Birinci ayını dolduran Yüzyılın En Büyük Felaketi''nin ardından, hem felaketin maliyeti sağlanan ilk veriler ile ortaya çıkmaya başladı ve hem de haftalardır kafaları kurcalayan yardım miktarları somut olarak netleşmeye başladı. Zarar : 3- 6,5 milyar dolar Kısa zamanda bir maliyet çıkarma zorunluluğu nedeniyle yapılan kaba tahminler (ki bu rakamların ileride değiştirilebileceği ihtimali de belirtilmiştir) ışığında Dünya Bankası''nın deprem bölgesinde yaptığı incelemelerde aşağıdaki veriler ortaya çıkmıştır : Dünya Bankası''nın raporunda, hasar tahmini yapılırken, depremin, fiziksel yıkımının yol açtığı doğrudan, neden olduğu üretim ve gelecekteki gelir kaybı gibi unsurlardan kaynaklanan dolaylı ve ülkenin genel ekonomik göstergelerinde ve ödemeler dengesinde yapacağı makro etkiyi kapsayan ikincil maliyetlerinin birarada gözönüne alındığı belirtildi.
Bu ölçütlere göre, depremin fiziksel yıkımının, Türkiye ekonomisinde neden olduğu doğrudan maliyetin, ilk verilere göre 3-6,5 milyar doları bulması bekleniyor. Bu rakamlar, Türkiye''nin Gayri Safi Milli Hasılası''nın (GSMH) % 1.5 ile %3''üne tekabül etmektedir. Rapora göre, depremin dolaylı maliyeti, 1,2-2 milyar dolar arasında tahmin edilirken, ikincil maliyetler nedeniyle, 1999-2000 yılları için bütçeye gelecek ek yük, 3,6-4,6 milyar dolar olacak. Kimden ne kadar geliyor ? Felaketin maliyeti bu boyutlarda iken, şu ana kadar belirlenmiş olan yardım miktarları da aşağıdaki gibi listelenebilir: IMF: 500 milyon dolar Dünya Bankası: 1,05 milyar dolar Avrupa Konseyi: 317 milyon dolar İslam Kalkınma B.: 300 milyon dolar Avrupa Yatırım B.: 670 milyon dolar Japonya: 200 milyon dolar Toplam: 3 milyar 37 milyon dolar
Biz ne yapıyoruz ? Tablo böyle iken deprem maliyeti ve sağlanacak yardımlar konusunda daha fazla polemik yapmanın ve kafaları bulandırmanın herhangi bir anlamı olmadığı kanaatindeyiz. 1990 yılının Ağustos ayında Körfez Krizi patlak verdiğinde daha sıcak savaş başlamadan ne kadar zarar ettiğimizi hesapladığımızı hepimiz hatırlıyoruz. Biz resmen zararımızın 8 milyar dolar olduğunu savunurken daha ciddi hesaplar zararın 1,5 milyar dolar civarında olduğunu belirtiyordu. O dönemde IMF de zararın 1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşebileceğini bildiriyordu. O günlerde de şimdi olduğu gibi "zararımızı ne kadar yüksek gösterirsek o kadar fazla yardım alırız" zihniyeti ile kamu açıklarının finansmanı hedefleniyordu. Yine o günlerde de, ABD Hazinesi''nin garantisi kapsamında belirli bir limit dahilinde yurtdışından borçlanma fikirleri ortaya atılmış ve bu konu ile ilgili üst düzeyde yaşanan bir mektup trafiği sonucunda, "böyle bir uygulamadan Türkiye''nin zarar göreceği ve uluslararası piyasalarda borçlanma itibarımızın çok düşeceği" gerçeği dönemin yetkililerine açıklanmış ve talep reddedilmişti. Ayrıca "mali disiplinin" de bozulabileceği belirtilmişti. Daha fazla sağduyulu olmamız gereken bu günlerde, Başbakan Ecevit ve Maliye Bakanı Oral''ın talimatlarına rağmen, kamu kuruluşlarının ülkenin içinde bulunduğu mücbir sebep halini gözardı ederek tasarruftan anlamaz tavırları, hepimizin canını sıkmaya yetmiştir. Sözkonusu durum birkaç kalemde aşağıdaki gibi özetlenebilir : 2000 yılı bütçesinin 40-41 katrilyon lira seviyelerinde tutulması zorunluluğu var iken kamu kurumları 60 katrilyon lira ödenek talep ettiler. İlgili kuruluşlar ile Maliye arasında çetin bir pazarlık başladı. Bazı kuruluşlar hesabını bilmeden bol keseden ödenek isterken, bazıları ihtiyaçları olanı bile istemekten kaçındılar. Maliye ve DPT yetkilileri mevcut şartlarda 18-20 katrilyonluk bölümün karşılanmasını mümkün görmüyorlar. 2000 yılında bütçe açığının 17 katrilyona ulaşabileceği ihtimali yetkilileri şimdiden korkutuyor. Bütçenin gider hanesi ile gelir hanesini dengelemek için tek çözüm yetkililere göre, oranları indirilmiş bir Deprem Vergisi. Kamu kurumlarının böyle bir dönemde tasarruf yapmak yerine, sorumsuz bir anlayışla ürettikleri "talep ettikleri harcamaların nasıl olsa Deprem Vergisi ile karşılanacağı" fikri, onca yaşadığımız olumsuz gelişmelere rağmen bazı kafaların halen değişmediğini veya değiştirilemediğini gösteriyor. Çok önemli derslerin çıkarılması gereken bugünleri fırsat bilmek yerine, çuvalımı daha fazla nasıl doldururum düşüncesiyle hareket etmek, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülükler arasındadır.

