Kaydet
a- | +A

Sosyal güvenlik, Türkiye''nin bir numaralı meselesi oldu. Sigortalı 38-43 yaşında emekli olmaya başlayınca dengeler bozuldu, sistem çöktü. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, "Bakan oluncaya kadar durumun ciddiyetini bilmiyordum" diyor ve ''Kral çıplak'' demeye devam edeceğini söylüyor. Bu fotoğraf, aysbergin görünen tarafı. Derinlerde ise çok daha ciddi sebepler yatıyor... Bir defa, çalışan işçi, memur genç emekliliğe pek hevesli değil. Emekli olunca kimse, ''Ohh, emekli oldum. Yiyip içip, yan gelip yatayım'' demiyor, diyemiyor. 60-65 yaşına kadar yine çalışıyor. Genç emeklilik, çalışan için kötünün iyisi. Azıcık da olsa soluk aldırdığı için çalışan bu hakka sıkı sıkı sarılıyor. Bakan,"Kral çıplak" diyor; sendikalar ise, "Mezarda emekliliğe hayır" diye sokağa çıkıyor. Herkes bir slogan bulmuş, gidiyor. Her ikisinin de söylediği çözüm değil. Şayet reform yapılacaksa hadise enine boyuna tartışılmalı... Elin memleketinde bankaları büyüten, sanayiyi kuran hep sigorta fonları... Bizde ise devletin açıklarını kapatan, çarçur edilen, hovardaca harcanan paralar akla geliyor. Sosyal güvenlik sadece Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur değil. 1950''lerde SSK kuruldu, toplanan fonlar ise, kamuya fon olarak aktarıldı. Emeklilik günü gelince, çalışana ''Tasarruf Bonosu'' verildi, sonra onların üstüne yatıldı. Ardından Bağ-Kur kuruldu, o da; SSK''ya melhem olsun, denildi. Yetmedi, süper emeklilik çıkarıldı. Dişin kovuğunu doldurmadığı görülünce, Konut Fonu ve Tasarrufu Teşvik Fonu gibi isimler altında paralar toplandı ve onlar da anında iç edildi.

DOĞRU KONUŞALIM Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım. İşçinin elinden genç emeklilik hakkını alacaksanız, onun yerine sosyal güvenlik hakkı vereceksiniz. "Nasıl olacak bu iş?" derseniz; hemen söyleyeyim: Çalışanın 60 yaşında emekli olmasını istiyorsanız, ne haklar vereceğinizi de ortaya koymalısınız. Sigortalıya, güven vermelisiniz. Yoksa, ne kadar iyi niyetli olursanız olun, "Kral çıplak" demekle, kimseyi ikna edemezsiniz. "İkna etmek için harcayacak vaktim yok" deyip, 60 yaşı kanunlaştırabilirsiniz ama o zaman ne olur biliyor musunuz?.. Birkaç sene sonra birileri çıkar; "Ey millet. Eskiden 43 yaşında emeklilik hakkın vardı. Zorla bu hakkını elinden aldılar. Beni iktidar yaparsanız, ilk işim o hakkınızı geri vermek olacaktır" der ve işi bitirir!.. 3 kişi çalışıp, 2 emekliye bakıyor. Doğru. Sigorta primleri çarçur edildi. O da doğru. Bir doğru daha var: O da; her iki tarafın menfaatlerinin korunduğu bir mutabakat. Özel sigorta şirketlerinin de devreye sokulduğu bir reforma ihtiyaç var ve buna kimsenin itirazı yok. Top şimdi Meclis''e atıldı. Herkes sorumluluğunu bilmeli.

Dr. IMF ve biz IMF ve Dünya Bankası, 1946''da kuruldu. Türkiye de 1947''de üye oldu. Biz bir yerlere üye olmayı çok seviyoruz da arkasını getirmiyoruz. Getirsek de sorumluluğumuzun karşılığında haklarımızı aramıyoruz. NATO''ya üye olmakta da gecikmedik. Avrupa Birliği''ne üye olmak için ilk müracaat eden ülkelerden biriyiz. Karadeniz Ekonomik İşbirliği''ne de öyle. İSEDAK, EFTA, OECD... say say bitmez. Harman büyük, tane küçük!.. Türkiye 1961''de IMF ile ilk Stand-by''ı yaptı ve bu anlaşma 1972''ye kadar devam etti. Ardından 74-79 arasında 5 sene, 79-80 arasında 1 sene, 80-83 arasında 3 sene, 83-84 arasında 1 sene, 83-85 arasında 2 sene, 1994''ten Şubat 96''ya kadar da 2 senelik anlaşma daha yaptık. Temmuz 1998''de ise ''Yakın İzleme Anlaşması''na imza attık. 3''er aylık dönemlerde IMF Heyeti gelip, incelemesini yapıp, raporunu yazıyor ve gidiyor. IMF, rapor hazırlamaya meraklı değil. Biz, "Ekonomimiz hasta, yetişin" diyoruz; Dr. IMF de çantasını kapıp, geliyor. Ekonominin nabzına bakıyor, ne yiyip, ne içtiğimizi kontrol ediyor, reçeteyi yazıyor. Hastalık: Yüksek faizden dolayı kaşıntı. Perhiz: Kamu harcamalarını kısmak. Sosyal güvenlik reformunu yapmak. Tarım destekleme politikalarını gözden geçirmek. Özelleştirmeye gaz vermek. Tedavi: Ekonomide istikrarı sağlamak ve yabancı sermaye ile ortaklık. Türkiye ekonomisi, 50 senedir Dr. IMF''ye tedavi oluyor ama tedavi için verilen ilaçları asla kullanmıyoruz. Dr. IMF, gümrükten çıkar çıkmaz biz perhizi bozuyor, ilaçları bir kenara savuruyoruz. Bıraktığı 3-5 kuruşluk harçlığı harcamaya koşuyoruz. Bugün dünyada 1.5 trilyon dolarlık sıcak para dolaşıyor. 350 milyar dolar da yatırımcı sermaye. İşte bu 2 trilyon dolara yakın sermaye bir ülkeye yatırım yapacaksa, borsaya girecekse, Dr. IMF''ye müracaat ediyor ve o ülkelerin sağlık durumunu soruyor. Dr. IMF, soranlara; "Türkiye genç ve sağlam yapılı ama hasta" dedikten sonra; şunları ilâve ediyor: "Perhiz yapmıyor, çok obur ve sağlığına dikkat etmiyor."

Sözün özü: Başkasının kullandığı ilacın hastaya faydası olmaz.

Turizm kurtulur Turizm kurtulur, hem de bal gibi kurtulur. Türkiye''de 35-40 milyar dolar civarında turizm yatırımı bulunuyor. Bunların büyük bir kısmı da devlet teşvikleriyle yapıldı. Ben, orasına bakmıyorum. Bugünü söylüyorum. Turizmci, "Devlet turizme tanıtım desteği vermiyor" diyor. Devlet de, "Başınızın çaresine bakın" deyip, işin içinden sıyrılıyor. Devlet tanıtım fonu ayırsa, yabancı gazetelere ilânlar verilse, yine de bu iş zor tutar. Bunun çaresi, yabancı ortak. Elin oğlu uyanık. Komisyon alacağım, diye Türkiye''ye turist göndermez. Gönderse de, düzenli göndermez. Siyasi sebepler, menfaat ilişkileri, rekabet daima etkili olur. Şimdilerde terörü, olmadı trafik canavarını, olmadı sıcakları, daha olmadı insan haklarını, daha daha olmadı deniz suyunun tuzluluğunu bahane etmesi hep ondan. Elini taşın altına sokmak, biraz da daha fazla menfaatlenmek istiyor. Tesis bizde, turist onlarda. Zaman işbirliği zamanı. Başka çare de yok gibi. Turizmci, "Tesisi kolayca kurdum, turist de kolay gelir", derse yanılır. Oyunu kuralına göre oynamak lâzım.

Safranbolu''da eviniz var mı? Yoksa da moralinizi bozmayın. Safranbolu''da bin 112 tarihi eser koruma altına alınmış, bunun 800''ü ev. Hepsi de ahşap ve o bildiğimiz Osmanlı evi. Çelik Gülersoy, Safranbolu''da da ilk açılışı yapanlardan. Büyük bir köşkü restore etmiş ve otel olarak kullanıyor. Karadeniz TV''nin davetlisi olarak gittim Safranbolu''ya. Kameranın karşısında 7 saat konuştuk. Kimler yoktu ki, Devlet Bakanı Hasan Gemici''den tutun, yörenin milletvekilleri ve belediye başkanları ile bürokratları hep oradaydı. O kadar saat kamera karşısında ter akıttıktan sonra Safranbolu''yu gezdik. Buram buram tarih kokan Safranbolu''da hamamlar, çeşmeler, köprüler, değirmenler olduğu gibi harika bir yeşillik var. Çelik Gülersoy''un Safranbolu Evleri''ne el atmasından sonra milletin gözü açılmış. Bir çok eski ev restorasyona tabi tutulup, pansiyon olarak kullanılıyor. Karadeniz''de 17 il ve 117 ilçeye yayın yapan Karadeniz TV, bizi, Kireççiler Evi''nde misafir etti. Tavanları yüksek, merdivenleri gırç gırç ses veren, aradaki geniş sofasıyla ev olduğunu belli eden pansiyona yorgun geldik. Evi görünce keyfimiz yerine geldi ve uykuyu unutup, 30-40 sene geriye gittik. Bu pansiyonlarda insan kendini evinde hissediyor. Bir de tarihin kokusunu bu rahatlığa ilâve edince mutlu oluyorsunuz. Safranbolu, görülmesi gereken bir yöremiz.