Hem ziyaret, hem dinlenme deyip, Akdeniz''e tatile gitmeye karar verdik. Dönüşte bir de onun yorgunluğu olmasın, diye de evin duvar kâğıdı ve boyasını yaptırmaya kalkıştık!.. Öğünmek gibi olmasın, bizim aile meclisinde bendeniz genel başkan durumundayım. Fakat evde hep genel başkan yardımcısı eşimin dediği oluyor. Aynen DSP modeli!.. Ne cins boya, hangi renk ve desende duvar kâğıdı lâzımsa eşimin onayına sunduktan sonra aradım, buldum. Ustalarla anlaştım. Eşimin istediği gibi işleri tamamladım. Tabii, çocukların hepsi arazi. Bütün işi tek başıma yaptım. DSP modeli problemsiz uygulandı ama çocukların uyumu hakkında modelde yazılı bir şey bulamadığım için ortada kaldım. Hüsamettin Özkan''ı bir gördüğümde sorup, öğrenmeyi düşünüyorum. Her bir şeyi tamamlayınca Münir''i evde bırakıp, tatile çıktık. Bolu''dan geçerken, zenginlik ve mutluluk mesajları veren kızılderili dumanı gibi göklere yükselen kendin pişir, kendin ye lokantalarını görünce ağzımız sulandı. Lezzetli etlerden yiye yiye, Konya üstünden Toros Dağları''na vurduk. Gülnar''a gelince dedelerimin ruhuna fatiha hediye ettim ve büyük büyük dedelerimin ne kadar akıllı adamlar olduğunu düşünüp, onlarla iftihar ettim. Yörük çadırlarını kurup; boya, badana, duvar kâğıdı derdinden kurtuldukları için ne kadar şanslı olduklarını aklımdan geçirdim. Dedem, çadırı bırakmıştı ama o da ahşap evlerde oturuyordu, onun da öyle bir derdinin olmadığını iyi hatırlıyorum. En fazla kireç kullanırdı ki, o da çok sağlıklı bir şeydi.
ANAMUR''DA TATİL Çam ormanlarının arasından süzülüp, sahile indik. Gülnar Belediyesi çok güzel işler yapıyor. Yolları açmış, yazlık tatil evleri inşaatına başlamış. Yine Anamur''a mitili attık. Aslıhan bizim vazgeçemediğimiz yer oldu. Deniz, kum ve yeşillik... İster denize gir, ister kum banyosu yap, ister ağaçların gölgesinde pinekle... Akşamları ise ayrı bir keyif. Ağustos böceği ve kurbağalardan başka ses yok. Bir de denizin hışırtısı. Dinlenmek için ideal bir yer... Aslıhan ne otel, ne tatil köyü, ne de pansiyon. Hüsnü Ceren, ailesi ile birlikte bu güzel yeri işletiyor ve misafirler kendi evindeymiş gibi rahat ediyor. Bir hafta kadar bir yere çıkmadan stres attık, kafa dinledik. Radyo dinlemedim, televizyon seyretmedim. 3-5 gazete getirtiyordum ama onlara da şöyle bir göz gezdirip, bırakıyordum. Bir iki defa yeni yapılan Mamure Otel''e gidip, geldim hepsi o.
PARMAĞINI EMEN Yorgunluğu atınca, içimdeki ses beni dürtmeye başladı. Anamur''a gidip, etrafıma bir bakayım, dedim. Anamurlu yaylaya taşınmış. Şehir''de hep benim gibi tatilciler dolaşıyor. Berbere gittim, biraz alış-veriş yaptım. Tanıdık esnaflarla şöyle bir selâmlaştım ve Aslıhan''a dönmeye hamle ederken, yanımdan geçen bir adam dikkatimi çekti: Orta parmağını emen bu adamın sabit bakışları beni etkiledi ama fazla ilgilenmedim. Az sonra fırının tepesinde birisini daha gördüm. Onun da belden yukarısı çıplaktı ve o da orta parmağını emiyordu!.. Pazardan geçerken birini daha gördüm. Belediye''nin önüne gelinceye kadar sayı 10''u geçti. Merâklandım. Hepsi orta parmağını emiyor ve bakışları bir noktaya kilitlenmiş gibi donuk bakıyor. Tatile gelen uzaylı desen, değil. Normal insan hiç değil. Acaba güneş tutulmasından sonra mı böyle oldu?.. Anamur Belediye Başkanı Süreyya Çelik''i buldum. Gördüklerimi anlatıp, ''Kim bu adamlar?'' diye sordum. Çelik''in gözlerinin feri gitti, rengi değişti. "Sorma" dedi. Cevap vermekte zorlandığını görünce, ''Başkan da parmağını emecek galiba'' diye telaşlanmaya başladım. Neyse ki, bir müddet sonra durumu anlattı da merâktan kurtuldum...
VERGİ CEZASI Anamur''a Maliye denetmenleri gelmiş ve esnafın defterini incelemişler. "Korkmayın. İncelemede canınızı yakmayacağız" diye de teminat vermişler. 3 ay sonra 40 kadar esnaf ve sanayiciye 25''er, 30''ar milyar lira ceza kesip, gitmişler. Süreyya Çelik, "O cezayı gören esnaf, kafayı yedi. Parmağını emen adamlar işte o esnaflar" dedi. Neredeyse ben de parmağımı emmeye başlayacaktım ki, kendimi dışarı attım. Anamur, 60 bin nüfuslu bir ilçe. Geçim kaynağı tarım. Esnafın müşterisi de çiftçi. Tarım sektörü 2 senedir para kazanamıyor. Köylü artık şehre inmez olmuş. Esnafa borcunu ödeyemiyor. Alış-veriş yapmıyor. Köylü evinde, esnaf işyerinde oturuyor. Böyle bir dönemde 30 milyar liralık vergi cezası esnafın yüreğine oturmuş. Anamur''da ayakta durmaya çalışan esnaf böyle de, diğerleri farklı mı?.. Belediye başkanlarına da bir dokun bin ah işit. Ören, Anamur''un sınır komşusu ve Anamuryum gibi tarihi bir hazineye sahip. Anamuryum, binlerce sene evvelinin medeniyetini taşıyor. Tiyatrosuyla, hamamıyla, denizi ve temiz havasıyla tam bir tarih şehri olan Anamuryum''a turist geliyor, rahat edemiyor. Tuvalet bile bulamıyor. Belediye Başkanı Aziz Ceren, püfür püfür esen bu güzelim yeri işletmek istemiş. Kültür Bakanlığı, ''Taşına dokundurtmam'', diye ayak diretiyor. Dünyada benzeri çok az olan bu tarihî şehir bakımsızlıktan yok olmaya yüz tutmuş vaziyette bekliyor.
DEPREM Oğlum Münir telefon ettiğinde neredeyse öğlen oluyordu. "Baba, İstanbul''da deprem oldu" sözleri kafama mermi gibi saplandı. Çocuk kendisinde bir şey olmadığını söyledi ve telefon gitti. Ne yapacağımı bilemez vaziyette ortada kaldım. Tekrar cep telefonuna sarıldım ama bir yere ulaşmanın imkânı yok. Hemen bir televizyon buldurduk. TV kanalları bangır bangır olayı veriyor. Ne büyük felâket Yarabbim. Hemen toparlandık ve yola koyulduk. Bolu''da tüten bacalar sönmüş, Adapazarı ve İzmit sessizliğe gömülmüş. Etraftaki acı ve üzüntü iliklerimize işledi. İstanbul''a sabahın erken saatlerinde girdik. Kurşun gibi gökyüzü altındaki vatandaşın kendi haline çaresizliğini görüp, perişan vaziyette eve döndük. Ertesi günü işe başladığımda, hükümetin deprem vergisi salmaya hazırlandığını gördüm. ''Eyvah'' dedim: ''Şimdi Türkiye''deki bütün sanayici Anamur esnafı gibi orta parmağını emmeye başlayacak!''. Bereket, bu kararı ertelediler. İnşaallah Ankara''daki büyüklerimiz bu gariban milletin ne cevher olduğunu görür de tamamen gündemden kaldırır. Vatandaş bu yanlışın düzeltilmesini bekliyor.
İstanbul''da yeniden yapılanma Dünya''nın incisi olan İstanbul, 1970''e kadar Fatih, Eminönü, Beyoğlu, Kadıköy''den meydana geliyordu. 70''den sonra sur içine sıkışan şehir, yükü taşıyamadı ve dışa taştı. Bakırköy,
Avcılar, Gaziosmanpaşa, Şişli, Levent, Maltepe, Kartal''a doğru genişledi. 1990''dan sonra ise daha da uzaklara uzandı. Eski İstanbul''un sur içi başta olmak üzere yeniden eski haline getirilmesi ve sonradan ilâve edilen kargacık burgacık binalardan temizlenerek tarihi güzelliklerine kavuşturulması gerekiyor. 1970''den sonra telaşla kurulan şehir ise gecekondularla dolu nizamsız, intizamsız bir şehir oldu. İmar plânının gözden geçirilip, ciddi bir yapılanmaya gidilmesi şart. 1990''dan sonra açılan yerleşim alanları ise dünya standardında olan depreme dayanıklı, sağlam ve estetiği olan inşaatlardan meydana geliyor. Halka halka dışa yayılan İstanbul''un estetiğini bozan, insanların ruh sağlığına zarar veren tehlikeli yapılar ayıklanmazsa, önümüzdeki bir depremde hepimiz dizimizi döveriz.
Yara yeni açılıyor Deprem bölgesindeki vatandaşlarımız bugüne kadar can, mal derdine düştü. Çadır yok, diye bağırdı. Yetkililere öfkelendi. Sağa sola koşuşturdu. Bütün bu kötü olaylar bile o insanları sıcak tuttu. Şimdi o yüzbinlerce insan başını sıcak bir yere soksun, o zaman seyreyleyin gümbürtüyü. Hepsi çözülecek ve belki senelerce kendilerine gelemeyecekler. İşte o gün, psikologlara büyük görev düşüyor. Maddi hasarlar öyle veya böyle bir şekilde telâfi edilebilir ama psikolojik çözülmenin tedavisi hem uzun vadeli, hem de çok önemli. Türkiye''nin bu gerçeği gözardı etmesine imkân yok.
Polisiye tedbir Türkiye son yüzyılın en büyük deprem felaketini yaşadı ya, artık yetkililerimizin önünde kimse durmasın. Hemen polisiye tedbirler sıralanmaya başladı. İmar izinleri belediyelerden alındı. Yeni polisiye tedbirler getiriliyor. Bunun sonunun ne olacağını söyleyeyim. Bürokrasi artacak, rüşvet ve suiistimal artacak. Hepsi o. Neden derseniz. Geriye dönüp bakmak yeter. Türkiye artık ekonomik meselelere, ekonomik çözümler üretebilmeli. Bütün dünya sigortayı öne çıkarmış. ABD bugün sigorta ve avukatlar ülkesi. Yapılara sigorta mecburiyeti getirin yeter. İnşaatların kalitesine göre sigorta yapılıyor. Sağlam işyeri ve meskenler hemen sigorta yapılıyor. Çürük olanlar ise ya sigorta yapılmıyor, ya da çok yüksek prim alınıyor. Sistem de şıkır şıkır işliyor.

