olmadı. Verdiğim paranın karşılığında çocuğum kişiliğini bulsun, konuşsun, fikirlerini söylemeyi öğrensin istiyorum. Gel zaman, git zaman 2 sene geçti. Şimdi Salih, okulun çalışkan talebeleri arasında, Fatih''in ise, spor ve İngilizce''den başka iyi notu yok. Çocuklar durduğu yerde durmuyor. Fatih, en küçükleri. 6-7 ay önce, yanımdan geçiyor ve gözlerimin içine bakıyor. Az sonra bir daha... "Ne oluyor adamım?" diye sorunca; "Boyumuza bakıyorum baba. Boyum senin kadar" dedi de, rahatladım. Eh, boynuz kulağı geçiyor...
İŞLER DÖNDÜ Geçenlerde, son veli toplantısı için okula gittim: Genel Müdür Faruk Demir ile görüştüm. "Salih''ten bir şikayetiniz var mı?" dedim. Başparmağını kaldırıp; "Bomba" dedi. "Fatih nasıl?" soruma ise, yüzünü ekşiterek cevap verdi. Faruk Bey''i, Milli Eğitim Müdürlüğü''nden tanıyorum. Basın işlerinden sorumlu pırıl pırıl bir müdürdü. Şimdi de meslek kariyerinin zirvesinde. Talebelerin böyle dönemlerden geçtiğini ve dert etmememi söyledi. Bir eğitimcinin böyle davranması çok hoş bir şey. Salih''in çalışması, Fatih''in top peşinde koşturması beni o kadar ilgilendirmiyor. Beni, bu çocuklar yarın iş hayatına atıldıklarında ayakta kalabilecekler mi, o ilgilendiriyor. Bilinen namlı kolejlerden mezun olanların hepsi derste çok başarılı öğrenciler değil ama, hayatta muvaffak oluyorlar, toplumda öne çıkıyorlar. İhlâs Koleji, benim kafama yatıyor. Sınıfın rehber öğretmeni, çalışma yapmış: "Senin çocuklar şu, şu eğitime yatkın" dedi. Çocuğun kabiliyetini, merakını, neyi sevip, neyi sevmediğini, psikolog gözüyle incelemiş ve bana yol gösteriyor. Öğrenciye olduğu kadar, bana da rehberlik ediyor... Ergenlik çağındaki gençlerin günü gününü tutmuyor. Bir gün ciddiye aldıklarını ertesi gün unutuyorlar.
ÖĞRENCİYE HOŞGÖRÜ İhlas Koleji''ndeki öğretmenlerin hepsi, bu duruma vakıf ve öğrenciye hoşgörüyle yaklaşıyorlar... Faruk Bey''e, ''Veli olarak çocuklarımla ilgilenmek görevim. Onu unutmuş değilim ama bunu tam olarak yerine getirdiğimi söyleyemem. Veli toplantısına gelmeyi bile sizin sayenizde başardım. Çocuklarımı hayata siz hazırlayacaksınız'' dedim. Senelerin tecrübesiyle gözlerimin içine bakan Faruk Bey; "Velilerin büyük bir kısmı öyle. Bunu biliyoruz ve eğitim sistemimizi ona göre kurduk" dedi. 20 kişilik sınıflarda eğitim yapılıyor ve çocukların kişilik problemleri zamanında çözülüp, enerjileri doğru yere yönlendiriliyor. İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören''in esas işi eğitimcilik ve merhamet olduğu için İhlas Koleji''nde diğer özel okullara göre daha düşük ücret alınıyor. Eh, çifte kavrulmuş kadayıf. Böylece turnayı gözünden vurduk. İhlas Koleji yöneticilerini ve öğretmenlerini, bize böyle bir okul kazandırdıkları için gönülden tebrik ediyorum.

