Bugünlerde bir yandan deprem felaketinin yaralarını sarmaya çalışıyor, bir yandan da pek iç açıcı olmayan ülke ekonomisinin daha fazla kötüye gitmesini önlemenin yollarını arıyoruz. Ekonominin bütün kesimlerinde deprem nedeniyle yurtdışından gelecek malî yardımın hesapları yapılıyor. Öyle hesaplar yapılıyor ki, kendimizi "deprem, ülke ekonomisini kurtarmakta başrolü oynayacak !" düşüncesinden kurtaramıyoruz.
Akla hemen şu soru geliyor: "Deprem olmasaydı, kötü gitmekte olan kamu finansmanından ne kadar haberdar olacaktık?" Cevabın "Neredeyse hiç" olduğu ortada. Çünkü deprem felaketinden önce, dikkatlerimiz, faydalarını orta ve uzun vadede görebileceğimiz yapısal repformlara kilitlenmişti ve sözkonusu reformlar, popülist yaklaşımlar sonucu "yamalı bohçalara" dönmüştü. Kısacası işler biraz sulanmıştı.
Temmuz sonu itibariyle bütçe gerçekleşmelerinden 3 kalem örnek ile durumun vahametini biraz daha iyi anlatmak mümkün olacaktır. Temmuz ''98 - Temmuz ''99 döneminde bütçe gelirlerinde nominal bazda %48.2 oranında artış görülmekle beraber, aynı dönemde %50 oranında gerçekleşen enflasyon oranı baz alınarak yapılan hesaplama ile reel bazda bütçe gelirlerinde çok küçük bir oranda düşüş görülmektedir. Bütçe giderlerinde de nominal bazda %84.3, reel bazda ise %23 oranında yükselme kaydedilmiştir. Ve bütçe açığı da bir önceki döneme oranla yaklaşık 3 kat artmış ve 2.1 katrilyondan 6.2 katrilyon seviyesine yükselmiştir. Kısacası ekonomi pek iyi bir yolda gitmemektedir.
Ülke ekonomisinin bundan sonraki seyri ile ilgili piyasanın merak ettiği bazı sorular var. Bu soruların cevapları, ekonominin gidişatı ile ilgili somut fikirler verecektir.
1) Birkaç haftadır Merkez Bankası''nın açık piyasa işlemleri (APİ) ile piyasaya verdiği TL zaman içinde geri çekilebilecek mi? Yokse piyasaya daha fazla TL mi verilecek?
2) IMF hedeflerini tutturmak mümkün olacak mı? Yoksa enflasyonun yükselişi önlenemeyip hedeflerde revizyona mı gidilecek?
3) Bütün bu gelişmeler çerçevesinde borsanın durumu ne olacak? Yabancı yatırımcılar, yaklaşan sene sonuna rağmen yoğun bir şekilde gelecekler mi?
4) Yeni faiz dengesi hangi seviyelerde kurulabilecek? Piyasaya sıcak para girişi devam edecek mi?
5) Döviz fiyatlarındaki artış %50 enflasyon oranına paralel olarak mı devam edecek? Reel döviz kuru ile belirlenen kur arasındaki makas ne kadar açılacak?
6) Hazine borçlanması hangi vade ve maliyetler ile gerçekleştirilebilecek? Hazine istediği maliyet ve vadede borçlanabilecek mi?
7) Deprem felaketi ile ilgili yapılacak harcamalar bütçede yer bulabilecekler mi? Yoksa bu harcamalar para basılarak mı karşılanacak?
Ekonomi ile ilgili yukarıdaki soru işaretleri mevcut iken depremin yolaçtığı yaraları sarmak ve ekonominin minimum düzeyde etkilenmesi için senaryolar üretiliyor ve herzaman olduğu gibi üretilen senaryolar, üretenlerin çıkarlarını korumaktan ileri gidemiyor. Fakat gerçekte yapılabileceklerin sayısı oldukça kısıtlı. 4 ayrı senaryo üretmek mümkün. Şöyle ki;
a) Deprem yaralarının sarılması için bütçeden harcama yapmamak. İç ve dış bağışların yanısıra halkın ve özel sektörün yardımlarıyla yetinmek. Yeni yardım şekilleri oluşturmak (deprem vergisi gibi sakat fikirler olmamak kaydıyla) ve toplanan yardımların şeffaf yönetimini sağlamak. Bölgede yapılacak yatırımlar için teşvikler sağlamak ve özelleştirmeye hız vermek. Hatta gerekirse özelleştirilecek şirketleri borsaya açarak halka satmak. Sonuç olarak enflasyon mücadelesinden ödün vermeden deprem yaralarını sarmak. Ancak bunları becerebilmek için biraz maharet ve iyi niyet gerekiyor.
b) Para basarak harcama yapmaktan çekinmemek, bütçe açığını büyütmek, enflasyon mücadelesini askıya almak. Yani IMF''ye verilen sözleri ve olası bir Stand-By anlaşmasını unutmak. Kamuoyunun tepkisinden korkup, para basılacağını açıklayamamak ve dolaylı para basma yöntemleri bularak harcamalara olanca hızıyla devam etmek. Bugünlerde kısmen yapılanlar da maalesef bunlar.
c) Depremin yaralarını sarmak için borçlanmak. Deprem tahvili çıkarmak, yurtdışından kredi bulmak ve ABD Hazinesi''nin garantisi ile uluslararası piyasalardan borçlanmak. Böyle bir durumun ekonomik etkileri, sözkonusu borcun maliyeti ve vadesi ile orantılı olarak ortaya çıkacaktır. İyi bir borçlanma programı, kısa vadede enflasyonist baskıyı azaltmakla beraber, borç vadesinde yeniden enflasyonist baskıya neden olabilecektir.
d) Deprem yaralarını sarmak için en çok uygulanan yol olan vergi toplamak yöntemini seçmek. Doğrusu en geleneksel yol olan vergi toplama fikrinin bu sefer pek şansı yok gibi. Reel ekonominin böylesine bir vergiyi kaldıracak gücü yok görünüyor. Ayrıca kamuoyu da hırsız müteahhitleri affeden hükümete güvenmiyor ve böyle bir vergi ile toplanan gelirlerin kimlere yar olacağını sorguluyor.

