Kaydet
a- | +A

Yıllardır ülkemizde devam eden "ekonomiyi kurtarma" tartışmaları bugünlerde bütün hararetiyle devam ediyor. Bu tartışmalarda gerek sanayicinin ve gerekse devletin şikayetçi olduğu yegane konu yüksek faizlerdir. Her yıl bu aylarda, devlet kuruluşları, YPK (Yüksek Planlama Kurulu)''da Başbakan önünde hesap verirler. Yapılması planlanan ve o senenin bütçesiyle paralel olan yatırımlar tartışılır. Bütün devlet kuruluşlarının sorunları aynıdır. Yüksek faizler. Halbuki bu kuruluşlarımızın gelir-gider dengeleri çok iyidir ve faiz giderleri olmasa, tıkır tıkır işleyeceklerdir ! Faizler yüksek olmasa, devletin faiz harcamaları düşecek, bütçenin iki yakası biraraya gelecektir. Bütçe açığı kolayca kapanacak ve ülke enflasyon canavarının ellerinden kurtulacaktır. Bugünlerde hazinenin içinde bulunduğu durum, yukarıda bahsedilen devlet kuruluşlarından pek farklı değildir. Hazine, faiz giderleri olmasa, bütçesini dengelemiş vaziyettedir. Hatta faiz harcamalarının hesaba katılmadığı durumda bütçede fazla dahi verilebilmektedir.

Peki çözüm nedir? Son on yıldır bu problemin, değişik hükümetlerce uygulanan programlar vasıtasıyla çözülmesi denenmiştir.

1990''lı yıllarda işbaşına gelen hükümetlerin tamamının ilk öncelik verdiği konu faiz sarmalını kırmak olmuştur. 1993 yılının sonlarında başlayan radikal faiz düşürme operasyonları, piyasa dinamiklerinden ve gerçeklerinden uzak yanlış politikalar sonucunda ülke ekonomisini bir kriz ortamına sürüklemiş ve ekonomide meydana gelen yıkımın etkileri bugünlere kadar sürmüştür. Daha sonraki hükümetler de ya borçlanmanın vadesini uzatmaya çalışmışlar ya da dövizle borçlanmanın yollarını aramışlardır. Bütün bu dönemlerde değişmeyen iki şey vardır: Birincisi, bütün iştahıyla uygulanmaya devam edilen popülist politikalar, ikincisi ise her yıl faiz harcamalarının bütçe içindeki artan payıdır. Çözüm hem politikacılar ve hem de ülke insanları için oldukça zor ve acıdır. Kısırdöngüden çıkış yolu faiz giderlerini veri kabul edip, diğer harcama kalemlerini bu çerçevede hazırlamaktır. Bu çözüm doğal olarak hiçbir hükümetin hoşuna gitmemektedir. Acı reçete yerine bugünlerde planlanan, yeni bütçe ile beraber, deprem vergisi ve KDV oranlarını arttırarak bütçe gelirlerini yükseltmektir. Ayrıca daha büyük bir yanlış daha planlar arasında bulunmaktadır. O da faiz gelirleri için yeni vergi kalemlerinin uygulanmasıdır. Bu önlemlerin yanında makam otomobilleri yerine taksi fişi gibi göz boyama tedbirleri! de tartışılmaktadır. Faiz gelirlerinin vergilendirilmesindeki mantığı şöyle özetlemek mümkündür: "Enflasyon nasılsa düşecek, rantiyeler haksız yere yüksek reel faiz kazanacaklardır! O halde, bu yüksek kazançları vergilendirmek -cezalandırmak- gerekir." Piyasa gerçeklerinden ve modern ekonomi dinamiklerinden tamamen uzak olan bu yaklaşım sorunların çözümüne oldukça uzak olmanın yanısıra yıkıcı özellikler taşımaktadır. Bu çeşit vergiler, finansal piyasaların sağlığını bozmaktan ileriye gidemezler. Sağlığı bozulan finansal piyasalardan da devletler daha yüksek faiz ile borçlanabilirler.