Kaydet
a- | +A

Sanayici bankacıyı suçluyor, bankacı da gak guk edip, vaziyeti geçiştiriyor. Türkiye''de reel faiz yüzde 30''ları buldu. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. ABD''de 60 senedir bono ve tahvil faizleri yüzde 2,5... Avrupa''da da pek farklı değil. Dünya ekonomisinin senelik büyümesi yüzde 4-5. Türkiye ekonomisi de en kabadayı büyüdüğü dönemlerde yüzde 7-8 büyüdü. Demek ki parayı kullanan sektörlerin kârı en fazla yüzde 8 oluyor. Dünya standardı da bu. Yüzde 8... Şimdi bir ülke veya o ülkenin sanayicisi yüzde 30 reel faizle borçlanıyorsa; ya ''ölmüş eşek kurttan mı korkar'' deyip, ''benden sonrası tufan'' düşüncesiyle gününü gün etmek istemektedir, ya da ''yarın ödeyemeyeceğimi söyler, işi bitiririm'' kolaycılığına kaçmaktadır. Bunun her ikisi de suçtur, ayıptır. ''Bizim devlet büyüklerimiz böyle ayıp iş yapmaz'' gibi bir iyi niyet göstermeyi istersek; o zaman başka bir suçlu bulmalıyız. O da banka oluyor. Çünkü burada

1) Tasarruf sahibi

2) Banka

3) Tasarrufları kullanan taraf var.

Yerli veya yabancı kim olursa olsun, tasarruf sahiplerini suçlamak mümkün değil. Onlar para sahibi. Bankalar da (İster komisyoncu deyin, ister aracı) aldığı parayı birilerine kullandırıyor ve onun karşılığında ücret alıyor. Türk bankaları, vatandaştan topladığı tasarrufu devlete satıyor. Eğer milli tasarruf yetmezse, yabancı kaynak kullanıyor ve devletin obur midesine atıyor. Bu işin riski çok. Devlet, ''ödeyemiyorum'' derse; yandı gülüm keten helva. Tahvil ve bono satın alan banka o saat gümler. Bankalar mevduat toplarken devlet garantisi ile topluyor, Hazine tahvili alırken garanti yok. Bu arada sanayici, ''Bankalar devlete para vermekle hata yapıyor. Parayı bize versin'' diye ciyaklıyor. Bankaların devlete borç vermesinde yanlış yok. Yanlış, reel faizlerin yüzde 30 olmasında. Bu şartlarda bankalar sanayiciye borç verseler ne olacak ki?!. Onlar da bir müddet sonra ya batacak, ya iflas edecek ve bankanın parası yine buhar olup, gidecek. Bankaların tahsil edemediği alacakları bugün 1 katrilyon lirayı buldu. Bu paralar, devlet bono veya tahvilinden dolayı değil, sanayici veya tüketiciye kullandırdıkları kredilerden.

BANKACININ GÖĞSÜNDEKİ TAŞ Bankacıların göğsünde tonlarca ağırlığında taş var. Bu ağırlık altında yatağa giren bankacının soluğu kesiliyor, kabûslar görüyor... Sanayi kesimi ile finans sektörünün kavga etmesi kadar faydasız bir şey yok. Gün gelir sanayi kazanır, gün gelir banka. Sanayi kazanırken, bankanın kalkıp; ''Çok kazanıyorsun, birazını bana ver'' demesi de, sanayinin; "Keseri hep kendine yontuyorsun" diye bankayı suçlaması da doğru değil. Yanlış yanlışla düzelmez. Bugün sanayicinin büyük bir kesimi, üretimden çok, faizden kâr ediyor. Parayı bankaya verirken, "Faizler yüksek" demiyor ama, kredi alırken, "Ayıp ediyorsunuz" diye karşı tarafı suçluyor. Olmaz öyle şey. Yağmurda yaş, kavgada taş görmemişler gibi mızmızlık yapmak işi çözmez. Yanlış, faizlerin yüksekliğidir. Doğru ise bu faizlerin dünya standartlarına çekilmesi. Onun için ne yapılmalı? sorusuna cevap aranırsa proplem çözülür. Yoksa bankaları suçlamakla 3-5 gün daha gidilir ama sonunda betona toslayınca işin farkına varmanın önemi kalmaz. Hükümet, sanayici ve bankacı kafa kafaya verip, çare bulmalı!..

Mali Milat Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi nasılsa, enflasyon da aynen öyle bir vergi. Biri dolaylı, diğeri dolaysız. Bir işletmenin hem dolaylı, hem dolaysız vergi ödeyerek ayakta kalması mümkün değil. Türk sanayici ve işadamı pratik zekasıyla bu işe bir çözüm buldu. Enflasyondan kurtuluş olmadığına göre, dolaysız vergiden kurtulma yoluna gitti. İki kazanıyorsa birini gösterdi, birini kayıt dışına attı. Kayıtdışı olan öz kaynaklar yine ekonominin içinde kaldı. Zekeriya Temizel''in maliye bakanı olduğu hükümet, 30 Eylül 1998''i Mali Milat kabûl etti ve "Neyin varsa bildir, yoksa ''nereden buldun'' diye sorarım" dedi. Elin memleketinde 3 sene üstüste iki haneli enflasyon varsa; enflasyon muhasebesi uygulanıyor. İşadamı elini şakağına koydu düşündü: "Enflasyon düşmedi, enflasyon muhasebesi de gelmedi. Bu şartlarda neyi bildireyim" dedi ve üstüne üstlük Maliye''den korktuğu için parasını ekonomi dışına çıkardı. 30 Eylül''e kadar, kayıt dışında olan para, 30 Eylül''den sonra ekonomi dışına da çıktı. Dert bir iken, iki oldu. Kayıt dışında kalan parasını işletmede kullansa, ''Nereden buldun'' diye sorarlar korkusuyla parasını yastık altına gömen işadamı, çıkış yolu bulamıyor. Hasta olan ekonomi, komaya girdi. Şimdi TÜSİAD gibi kuruluşlar, "Mali Milat kalsın" diyor; küçük esnaf ve KOBİ''ler ''Kalksın'', diye bastırıyor. Biz o gün de söylemiştik, şimdi de söylüyoruz: Enflasyon inmeden, kimse parasını ortaya çıkarmaz. Burada iyi niyet aramak veya işadamını kötü niyetle suçlamak doğru olmaz. 3 sene hem dolaylı, hem dolaysız vergi veren, bunlar yetmiyormuş gibi bir de peşin vergi ödeyen işletme batıyor. Kimse işini batırmak istemez. Mali milat kalkarsa, para hiç olmazsa; ekonomiye döner ve kredi faizleri düşer. TÜSİAD''ın isteğine aslında kimse karşı değil ama zamanlama çok önemli. İhracat indirimi, yatırım teşviği almayan Anadolu esnafından mali milat için anlayış beklemek yanlış olur.

Akdeniz şaha kalkıyor Akdeniz''in doğusu sanayi, batısı turizmle bitiyor. Orta Akdeniz ise, tarım yapıyor ve yerli tatilcilerin meskeni durumunda. Şimdilerde Orta Akdeniz''de büyük bir kıpırdanma var. Gazipaşa''daki havaalanı inşaatının tamamlanması ve Silifke''ye havaalanı düşüncesi, bölgeye hareket getirdi. Bütün bu fiziki gelişmelere, yöredeki ilçelerin belediye başkanlarının genç ve birşeyler yapma heyecanlarını da ilave edince çok büyük bir potansiyel ortaya çıkıyor. Anamur''dan Taşucu''na kadar belediyelerin hemen hemen hepsi MHP''li başkanlarda. Hepsi de çakı gibi. Anamur Belediye Başkanı Süreyya Çelik, işadamlarına "gelin yatırım yapın" çağrısında bulundu. Alarko Holding ve Türkiye Müteahhitler Birliği olumlu cevap verdi. Bu iş çorap söküğü gibi geleceğe benziyor. Anamur''un ardından Gülnar atağa geçti. DYP''li Büyükeceli ve Yeşilovacık hazırlık yapıyor. Yayla, deniz turizmi olduğu gibi tarım ve hayvancılık için bir çok proje geliştirildi. Güzel havası, verimli toprağı ve ılıman iklimiyle bu yöreler yatırımcı bekliyor. İlgilenenler için başkanların telefon numarasını veriyorum: Anamur Belediye Başkanı Süreyya Çelik. Tel: 0.324. 814 11 15 Büyükeceli "

" Himmet Büyük. " 0.324. 753 22 12 Gülnar

"

" Mustafa Eyiceoğlu " 0.324. 751 31 87

Önemli Not: Gülnarlılar, geçenlerde bir yazı gönderip; "Nohutumuzun meşhur olduğunu yazmışsın ama narı, üzümü ve gülü atlamışsın" diye sitem ediyorlar. Herkesin bildiği şeyi tekrarlamak istemediğim için yazmamıştım. Hepinize selâm ederim.