Şu kadar zaman oldu. Merve''nin şalı, Kartalkaya''nın karı, Akdeniz''in yazı, MHP''nin mazisi, Rahşan Hanım''ın 30 yılda bir yaptığı konuşması, Ecevit''in elindeki yazılı kağıttan okuduğu özür dilemeden özür dilemesi, Fazilet''in kapatılması konuşuldu da; ekonomiyi kimse ağzına almadı. Hasta ortada yatıyor, ev halkı hastanın gözünün rengini tartışıyor. Kimisi ''elâ'' diyor, kimisi ''kahverengi''. Maksat çalıyı tersine sürümek... Sanki senenin ilk dört ayında 3,5 katrilyon lira açık veren bütçeden, yüksek faizden, turizmin içinde bulunduğu çıkmazdan, enflasyondan, sosyal güvenlikten, özelleştirmeden siyasetçi sorumlu değilmiş gibi eften püften işlerle uğraşıyorlar. Bu kadar pişkin siyasetçileri tebrik etmek de yetmez, her birisinin alnından öpmek lâzım... Masanın bir tarafında siyaset böyle yapılıyorsa, öbür tarafındaki ekonominin yükünü taşıyan işalemi nasıl olur?.. O da aynı eskisi gibi. Ekonominin oyuncuları da siyasetle yatıp, siyasetle kalkıyorlar. İşadamları; yandık, öldük, bittik diye çırpınıyor, Ankara''ya gidip, siyasilerin camını taşlayacakları tehdidini savuruyorlar ama duyan yok. Varsa yoksa, siyasi çekişme. Ankara alt alta, üst üste toz duman içinde. Öyle de zevkle itişiyorlar ki; birisi ''oyun bitti'' dese, akşam saatinde top sahasına dikilip, ''haydi eve'' diye gürleyen babaya çocuğun gösterdiği tepkiyi verip; yatıp ağlayacaklar.
YILMAZ HAKLI İlhan Kesici, Yıldırım Aktürk, Halil Cin gibi değerli isimleri aday yapmadığı için Mesut Yılmaz''a kızmış ve "Yahu bu adamlar işi bilen adamlar, neden birikimlerini kullandırmıyorsunuz?" diye söylenmiştim. Yılmaz''ın isabetli kararını yeni yeni anlayabildim ve sözlerimi geri alıyorum: Onlar şimdi ANAP''tan parlamentoya girmiş olsaydı, kesin mızıkçılık yapıp oyunun tadını kaçırırlardı. İki gün önce Anadolu Ajansı haberleri arasında gördüm: Antalya Defterdarı, "150 bin dolara bina satıyorlar ama çok düşük beyan ediyorlar" diye müteahhitlerin defterini denetlemeye başlamış. Trilyonlarca vergi kaybından bahseden Defterdar''ı da tebrik ediyorum!.. Antalya''ya gelen birkaç işadamı, sanatkâr kalmışsa, onları da Maliye kovalasın da, Antalya bir soluk alsın. Böyle dört dörtlük çırakları olduğu için Zekeriya Bey, ne kadar övünse azdır.
İŞYERİNDE HIRSIZ Zekeriya Temizel''e, "Esnafı işyerinde hırsız gibi görüyorsun" dedikçe, O da, "Yok öyle şey. Vergi vermeyenler ekonomiyi yılan gibi zehirliyorlar" türünden lâflar edip; "Ben yılanın başını taşla eziyorum" diye kendisini savunuyor. Yılanın başını ezmeye kimsenin bir diyeceği yok. Biz sadece, ''ağacın gölgesinde uyuyan vatandaşın kafasındaki yılana taşla vurulmayacağını'' söylemeye çalışıyoruz. Elbette ki herkes vergi vermekle yükümlü ama tasarrufa muhtaç olduğun bir dönemde ''tasarrufa'', işlerin kesat gittiği bir zamanda ''esnafa'', Borsa''nın şoka girdiği mevsimde ''Borsa''ya'', müteahhitlerin iş yapamadığı günlerde ''inşaata'' vergi salarsan; piyasayı boğarsın. Her şeyin vakti zamanı vardır. Önemli olan doğru zamanda doğru işi yapmaktır. Memlekette vatandaş meteliğe kurşun sıkarken, vergi salıp, parayı kaçırmanın alemi yok.
HÜKÜMETİ KURMAYIN Siyasetçi abilerimize tavsiyem, ''Hükümeti kurmayın'' olacaktır. Memleketi zaten medya gül gibi idare ediyor. İstediklerini göğe çıkarıp, istediklerini yerin dibine batırıyorlar. Ankara''nın kavga mahfilleri şahane... Her ofisin kliması var, daha olmazsa, kapılar karşılıklı açılınca hava cereyanı oluyor. Mayıs ayının tadını çıkarın!.. Didişmekten fazla terleyecek olursanız, duş yapar veya saunaya gidersiniz. Yeni Genel Kurul Salonu''nda çiğ köfte yoğurup, tavana atın ama fazla yeşil erik yemenizi tavsiye etmem!.. Sulu erikleri tuza bulayıp, bulayıp yemek hoştur ama sonucu da her zaman iyi olmayabilir!.. Siyaset, ateşten gömlek. Siz Şile bezi giyin!.. Şunun şurasında iki seneyi doldurmaya ne kaldı. 2 sene sonra kıyak emeklilik de çantada keklik... Eh, daha ne istiyonuz!.. Sakın ekonomiyi falan düşünmeyin; başınız ağrır, kalbiniz sıkışır... Vatandaşı sorarsanız, hepsi iyiler. Televizyonlardan sizi seyrediyor ve "Yahu biz ne çetin insanlara yetki vermişiz" diye göğüslerini şişirip, dolanıyorlar!.. Şayet, gömlek kollarını kıvırır ve pazularını şişirirlerse, ben size haber veririm.
Önce özelleştirme Türkiye ekonomisinin gücü tartışılmaz, dünyanın 20 ekonomisi içinde yer almasıyla büyüklüğünü ispat etmiş durumda. Türk özel sektörünün son 40 senelik birikimi, bugün dünya devlerine meydan okuyor. Şayet, kamu borçları olmasa ve ekonominin yüzde 60''ı devletin elinde bulunmasa Türkiye''nin ilk 10''a girmesi işten bile değil. Türkiye''nin iki önemli avantajı var: Bunlardan birisi, nüfusunun yarısından çoğu genç olması; ikincisi ise, dünyayı tanıyan müteşebbisleri... Türkiye ekonomisinin borcu, kamu açıkları, yanlış politikaları hepsi ama hepsi alt alta yazılsa, yine de ortaya çok ciddi proplem çıkmıyor. Türkiye''deki en büyük yanlış, çözüm yollarındaki hatalı kararlar olarak karşımıza çıkıyor. Vergi ile, borçlanmakla, kamu harcamalarını kısmakla hiç bir yere gidilmez. Yapılacak olan tek şey, özelleştirmedir. Şayet özelleştirme hususunda ciddi, kararlı, şeffaf politikalar uygulayabilirsek; hem enflasyon canavarının kafasını ezeriz, hem de ekonomiyi kamu yükünün altından kurtarırız. Yeter ki, bu işleri yapacak hükümetimiz olsun. Siyasetçi, "Oğlumu işe al" diye kapıya dayanan seçmeni gördükçe; "Kamu kuruluşları iç barışın teminatıdır. Özelleştirme yapıp, bindiğim dalı kesmeyeyim(!)" deyip ayak sürümezse problemi çözeriz. Türkiye''de 35 milyon insan, evlenme çağında ve tüketim için kıvranıyor. Bugün Avrupa''nın hiç bir ülkesinde böyle bir avantaj yok. Nüfus yaşlı ve artış durmuş. Avrupalı firmalar bile gözlerini Türkiye pazarına dikti. Siyasetçi, ekonominin ipini bırakırsa, Türk müteşebbisleri pastayı büyütür ve işsizliğe de çare bulur. Prof. Dr. Nejat Erk, Türkiye''nin özelleştirmede çok geri kaldığına dikkat çekerek; Bulgaristan''ın bizim 11 katımız özelleştirme yaptığını söylüyor. Romanya, Polonya ve Çek Cumhuriyeti de öyle. Erk; "Kamuda çalışan toplam işçi sayısı 263 bin. Ciddi bir özelleştirme olursa, 65 bin kişi işini kaybedebilir. Enflasyonla mücadele kararlarından sonra ülkemizde 500 bin kişinin işsiz kaldığını gözönünde bulundurursak; bu rakam çok küçük kalıyor" dedi. Tabii, özelleştirmeyle beraber ortaya çıkacak istihdam imkânlarını da gözardı etmemek lâzım.
Yorumsuz: Hayırlı rüya Oğluna kız istemeye giden baba, "Oğlun askerliğini yaptı mı?" sorusuna; "Evet" cevabını vermiş. Ardından kız babasının, "Oğlun ne iş yapıyor?" sorusuna cevap bulmakta oldukça zorlanan baba, şöyle bir kıpırdanmış ve ardından işi pişkinliğe vurup ; "Şimdilik yaptığı bir iş yok ama çok hayırlı rüyalar görüyor" demiş.

